"Hande Fırat" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Hande Fırat" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Hande Fırat

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

Devlet başkanlarına resmi yemekler, yemekli toplantılar, davetler, resepsiyonlar...

Birbirinden farklı lezzette yemekler, taze meyvelerden yapılan -içinde mutlaka taze meyve parçacıkları bulunan- değişik içecekler, kilo aldırmayan tatlılar...

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

Ankara temsilcilerinin resepsiyonlarda başlarından ayrılmadıkları çiğ köfteler, zeytin yağlı yaprak dolmaları...
Son örnek de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’ın, Dünya Kadınlar Günü nedeniyle verdiği öğle yemeğindeki “Atıksız Menü.”
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin mutfağındaki temel mantık, yiyeceklerin ziyan edilmemesi ve atılmaması. Ayrıca sağlıklı, kilo yapmayan gıdalardan yapılması. Mutfağın başında Seyit Başkonak var. Hem lezzetli, hem sağlıklı, hem de “atıksız mutfak” sebebiyle kendi Michelin yıldızımı onlara veriyorum.

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

O MUTFAĞIN SIRLARI

· Bazı yemeklere mercimek unu kullanılıyor.
· Badem sütü revaçta. Yemekler için beşamel sos, badem sütü ve unu ile hazırlanıyor.
· Yaz bitiminde mutlaka bahçe domatesi konservesi hazırlanıyor, kış boyu kullanılıyor.
· Yemeklerde çeşni olarak kullanılan kereviz, soğan, sarımsak ve kişniş tozları Külliye mutfağında hazırlanıyor.
· Tatlılarda şeker ve unun yerini bal ve badem unu alıyor.
· Son dönemin popüler gıdası chia tohumu da Külliye mutfağında.

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

KÜÇÜK BİR NOT:
Birçok diyetisyenin diyet listesinde yer alan, Omega-3 kaynağı olarak bilinen chia tohumu ile puding yapılabileceğini de öğrendim. Külliye mutfağındaki profesyonelliği beceremeyeceğim için evde basit ne yapabileceği sordum. Süt mümkünse badem sütü ve chia tohumu ile hazırlayacağım pudingi balla tatlandırıp, üstüne meyve koyma önerisini aldım.

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

YAZA ÖZEL TARİF

Külliye’deki öğle yemeğinde nefis içecekler vardı. Ben “vanilyalı zencefil” istedim. Sonra bir bardak, bir bardak daha istedim... Yazın buzdolabında soğutup keyifle tüketilebilecek bir içecek.
İŞTE TARİFİ:
Malzemeler: 10 adet limon, 1 kg taze zencefil, 1 adet çubuk vanilya, 500 gr süzme bal, 3 lt su, bir bağ taze nane.
Yapılışı:
Zencefiller soyulup küçük parçalara ayrılır. Limonların suyu sıkılır. Limon suyu ve zencefiller posa haline gelene kadar blenderdan geçirilir. Posayı süzme görevini yapacak bir tülbentle süzülür. (Posayı tülbentin içinde saklıyoruz, atmıyoruz.) Bu arada bir başka kapta üç litre kaynamış suya bal ilave edilir ve eritilir. Bir küçük kapta ise vanilya çubuğun içi açılarak, biraz su ile kaynatılır. Büyük bir tencere alınır içine zencefil-limon suyu, ballı su, ve vanilyalı su boşaltılır. Ayıkladığımız taze naneler eklenir. Posanın bulunduğu tülbentin ağzını bağlayıp, tülbenti de tencerenin içine atıyoruz. Bir gün buzdolabında karışımı dinlenmeye bırakıyoruz. Sonrasında büyük bardaklara koyup afiyetle içiyoruz.

Benim Michelin yıldızım Külliye’ye

47. KROMOZOMUN SIRRI

Sıradan bir insanın vücudundaki kromozom sayısı 46.
Verilere göre 800 doğumda bir bu sayı 47 olabiliyor.
Yani insan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden, 23 tanesi ise babadan geliyor ama bazen 21. kromozom iki değil, üç adet olabiliyor.
Bu durum, tıbbi olarak hastalık değil, genetik farklılık olarak açıklanıyor.
Bana göre 47. kromozom; karşılıksız ve saf sevgi demek.
Down sendromlu bir çocukla tanışmadıysanız ya da down sendromlu bir arkadaşınız yoksa bu dediğimi tanışana kadar tam anlamıyla anlama ihtimaliniz yok.
Kromozom sayılarındaki özellik onlar için özel bir günün de tarihini de belirledi. 21. kromozom üç adet olunca, üçüncü ayın 21’i de Down Sendromlular Farkındalık Günü olarak belirlendi.
Hafta başında “Down Sendromlular Futsal Milli Takımı”, gazeteye ziyaretimize geldiler. Onlardan aldığım plaket en anlamlı plaket. Çok teşekkür ediyorum.
Türkiye Özel Sporcular Spor Federasyonu bünyesinde Türkiye’de ilk kez “Down Sendromlular Futsal Milli Takımı” oluşturuldu. Sonbaharda, Avrupa Şampiyonası’na katılacaklar. Ama önce kampa girecekler.
Hem spordan konuştuk, hem özel hayatlarından. Çok keyifliydi, bol bol güldük. Karşılıksız ve saf sevgileri sihirli bir değnek gibi tüm günüme dokundu.
Kalbim, Avrupa Şampiyonluğu için onlarla...

BAHAR GELİRKEN YÜRÜMEK CANDIR!

Eh! Bütün kışı mayışık, el kol kalkmaz halde geçirirsen, baharın ilk sesleri ile de bir panik başlar.
Daha ince giysiler giyeceğim, üstelik denize gireceğim, ben şimdi ne yapacağım paniği... İşte bu yüzden yeniden yollara düştüm, başladım yürümeye. İyi ki Eymir var, iyi ki ODTÜ ormanı var. Türkiye’nin ve dünyanın yoğun, stresli gündeminden uzak,  kulağımda müzikle uzun ve tempolu yürümek çok iyi geliyor. Günümüzde ağaçlarla dolu uzun yürüyüşler yapabileceğimiz büyük parklara ihtiyacımız var. Sağlığa, strese, ruha iyi geliyor.
Ankara’daki tüm yetkililere çağrımdır:
LÜFTEN: Dip dibe AVM ve bina yığmaktan vazgeçin!
LÜTFEN: Büyük parklar yapın!
Şu Ankapark fantezisinden de vazgeçin! Söz “yapamadılar” demeyeceğim, “iyi ki yapmadılar” diyeceğim. Yemyeşil, yürüyüş alanı olan kocaman bir park yapın!

X