Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum

Fotoğrafın duayeni Ara Güler, Türk musikisinin zarif sesi Melihat Gülses ve etnik müziğin yükselen yıldızı Züleyha’yla “Nerdee o eski bayramlar” diye buluştuk, açtık bayramlık ağızlarımızı, saatlerce konuştuk.

Etrafında binbir takla atıp, elini defalarca öpsek de Ara Abi’den harçlık koparamadık ama hayata dair çok kıymetli tavsiyeler aldık. Buyrun siz de misafirimiz olun.
Hepinize iyi bayramlar!
Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum
Biz sizi kadife sesli Melihat Gülses olarak biliyorduk ama meğer asıl adınız Melek’miş...
- Melihat Gülses: Bunu nereden duydunuz? (Kahkahalar) Şaka bir yana aslında gerçek ismim güzel çizgi anlamına gelen Melihat... Ama konservatuvardaki hocalarım iyi kalpliliğime atıfta bulunmak için bana okulda Melike demeye başlamışlardı. Zamanla da Melihat, Melek’e dönüştü ve yakınlarım da öyle seslenmeye başladı. Vallahi açıkçası benim de hoşuma gitmiyor değil...
“Bu güzel çizginin” musiki aşkının tohumları ne zaman filizlenmeye başladı?
- Melihat: İlk müzik öğretmenim bir bankada veznedar olan babamdı. Çok güzel kanun çalar ve bunu da en az işi kadar önemserdi. Hatta müziğini icra ederken ortamda konuşan biri olursa kızıp hemen kanununu bir kenara bırakırdı. Evimizdeki musiki sohbetlerinde de beni hiç yanından ayırmazdı.
Allah müzisyen olmak isteyen her çocuğa böyle bir baba nasip etsin. Siz şarkıcı olmaya karar verdiğinizde asıl bayramı o yaşamıştır herhalde...
- Melihat: Ah keşke öyle olsaydı! Maalesef babam sanatçı olmamı hiç istemedi. Ama onun yakın iki arkadaşının yardımıyla, gizlice konservatuvara yazıldım. Daha sonraları da babama karşı büyük bir mücadele verdim. Hatta zaman zaman bu mesele yüzünden onu kırmak zorunda bile kaldım. Ama şimdi geriye dönüp baktığımda iyi ki öyle yapmışım diyorum çünkü sonunda onun da hayali olan konservatuvardan mezun olmayı başarıp, çok mutlu oldum!
Dışarıdan uysal kedi gibi görünen Melihat Gülses’in içinden bir leopar çıkabileceğini hayal etmek çok zor açıkçası. Gerçekten de hep böyle burnunuzun dikine mi gidersiniz?
- Melihat: Öyle olduğumu söylerler (gülüyor). Düşünsene, zamanında her sanatçının en büyük rüyası olan Maksim’de sahneye çıkma teklifini, bütün ısrarlara rağmen hiç düşünmeden elimin tersiyle geri çevirdim. İzzet, insan maneviyatı, sohbeti, sevgisi çok zengin bir aileden geliyorsa, bazı şeylere rahatlıkla “hayır” diyebiliyor.
“Gazinocular Kralı” Fahrettin Aslan’ı uzun zaman peşinizden koşturduğunuz doğru demek ki...
- Melihat: Nur içinde yatsın, Fahrettin Bey’i çok severdim ama eğitimini aldığım işi icra etmek için gazinoların doğru yerler olduğuna hiçbir zaman inanmadım.
Sanki sözlerinizde inceden bir dokundurma var...
- Melihat: Estağfurullah; bu zor işi hakkıyla yapanlara saygım tabii ki sonsuz ama para karşılığı sizi dinlemeye gelenlerin tarzınız dışında şarkılar isteme ihtimali benim prensiplerime uymadı, uymazdı. Bu kararım üzerine Fahri Bey eşimi çağırdı ve “Eğer karına sen izin vermiyorsan, ona vereceğim parayı senin hesabına yatırayım” teklifinde bulundu. Ama ben kendisine o kadar çok “hayır” demiştim ki, sonunda öfkelenip “Eğer Hafız Ali Gülses’in gelini olmasaydın seni ne yapıp edip, hatta gerekirse kocandan boşatıp sahneye çıkarırdım. Madem reddediyorsun, bir daha benden bu teklifi asla duymayacaksın ama şunu da aklından hiç çıkarma; bir gün sen kendi ayaklarınla buraya geleceksin” demişti. Fakat yanıldı!

Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum
Fahrettin Aslan’a gösterdiğiniz tepkiyi Sakıp Ağa’ya göstermemişsiniz ama...
- Melihat: Allah rahmet eylesin, Sakıp (Sabancı) Bey sesimi çok beğenirdi. Ayrıca benim için çok özel bir insandı çünkü babam Sakıp Bey’in bankasından emekli olmuştu ve birebir tanışırdık. Bu yüzden ona şarkı söylemek benim için bir şerefti. Vefatından sonra adına yapılan her anma törenine katılıp yine sevdiği parçaları seslendirdim. Bundan da inanılmaz mutluluk duydum çünkü orada Sakıp Bey’in ve babamın birlikte beni izlediğini düşünürdüm.
(Tam da bu sırada Ara Güler kapıdan içeri girer.)
HAMAMDAN GELİYORUM
ÇOCUK!
Ooo hoş geldiniz, keyifler nasıl Ara Abi?

- Ara Güler: İyi be çocuk, ne olsun. Hamamdan geliyorum. Allah’tan ahbaplarımın yeri de, para vermeden istediğim gibi keyif çatabiliyorum.
Hayrola cebine akrep mi kaçtı?
- Ara: Aa bilmiyor musun, ben korkunç cimriyimdir. Baştan söyleyeyim kimse bayram harçlığı falan istemesin, cebimde beş kuruş yok (kahkahalar)!


ERKEĞİN DE KADININ DA
TAZESİNDEN HAYIR GELMEZ
Senden para mı istedik yahu aşkolsun! Onu geç de, sen bize aşktan bahset...

- Ara: Ağzından ilk defa doğru bir laf çıktı ulan hıyar! İnan ki hayatta aşktan daha güzel bir şey yok. 87 yaşındayım ama gönlüm en doğru yaş olan 50’de takılı kaldı! Çünkü bir şeyi bilmek için yaşamak, onun için de en azından 50’lerinde olmak lazım. Bu yüzden erkeğin de, kadının da tazesinden hayır gelmez. Mesela yaşı daha küçük bir kadını alıp eve götürürsen ne olacak, kukla diye duvara mı asacaksın! (Bu esnada arkamızdaki masayı fark eder) Bayram sofrası mı kurdun sen?
Evet abi, hep birlikte eski bayramları yad edelim istedim...
- Ara: Bu bayram sofralarının ağababasını Hacı Salih yapardı evlat. Ben de bir bayram röportaj yapmaya gidip, fotoğraflarını çekmiştim. Ah be ne güzel günlerdi!
“Nerdeee o eski bayramlar” diyorsun değil mi sen de?
- Ara: Yok demiyorum, çünkü nerede olduğunu biliyorum. Eski bayramlar Taş Devri’nde kaldı. Ah ne güzel renkli sofralar kurulur, hepimiz bir araya gelirdik be...

Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum
ESKİDEN İSTANBUL ŞİMDİKİ
GİBİ ENAYİ DEĞİLDİ
Eski bayramların tadı yok da, İstanbul’un tadı mı kaldı sanki?

- Ara: Benim yaşadığım İstanbul, zaten İstanbul değildi. Aslında ben de İstanbul’u görmedim. O zamanlarda da İstanbul kalmamıştı, ölmüştü. Biz bu şehrin ölüsünü görüyoruz, ölü İstanbul üzerinde geziniyoruz. Pera’nın yok oluşundan beri, kokuşmuş bir şehrin üzerinde yaşıyoruz. Hepimiz Osmanlı torunuyuz ama o büyük tarihten, geçmişimizden hiç eser kalmadı. Ben Taksim’de doğdum, Galatasaray’da büyüdüm, 400 yıldır İstanbul’da yaşayan bir aileden geliyorum. Bir kere o zamanın İstanbul’u şimdiki gibi enayi değildi. Damı akmayan ev, faresiz sokak yoktu ama şehir daha aklı başındaydı.
?Eskiden böyle özel günlere daha çok sahip çıkılıyordu değil mi?
- Melihat: Aslında her şeyin kıymeti çok daha fazla biliniyordu. Bayramlar da bu yüzden daha güzel geliyordu bize. Ama yine de ben elimden geldiğince geleneklerimizi devam ettirmeye çalışıyorum. Mesela hâlâ kapıya çocuklar gelir diye harçlık ve şekeri hazır bulunduruyorum. Hatta şeker yerine çikolata alıyorum, daha çok tercih ediliyor çünkü günümüzde (gülüyor).
Milenyum çocuklarını kaliteli çikolatadan aşağısı kesmez!
- Melihat: Aynen öyle. Eskiden kapıya gelen çocuklar için şeker alırdık. Şimdi hangi marka çikolatayı beğenirler diye düşünür olduk. Aslında değişen devir değil, bizleriz.
Ara Abi böyle özel günlerde “Keşke çocuğum olsaydı” diyor musun?
- Ara: Sadece bayramlarda değil her zaman üzülüyorum bu duruma...

Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum

SİYASİLER ŞARKILARIMI
DİNLEMEKTEN KEYİF ALIYOR

Anladığım kadarıyla müzikte Türkan Şoray kurallarınız var. Peki evde durumlar nasıl?
- Melihat: İki çocuğum var. Kızım da, babası ve benim gibi konservatuvar mezunu. Onlara her zaman hoşgörüyle yaklaşırım ama ters giden durumlarda bir anda sesim yükselebilir.
Her an Türk müziğinden heavy metal’e geçiş yapabilirim mi diyorsunuz?
- Melihat: Aynen öyle! O yüzden beni kızdırmayacaklar. Bir gün Hıncal Uluç kızıma “Bu kadar güzel sesli bir annen olduğu için çok şanslısın” demişti. Kızım da “Siz bir de onu bağırırken görün” diye cevap verdi (kahkahalar). Anla, ben kızınca bizim evde neler oluyor neler...
Kulağıma devlet erkanının da sesinize bayıldığı dedikoduları geldi.
- Melihat: Politikayla çok ilgilenmem ama siyasilerle aram hep iyi oldu. Deniz Baykal, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve kızlarının şarkılarımı dinlemekten keyif aldıklarını biliyorum.
Cumhurbaşkanı’nın favori şarkısı var mı?
- Melihat: Bir televizyon programında Tayyip Bey benden “Fikrimin İnce Gülü”nü istemişti. Birlikte söylemeyi çok arzu etmiştim ama sesi kısık olduğu için ben tek söylemek zorunda kaldım.
Yeni nesilden çok hayranınız var. Onlara sesinizi nasıl duyurdunuz?
- Melihat: Türk müziğini gençlere ulaştırmak için elimden geleni yapıyorum. “Ihlamurlar Altında”, “Tövbeler Tövbesi”, “Günah” gibi pek çok dizide şarkılarım yer aldı.
Bu kadar diziyle haşır neşir olup da oyunculuğu nasıl pas geçtiniz?
- Melihat: Metin Akpınar’ın “Papatyam” dizisinde bir müzik öğretmenini canlandırmam için teklif gelmişti ama “hayır” dedim. Şarkı söylerken gayet mutluyum, bu da bana yetiyor.

ZÜLEYHA BENİM YAKIN ARKADAŞIM

Sus küçüğün, söz büyüğün derler... O yüzden kusura bakma sıra ancak sana gelebildi Züleyha...
- Züleyha: Ne demek abicim, bu masada oturup hepinizi saatlerce dinleyebilirim.
Muhabbet uzarsa, Ara Abi kafamızı kırar! Senin için onun manevi kızı diyorlar? Var mı aslı, astarı?
- Ara: Ne kızı ulan, Züleyha benim yakın arkadaşım. Çok seviyorum, çok beğeniyorum ben onu!
- Züleyha: Ara Abi’nin “O benim arkadaşım” demesi o kadar gurur verici ki anlatamam. Henüz 28 yaşındayım ve bugüne kadar kazandığım her şeyden daha kıymetli bu cümle. O “yaşsız” bir insan olduğundan her yaştan, her kuşaktan arkadaş edinebilir. İnan, yanındayken yaşıtlarımdan çok daha fazla gülüp eğleniyorum. Çünkü o başta kendisi olmak üzere herkesle, her şeyle dalga geçebilen müthiş bir espri makinesi.
Peki nasıl tanıştınız kankanla?
- Züleyha: (Gülüyor) Onun uzun bir hikayesi var. Üniversitede yönetici asistanlığı okurken, bir yandan da ailemden gizli konservatuvarı bitirmiştim. Mezun olunca Vatan Gazetesi’nde Zülfü Livaneli’nin asistanlığı yapmaya başladım. Zülfü Abi bir gün benden “Yiğidim Aslanım”ı Kürtçe’ye çevirmemi istedi. Sesimi de çok beğenince Açıkhava Tiyatrosu’nun 7 bin kişiyle hıncahınç dolu olduğu bir akşam “Hazırlan” dedi, “Bu gece sahnede ‘Yiğidim Aslanım’ı sen okuyacaksın”... Yaşar Kemal de oradaydı. Konserden sonra Yaşar Abi “Bu kıza bir albüm yap Zülfü” dedi.
Valla “uzun hikaye” derken bu kadar maziye dalacağın hiç aklıma gelmemişti. O güzel sesinle bir Aydın havası çığırsan?
- Züleyha: Tamam abicim, mesaj alındı (kahkahalar)! Neyse işte o gece, profesyonel müzik yolculuğuma Zülfü Livaneli ve Yaşar Kemal gibi iki dev ustanın desteğiyle çıkmış oldum. “Kadın Türküleri” albümünü çıkartırken, özel bir fotoğraf çalışması yapılmasını istedim. Ara Abi’nin yardımcısı Fatih Aslan’ın telefonunu buldum. Biraz çekindiğim için de “Bismillah” diyerek bastım tuşlara...
Fırçayı yiyip avucunu yalayacaksın diye korktun değil mi?
- Züleyha: Ee sonuçta karşımdaki koskoca Ara Güler be abi! Sesini ilk duyduğum anda, kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Kendimi tanıtınca bana “Aa sen Zülfü’nün şarkılarını okuyan kız değil misin? Albümün bizde var. Ayvalık tatilinde döndürüp döndürüp dinledik” dediğinde derin bir oh çektim.
Seni tanıdığını öğrenince zevkten dört köşe olmuşsundur...
- Züleyha: Evet, yalan mı söyleyeyim şimdi! Ne mutlu ki dünyanın önünde eğildiği bir büyük usta, müziğimi ve beni biliyordu. Üçümüz buluştuk, Kadın Emeği Değerlendirme Vakfı’yla ortak çıkardığım “Benden” albümünün konseptini anlattım. Allah bin kere razı olsun, “İstediğin fotoğrafları al. Hediyemdir sana” dedi.
Böyle kıyak da dostlar başına valla...
- Züleyha: Kesinlikle! Gerçekten ben çok şanslı bir insanım. Zamanında Ara Kafe’de görüp yanına gitmeye çekindiğim Ara Güler’le o albüm sayesinde iki yakın arkadaş olduk.
Ara Güler sana el vermiş oldu yani...
- Züleyha: Ee bir bakıma öyle... Bu tanışma bana başka kapılar da açmış oldu.
- Ara: Bu kızın sesi çok değerli ama üç değil isterse 33 albüm yapsın yine değeri bilinmeyecek. İşte buna çok üzülüyorum.
Peki böyle her kapını çalana fotoğraflarını bedava veriyor musun?
- Ara: Nah bedava veririm! Züleyha’nın yeri çok ayrı benim için. Bak kim “Para benim için önemli değil” edebiyatı yapıyorsa yalancıdır. Bu devirde para her şeyden önemli; ama paradan da önemli şeyler var...
Haydi diyelim ki Ara Abi’yle karşılaşman evrenin sana torpiliydi. Peki Şener Şen gibi başka bir efsaneyle arkadaş olmana ne demeli? Yoksa sende şeytan tüyü mü var?
- Züleyha: Şener Abi’yle de Ara Güler vesilesiyle tanıştım. Onun filmlerini izleyen herkes gibi kendisinin büyük hayranıydım ama tanıdıktan sonra daha da çok sevdim. Mütevazılığı, hepimizi gülmekten yerlere yatıran müthiş ince zekası ve uçsuz bucaksız mizah anlayışı ile Şener Şen’i tanıyıp da hayran olmayacak yoktur zaten. Onları evimde, kendi ellerimle kurduğum sofrada ağırlama fırsatım da oldu, ne mutlu bana. Şener Abi de, Ara Abi de bayıldılar kurduğum sofraya. Bir sonraki buluşmamızda sen de bizimle olursun inşallah...
Kesinlikle kaçırmam! Şimdiye kadar iki kuşaktan az buçuk bayram anılarını dinledik. Senin büyüdüğün Kumkapı’da bayramlar nasıldı?
- Züleyha: Kumkapı birçok dinden, kültürden, mezhepten insanın buluştuğu bir semt. Hele de benim çocukluk yıllarımda tam bir kültür mozaiğiydi. Hem bizim bayramlarımızı, hem de Ermeni komşularımızın bayramlarını aynı coşkuyla kutlardık. Biz sokakta koşup oynayan çocuklar, mahalledeki bütün evleri kendi evimiz bilirdik. Kimin kapısını çalsak elimize şekerler, tatlılar verilirdi mutlaka. Mahalle değil, adeta kocaman bir aile gibiydik.

ROMA SÜTUNLARI ÜZERİNDE
PİŞPİRİK OYNUYORLARDI

Efsane bir fotoğrafçı olmana rağmen hâlâ fotoğrafı sanat olarak görmüyor musun?
- Ara: Fotoğraf tarih olayıdır. Bir makineyle tarihi zaptedip, durdurursun. Kaybolmasın, yitmesin diye bir arşivleme işidir yani fotoğraf. Aslında yapılan iş görsel tarihçilik. Bu kadar küçük bir şey sanat olamaz. İki adamı yan yana koyup çektim. Hadi diyelim biraz da estetik kattım. Bunun neresi sanat olurmuş? Sanatçı, Beethoven’dır, Mozart’tır, Picasso’dur... Düşün, fotoğraf gerçekten sanat olsaydı dijital ortaya çıkınca bu iş bu kadar ayağa düşer miydi anasını satayım? Şimdilerde herkes kendisine fotoğraf sanatçısı dedirtir olmuş. Bunlar sanatçı değil, çöpçü bile olamaz! Birileri de hıyar gibi onlara inanıyor iyi mi! Bırak bu işleri de, asıl sen benim Afrodisias’ı nasıl bulduğumu biliyor musun?
Gerçekten kimsenin haberinin olmadığı antik kenti nereden buldun be Ara Abi?
- Ara: Adnan Menderes’in açacağı barajı çekmek için yollara düşmüştüm. Su dolu barajın en iyi görüntüsünü ararken şoförle dağlarda kaybolduk. Adam bana nasıl sallıyor bir bilsen! “Japonya’da değiliz buluruz dönüş yolunu ulan pez....k” dedim ama kâr etmedi. Meğer misafirliğe gideceklermiş, karısı evde bekliyormuş. Biz dağlarda kaybolunca tabii o iş yalan oldu (gülüyor).
Leyla’sını arayan Mecnun gibi kendini dağlara mı vurdun?
- Ara: Ne sandın, haber sana gelmez, sen ona gideceksin! 1950’ler, Nazilli’de elektrik bile yok! Her yer gaz lambasıyla aydınlanıyor. Sığındık bir kahveye, gözüm karanlığa alışınca bir baktım millet, Yunan sütun başlıkları üzerinde pişpirik oynuyor. Gladyatör sanki pez....ler! Sabah keşfe çıktım ve hayatımda gördüğüm en büyük antik tiyatroyla karşılaştım.
CUMHURBAŞKANLIĞI
SARAYI BENİM,
YANİ HALKIN MALI
Desene sen olmasan heba olacaktı koca medeniyet...

- Ara: O kadarını bilemem ama bulunması hepimiz için hayırlı oldu. Ama bir kez daha anladım ki, toplum dediğimiz ne istediğini bilmeyen hıyarlar cemiyetiymiş. Şehrin üzerinde Osmanlı evleri bulunduğundan ve yıkılamayacağından Afrodisias’ı üç kilometre öteye taşıyıp, yeniden kurdular. Düşün anlattığım yer, Efes’in 10 katı büyüklüğünde...
Bu keşif karşılığında ödül olarak ne aldın peki?
- Ara: Bir b.k almadım, umrumda da değil zaten. Bak sana yeni bir şey söyleyeyim; benden Ak Saray için fotoğraflarımı istediler.
Haydaaa, Pandora’nın kutusu gibi her an yeni bir sürpriz çıkıyor senden de abi!
- Ara: Ne sandın kerata, çıkacak tabii. Ak Saray’ın duvarlarını benim fotoğraflarım süsleyecekmiş. Abdullah Gül’e de göndermiştim zamanında. Şimdi de içinden seçsin diye Tayyip Bey’ye üç katalog yolladık.
Bu sefer para alacak mısın Ara Abi?
- Ara: Ne bileyim ulan! Verirler herhalde, vermezlerse de canları sağ olsun. Ak Saray zaten benim, bizim, yani halkın malı!
ECEVİT ÇOK ZARİF ADAMDI
Böyle dilinin kemiği olmadan konuşuyorsun da maazallah kızdırmayasın birilerini?

- Ara: Kim, nasıl kızacakmış bana? Ben Bülent Ecevit’le ilgili bir kitap yapmaya karar verip, “Bana karışma ulan, günlerce etrafında dolaşacağım” demiş adamım!
“Ulan” dedin mi gerçekten?
- Ara: Dedim tabii neden demeyeyim. İstediğim gibi gezdim dolaştım yanında, kimse de karışmadı bana. Ecevit gerçekten çok zarif adamdı. Ama kendisine suikast düzenlenen Gerede olaylarında çok korkmuştu.
Sen de orada mıydın?
- Ara: Tabii oradaydım. Dedim ya çok büyük adamdı. Ankara’daki cenaze töreninde eşi Rahşan, 9 kilometre boyunca tabutunu taşımıştı.

Bunca yıl fotoğraf mı çektim ızdırap mı bilmiyorum

ŞİMDİKİLERİN NESİ GAZETECİ ULAN!

Abi sen aynı zamanda savaş fotoğrafçılığının da efsane isimlerindensin...
- Ara: Benden başka çekecek enayi olmadığı için evet öyleyim! Dört büyük savaş gördüm. Şimdikilerin nesi gazeteci ulan! Hayatlarında bir tane kurşun sesi duymamışlardır. Coşkun Aral’la rahmetli Savaş Ay’ın dışında kimse bir b.k görmedi.
İşin cefasını da çektim, sefasını da sürdüm diyorsun...
- Ara: Anlatayım da cefa mı, sefa mı sen karar ver! Dış basına çalışırken Etiyopya-Eritre savaşını çekmeye gittim. Ortalık toz duman, en yakın su kaynağı 900 kilometre ötede. Bir bardak gazoz için bin dolar vermeye razı olduğum anlar yaşadım. İnsan düşünüyor, diyelim ki öldük... Ben ve kamyonu kullanan bir herif. Üç ay sonra da cesedimizi buldular. Kurumuş, yarı yenmiş iki ceset, hatta iki iskelet... “Kim bunlar ulan” diyecekler. Kim bilecek benim kahraman olduğumu. Ama bu işin tehlikesi ne kadar büyükse, çekiciliği de o kadar dayanılmazdır.
Sen deneyimli adamsın, yakın gelecekte büyük bir savaş çıkar mı?
- Ara: Çıkacak tabii, çok da insan ölecek. Bu savaş modern silahlarla yapılacak ve biz ne olduğunu anlayana kadar da son bulacak.
Türkiye’de girer mi?
- Ara: Onu ben nereden bileyim ulan, Başbakan mıyım ben?
Aman kızma abi, en iyisi ben konuyu değiştireyim. Bir de idam hikayen varmış...
- Ara: Aa bak onu da anlatayım sana. 1960’larda küçük bir kıza tecavüz ettikten sonra öldürüp dereye attığı için Sarıyer Canavarı olarak tanınan adam idama mahkum olmuştu. Biz de idamı fotoğraflayacağız. O zamanlar idamlar Sultanahmet Meydanı’nda halkın önünde alenen yapılırdı. Ahali köfte ekmek yiyip, şerbet içerek sabaha kadar ipte sallanan adamları izlemek için birbirini eziyordu. Neyse kendimize zar zor yer bulduk. Biz çekmek için beklerken herif asıldı, sırtı da bize dönük kaldı iyi mi! Ne yapacağım adamın arkasını çekip! Tuttuğum gibi çevirdim, yüzü bize dönünce de herkes çekti fotoğrafını. Sayemde millet şeflerinden fırça yemekten kurtuldu.
Menderes’in idamında orada mıydın?
- Ara: Değildim, içeri sokmadılar. Deniz Gezmiş’i de aniden astılar. Ulan ne yaptı bu adamlar da ölümüne karar verdi devlet! Çok üzücü, çok!

PHOTOSHOP İŞİN İ.NELİĞİ

Fotoğrafta Ara Güler kuralları var mı?
- Ara: Hiçbir zaman kural falan düşünmedim. Ama yaptığım iş bir sisteme bağlıysa muhakkak kuralı vardır.
Mesela kapına gelip “Kıroyum ama para bende. Benim de bir resmimi çeksene” dersem ne yaparsın?
- Ara: Ne yapacağım, cevap dahi vermem! Fotoğraf, makineyle değil kalple çekilir. Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim. En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktilosu olan da en iyi romanı yazardı. Ama ben bu kadar yıl fotoğraf mı çektim yoksa ızdırap mı zaten onu da anlamış değilim.
Fotoğrafın üzerinde oynanması caiz midir peki?
- Ara: Fotoğraf gerçektir, photoshop ise işin i.neliği... Çünkü o dediğin gerçeklikten hakikati çıkarıp, olayı çarpıtıyor.
Karşısına geçip bakmaya doyamadığın bir fotoğraf yok mu peki?
- Ara: Sirkeci’deki tramvayın önünde duran at arabasının olduğu fotoğrafımı inanılmaz severim. Her şeyin yeri tam kıvamındadır. Uyanık davranmışımdır, anlık bir olaydır. Bir saniye geç kalsam o fotoğraf olmazdı. Zaten bütün mesele kompozisyonu denk getirip estetiğe yaklaştırmak. Yoksa photoshop’lasan kaç yazar!
Tamer Yılmaz, “Sokaklar bitti, onun için bir Ara Güler daha yetişmez” dedi.
- Ara: Sokaklar bitmedi, şekil değiştirdi. Yok sağa dönme, yok sola park etme... Türkiye’de boş sokak kalmadı ki abicim, fotoğrafı çekilsin!
SELFIE DE NE, O MENDEBUR ŞEYLE İŞİM OLMAZ
Cep telefonuyla fotoğraf çekiyor musun?

- Ara: Bir telefonum var ama nerede olduğunu bile bilmiyorum. Hiç denemedim onunla fotoğraf çekmeyi...
Nasıl yani, selfie de mi çekmedin?
- Ara: O ne ki? Benim öyle mendebur şeylerle hiç işim olmaz. Ama bazen şunu da düşünmeden edemiyorum. Keşke zamanında aşklarımın fotoğrafını çekeceğime, onlarla yaşadıklarımı deftere yazsaymışım. Ne enayi bir adamım ben yahu!
Haydi kitabı geçtim de insan bir film çekerdi be Ara Abi!
- Ara: “Yavuz” filmini yaptım ya ulan, ama kimse bir b.k anlamadı. Çünkü çoğu adam, Yavuz zırhlısını Almanların zannediyor. Filmi onlara satsam daha çok para kazanırdım. Türkiye’de bir de üzerine sansür yedi.
“Hayaller Cannes Film Festivali, gerçekler Sağmalcılar Cezaevi mi” diyorsun?
- Ara: Hay ağzını öpeyim! TRT filmimi yasaklayınca, ben de basıp kalayı çıktım. Birkaç yarışma dışında hiçbir yerde de oynamadı. Türkiye’de sansürsüz devir yok maalesef, kaderimiz bu!

NECİP FAZIL TEHLİKELİYDİ SEVMEZDİM

Edebiyat dünyasından birçok isim yakın arkadaşınmış..
- Ara: Orhan Veli’den tut Orhan Kemal’e kadar aklına gelebilecek ne kadar edebiyatçı varsa toplaşır, hem edebiyat konuşur hem müzik dinlerdik. O ekipte Necip Fazıl da vardı. Bana sorarsan gelmiş geçmiş en büyük şairdir. Ama tehlikeli bir yanı olduğu için çok sevmezdim.
Abi gene bir sürü insanı kızdıracaksın...
- Ara: Allah’ın bildiğini kuldan mı saklayacağım ulan! Sen sen ol hep dürüst davran, ikircikli olma. Bu da sana benden bayram mesajı olsun!

X