"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Özgecan’ın ardından verilen sözler

Dün, Özgecan Aslan ölümünün dördüncü yılında anıldı...

Babası hunharca katledilen kızının mezarının başında şunları söylüyordu:

“Eğer kalbimizde sevginin ışığı yoksa, başka bir şey vardır. O da maalesef şiddete dönüşüyor. Kadına şiddete yönelik çok ağır bir yasanın gelmesi gerekiyor. Fakat var olan yasaların ağırlığını cahil insanlar bilmiyor. Yasaların ağırlığını kimse bilmiyor. Bunun da mutlaka anlatılması lazım. Bu çok önemlidir...”

Özgecan’ın bindiği minibüste saldırıya uğraması, vahşice öldürülmesi laf olsun diye değil gerçekten de Türkiye’yi ayağa kaldırmıştı.

Kadına yönelik şiddet kurbanlarının acıyla hatırlayacakları bir simgeye dönüşürken toplumun tüm katmanlarını da hareketlendirmişti.

Kamuoyunda “Özgecan Aslan Yasası” olarak hatırlanan taslak, sistemin ve bürokrasinin dehlizlerinde bir görüldü bir kayboldu, bir görüldü...

Verilen sözleri, atılan nutukları, klişelere kuvvet demeçleri “güçlü bir samimiyetsizlik rüzgârı” önüne katıp çöpe savurdu elbette.

Aradan geçen 4 yılda 1500’e yakın kadın hayatını kaybetti benzeri cinayetlerde.

Sadece Ocak 2019’da 43 kadın öldürüldü erkekler tarafından...

Şule Çet davasında yaşanan rezillikler henüz çok taze... Sistem bildiği gibi dönüyor; gerçekçi ve dürüst davranalım; bir arpa boyu yol alınmadı, alınmıyor, alınacağa da benzemiyor.

Daha dün Cumhuriyet’ten Zehra Özdilek, 36 yaşındaki Münevver Kızıl’ın yardım çığlığını duyurmaya çalışıyordu.

5.5 yıldır eski erkek arkadaşının her türlü şiddetine maruz kalan Münevver Kızıl’ın 6 davası Yargıtay’da, 4 davası yargılama aşamasında ve 5 soruşturma süreci var. 17 kere koruma kararı aldırmış Münevver Hanım. “Bu kadar hukuki süreç devam ederken hâlâ ortada caydırıcı bir ceza yok. Öldürülen lise öğrencisi Helin Palandöken’in pankartını taşımıştım. Yarın bir gün benim de pankartımın taşınmasını istemiyorum” diyor, daha ne desin?!

Hilal Köse’ye konuşan kadın hakları savunucusu, hukukçu Hülya Gülbahar bu şiddet iklimini değerlendiriyordu dün...

6284 sayılı yasa (ki ne mücadele verildi onun için) ve İstanbul Sözleşmesi gibi kadın hakları, medeni haklar açısından çok önemli kazanımları tehdit eden ve korunup kollanan bir iklime dikkat çekiyordu Gülbahar.

“6284 tam olarak uygulanıyor mu?” sorusuna verdiği “örnekli” cevap kâğıt üzerindekiyle hayatın gerçeklerinin nasıl farklı olduğunu gösteriyor:

“Hayır. Büyük reklamlar yapılan panik butonu, elektronik kelepçe gibi uygulamalar hep ‘pilot uygulama’ ile sınırlı. Koskoca Türkiye’de panik butonu verilen ya da elektronik kelepçe uygulanan vaka sayıları komik ötesi. 25-30’u geçmiyor. Size birkaç rakam daha vereyim. 2016 yılında 6284 sayılı şiddet yasası kapsamında koruyucu tedbir kararı verilen 54 bin 269 kadından kaçına yasa gereği geçici maddi yardım verilmiş dersiniz? Sadece 10 kadına...”

Önümüz 8 Mart... Birkaç hafta içinde ne nutuklar dinleyeceğiz, ne pembe tablolar çizilecek göreceğiz.

Oysa kadınlar neredeyse sistematik olarak şiddete uğruyor ve failler yaygın kanının aksine bireysel değil, bir örgüt gibi hareket ediyor desek yeridir.

 

X