"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

‘Eyyy Katar Şeyhi’ diyemezler

KATAR Şeyhi de Mısır’ın darbeci generali Sisi ile barıştı. Böylece Mısır ile “küs” Türkiye’den başkası kalmadı.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Bizim Mısır ile süratle ilişkilerimizi sağlıklı bir zeminde götürmemiz gerekir. Bunun için adım atması gereken belki Mısır olacaktır ilk başta ama bunu temin etmeliyiz” diyor ama bu konuda önce Cumhurbaşkanı’nı ikna etmeleri gerekecek.
Kendisi aynı masaya oturmamak için Obama’nın yemeğine bile gitmedi, oradan nasıl geri dönecek, gerçekten merak ediyorum.
Katar Şeyhi’nin de Sisi ile barışmasından sonra şimdi merak edilen konu, bizimkilerin meydanlarda, toplantılarda “Eyyy Katar şeyhi, sen nasıl darbeciyle barışırsın” diye bağırıp bağırmayacakları.
Bana öyle geliyor ki böyle bir seslenişi asla duymayacağız!
“Katarlı fonları” küstürmek kimsenin işine gelmez.
Biliyorsunuz her para ayakkabı kutusunda ya da evlerde saklanmıyor.
Şöyle bir hava almak için dolaşmaya çıkıp, sonra yıkanıp temizlenerek, yeniden üretime sokulması gerekiyor ki beslensin, büyüsün, kara günlerde işe yarasın.
Onun için bizim bu memleketten boşluğa doğru böyle bir sesleniş asla duymayacağız.


Suç ortaklığının belgesi!

HATIRLARSINIZ 2010 yılındaki KPSS’de soruların çalındığı tespit edilmişti.
Soruların çalındığı, 350 adayın birden 120 soruyu tam olarak yanıtlamasının yarattığı kuşku ile anlaşılmıştı.
Bunun üzerine zamanın Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Emniyet Genel Müdürü’nü ve MİT Müsteşarı’nı makamına çağırtmış ve talimat vermişti: “Soruları çalanı yakalayın, dosyayı da önce bana getirin!”
Sonra da derin bir sessizlik ile karşılaşmıştık.
O günden sonra “Pazartesi Soruları” başlığı altında bu konuyu defalarca sordum, kimseden ses çıkmadı.
Bu arada soruları çalanı yakalamayı başaramayan Emniyet Müdürü, milletvekili bile oldu, MİT Müsteşarı da devletin neredeyse en önemli bürokratı haline geldi.
O vakitler şunu soruyordum: “Bu dosya ne oldu? Hem Emniyet, hem MİT, hem de savcılık soruşturdu ve dosya belli ki önce Başbakan’a gitti. Acaba bu dosyanın sümen altına itilmesinin nedeni nefesi kuvvetli bir hoca mı” diye.
Dün yandaş medyanın manşetlerinde bu konu vardı.
Meğerse soruları çalanlar şimdi “paralel yapı” dedikleri, eski yol arkadaşları imiş!
120 soruyu tam olarak yanıtlayan 350 adaydan 150’si Fethullahçıların dershanelerinde, 120’si okullarında öğretmenlik yapıyormuş!
MİT’in, Emniyet’in, savcılığın o kadar geniş imkânlarla çözemediği meseleyi, TÜBİTAK şıp diye çözüvermiş!
Böyle bir şey olmadı tabii!
MİT de Emniyet de o kadar salak değil, bu bilgilere ulaşmaları en çok bir haftalarını alırdı. Savcılığın bu şüphelileri sorgulaması bile hırsızlığın failinin ortaya çıkarılmasına yeterdi.
Nitekim öyle de oldu.
Hırsızın kim olduğunu öğrendiler ama o günlerde can ciğer kuzu sarması oldukları için bildiklerini sümen altına itiverdiler.
Ne zaman ki öküz öldü, ortaklık bozuldu, bir taraf diğerinin hırsızlıklarını ortaya döktü, onlar da ellerindeki bilgiyi yeni öğrenmiş gibi piyasaya sürdüler.
Bu arada olan o sınava girip de sınav iptal edilince memuriyete girme haklarını kaybedenlere oldu.
Gerçekten yatacak yeriniz yok!


Dur bakalım, ne olacak?

DÖRT bakan ile ilgili soruşturma komisyonunun kararı 5 Ocak’a kaldı.
Gerekçe, şüpheli bakanların MASAK raporunu inceleyip itirazları varsa bildirmeleri.
Anlaşılabilir bir durum, yadırgamamak gerek.
Savunma hakkı kutsaldır.
Bakanların da aleyhlerindeki delilleri çürütmek için karşı deliller bularak, kendilerini savunma hakları vardır.
Onun için kararın ertelenmesini, peşin yargıyla eleştirmeyi doğru bulmuyorum.
Ama bakanların da bu kazandıkları vakit içinde daha inandırıcı savunmalar yapmalarını beklerim tabii.
Doğrusunu isterseniz “Çocukların sünnetinde, düğününde takılan altınları bozdurdum” bana çok inandırıcı gelmiyor.
Hem de çok ama çok eski bir savunma biçimi.
Bu devirde artık bunlara bel bağlamamak lazım.
Altınları alıp gidip kuyumcuya bozdurmak zor değil. Kuyumcunun alım satım belgesini ibraz ederek iş bitmiyor.
Bir de unutmayalım ki Reza Zarrab biraz altın işinin de içinde sayılır! Uçaklarla getirip götürüyordu, hatırlarsınız.
Ayrıca eski parayla trilyonluk, yeni parayla milyonluk altının hediye olarak da olsa kabul edilmesi bir vergi sorunu yaratıyor olmalı.
Parayı madem kendisine altın takılan çocuklar değil, bozdurup babaları kullandı, bunun beyan edilmiş olması da gerekmez miydi?
Bekleyelim, bakalım 5 Ocak’ta ne olacak?

X