"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Sosyal ve kültürel iktidar neden gerçekleşemiyor?

ÖNCE Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ensar Vakfı Kongresi’nde söylediği şu sözleri not etmek istiyorum.

“Siyasi olarak iktidar olmak başka bir şeydir. Sosyal ve kültürel iktidar ise başka bir şeydir. Biz 14 yıldır kesintisiz siyasi iktidarız ama hâlâ sosyal ve kültürel iktidarımız konusunda sıkıntılarımız var. Medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda hâlâ en etkin yerlerde ülkesine ve milletine yabancı zihniyetteki kişilerin, ekiplerin, hiziplerin bulunduğunu biliyorum. Bu durumdan da büyük üzüntü duyuyorum. Dün hedefimiz belki sadece bir avuç inançlı, imanlı, bilgili, birikimli nesil yetiştirmekti. Bugün ise hem bulunduğumuz yer çok farklıdır, hem de hedeflerimiz çok çok farklıdır. Elimizde böyle bir imkân varken, hâlâ pek çok yeri boş bırakıyor olmamız aklın ve vicdanın kabul edebileceği bir durum değildir. Biz 80 milyon insanın tamamına ulaşmayı hedefleyen bir hareketiz. Bunun farkında olmamız gerekir.”

Cumhurbaşkanı, bir yandan “80 milyon insanın tamamına ulaşmayı” hedefliyor, diğer yandan “medyadan sinemaya, bilim teknolojiden hukuka kadar pek çok alanda” başarılı olmuş kişileri “ülkesine ve milletine yabancı zihniyet” olarak ötekileştiriyor.

Önce şunu söylemeliyim ki İslamcı kadrolar içinde de yüksek entelektüel birikime sahip, yaratıcı kişiler var.

Ama belli ki Cumhurbaşkanı’na bu yetmiyor, hepsini istiyor.

O vakit şunu hatırlatmak isterim: Acaba, bunun nedeni İslamcı ideolojinin dayattığı biat kültürü ile sorgulamayı, tartışmayı erdem kabul eden evrensel kültür arasındaki fark olmasın?

Cumhurbaşkanı, “elindeki böyle imkânlara rağmen”, “sosyal ve kültürel iktidarı” ele geçiremediği için hayıflanıyor.

Buna hayıflanmak yerine sevinmeli, demek ki bu ülkede iktidar nimetlerine sırtını kolayca çevirebilecek, elinin tersiyle itebilecek karakterde kültür, bilim insanları var.

Öte yandan şu da bir gerçek ki Cumhurbaşkanı’nın, bu ülkede yapmak istediğini geçmişte dünyada deneyen çok lider oldu.

Kültür devrimleri yapıldı, kitaplar yakıldı, her sanat kurumunun başına partili komiserler atandı, buna uymayan yazarlar sürüldü, hapse atıldı, hatta öldürüldü ama o iktidar sahipleri başarılı olamadı.

Ve son bir hatırlatma:

Dünya nüfusunun dörtte biri Müslüman ama dünyada üretilen mal ve hizmetlerin sadece yüzde 5.6’sı İslam ülkelerinde gerçekleşebiliyor.

Teknoloji ihracatında İslam ülkelerinin payı binde 4.

114 yıldır verilen Nobel bilim ödüllerini kazanan Müslüman bilim adamı sayısı sadece üç!

Bunun nedeni İslam ülkelerinin vatandaşlarına geniş özgürlük alanları açmıyor olmaları olabilir mi?

Düşüncenin özgür olmadığı, devletin her alanı kontrol etmeye çalıştığı ülkelerde ancak bu kadar oluyor işte.

Cumhurbaşkanı, devlet eliyle “kültürel ve sosyal iktidarı” da ele geçirmeye çalışırsa, olacak olan da budur: Kültürel ve sosyal olarak fakirleşmiş bir ülke!

SANA KİMSE İNANMAZ!

DARBE girişimini araştırmak için kurulan TBMM komisyonunun AKP’li başkanı Reşat Petek, komisyonun raporunu açıklarken, Fetullah Gülen’in 1967 yılında CHP’ye 5 bin lira bağışladığına ilişkin bir de makbuz gösterdi.

Komisyonun istihbarat toplama gücüne bakın: ByLock kullanan milletvekillerinin listesine ulaşamıyor ama arşivlere dalıp taa 1967 yılında yazılmış bir makbuzun kopyasını bulabiliyor.

CHP, belgenin sahte olduğunu açıkladı, Petek de elindeki makbuzu nereden bulduğunu açıklamalı ki kim yalan söylüyor, anlayabilelim.

Ancak şöyle bir durum var ki 1967 yılında Fetullah Gülen, İzmir’de görevli bir vaizdi.

1967 yılında günlük ortalama işçi ücreti 25 lira 83 kuruştu. En az memur maaşı ise 405 liraydı. (Kaynak: İsmail Durak Ataay, Türkiye’de 50 Yıllık Maaş ve Ücret Uygulaması.)

Altının gramı 15 liraydı. 5 bin lira ile 333 gram 333 santim altın alınabiliyordu.

Bugün aynı miktarda altın almak için 48 bin 553 lira gerekiyor.

1967 yılında Laleli’deki lokantalarda üç kap yemek 3 liraya satılıyordu. Balık–ekmek 1 liraydı. 160 metrekare lüks daireler, Adana’da 135 bin liraya satılıyordu. Tippa marka daktilo fiyatı ise 700 liraydı. (Kaynak: Necip Köni, Ekonomi ve Paramız Almanağı.)

Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: Bu belgeyi üreten arkadaş, hesap bilmiyor! Tıpkı, Balyoz davasında Fetullahçıların ürettikleri sahte belgeler gibi, mumları yatsıya kadar yanıyor.

TİCARETTE VE DANIŞMANLIKTA SÜPERLER

CUMHURBAŞKANI, kültürel ve sosyal iktidara sahip çıkacak genç kuşaklar yetiştirememekten şikâyet ediyor ama AKP’nin yetiştirdiği genç kuşakların da hakkını yemesin.

Onların da başarılı oldukları alanlar var, özellikle ticaret.

Öte yandan “danışmanlık” sektöründe de genç İslamcı kuşak çok başarılı.

Üniversiteyi yeni bitirmiş bir genç bile, 40 yıllık işadamlarına, tüccarlara akıl vererek, gayet iyi para kazanabiliyorlar.

Her biri Harvard’ın iş idaresi okulunda “örnek çalışma” olacak nitelikte başarılar bunlar.

X