"Gülse Birsel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülse Birsel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Gülse Birsel

Eyyy Batı! Senin komplolarını yemedim, ver mehteriii!

10 gün gezdim geldim, nasıl özlemişsiniz değil mi? Her ne kadar yeni oyunları görüp doğum günümü kutlamak amacıyla çıkılmış bir keyfi seyahat gibi görünse de, esasında Batı’ya haddini bildirme hedefli bir geziydi, buradan gururla açıklıyorum!

Yapılan tüm haksızlık, saldırı ve komplolara karşı, New York’ta dimdik durmayı başardım ve onlara derslerini verdim!  

Psikolojik savaş ve yıpratma çabaları Amerika’ya girmeden başlıyor sevgili vatandaşlarım. Dakika bir, güvenlikten geçerken ayakkabılarını çıkarttırıyorlar insana. Sonuçta Türküm, Müslümanım ve toplumda tanınan, kanaat önderi denebilecek bir kişiyim. En azından kanaatkar bir kişiyim, o da birşey. Ayrıca şu an elimde biri film, biri dizi olmak üzere iki devvv proje var. Hedef çok açık abicim. Beni çorapla taşta yürütüp sistit yapmak! Veya çorabım çirkinse, imajıma zarar vermek. Yemezler! Siyah üzerine kırmızı kiraz desenli tüylü çoraplarımla vakur biçimde yürüyüp ülkemi en iyi şekilde temsil ettim.

Çantada cımbız, parfüm filan herşey yasak. Koskoca Gülse Birsel cımbızla pilotun bıyıklarını yolup etkisiz hale mi getirecek? Parfüm alıp tüm şişesini etrafa boşaltıp, herkesi migren ağrısından ağlatıp uçağa zorunlu iniş mi yaptırtacak? 

Neden çok bariz abicim. Başarımı, son yıllardaki şöhretimi çekemiyorlar. 

***

Eyyy Batı Senin komplolarını yemedim, ver mehteriii

İndik New York’a. Pasaport kontrolündeyiz. Bir görevli gelip bana bakarak seslendi. “İngilizce ve Fransızca bilen var mı” diye. Bak bak, aklı sıra “Yok kardeş, neredee” dedirtecek, başımı öne eğdirecek. Memleketimin okullarında Allah’ıma bin şükür ikisini de öğrettiler. Atıldım öne, “Varr” dedim “Kara Murat benim!” vurgusuyla. Aldılar beni Afrikalı bir kadıncağızın yanına, karşımda pasaport polisi. Polis Amerikalı, kadıncağız da sadece Fransızca biliyor. Ben de aralarında tercümanlık yapıyorum. Diyorum “Bacım, yanında yiyecek içecek var mı, kaç dolar aldın, akrabalarının yanında mı kalacaksın, sebebi ziyaretin ne” filan. Afrikalı kadıncağız gözümün içine bakıyor, sempatik sempatik “Benden zarar gelmez Amerika’ya, yeminlen” ifadesi ve en tatlı sesiyle cevap veriyor, ben tercüme ediyorum. Atalarımız Osmanlı abi. Oralar eskiden hep bizimdi. Bir nevi eski vatandaşıma yardımcı oluyorum, Amerika’da sahipsiz bırakmıyorum. Sonuçta bütün mazlum milletlerin gözü bizde. Ve gerçekten bütün mazlum milletlerin gözü bende o esnada. Zira Avrupa Birliği dışındakiler sırasındayız ve pasaport kuyruğundaki mazlumların hepsi, bir Türk, bir Afrikalı ve bir Amerikalı polis arasındaki bu garip sohbeti seyrediyor. Bak yanlış anlama, orta seviyede Fransızcamla  o kadar emek verdim, Afrikalı kadın geçti, insan pasaportumdaki vizeye şöyle usulen bakıp, “Siz geçin Fransızca bile bilen, dakikalarca bize yardımcı olan aşırı derecede minnettar kaldığımız muhteşem Türk” filan der di mi? Yook. “Siz tekrar sıraya” yapmasın mı? Sıra bana gelince parmak izime kadar ince ince kontrol etmesin mi? Yav demin muhtaç değil miydin sen bana nankör?

Sebep gayet net abicim. Eziklik. Kültürümü, köklü irfanımı kıskanmaları. 

***

Yeri gelmişken Batı medeniyetinin bana hazırladığı meteolojik komplodan bahsetmek isterim. Mart sonu New York’ta kar mı olur? Okulların, bankaların tatil edildiği, “Dışarı çıkmayın” uyarısı yapılan isimli cisimli ‘Stella’ tabir edilen fırtına mı çıkar?

Tesadüf mü? New York’ta Türk mizahını parlak bir şekilde temsil edebilecekken, Stella marifetiyle iki gün otel odasına kapatılarak etkisiz hale getirilmem bilinçli bir plandır!

Sonuçta dış güçler istedikleri zaman depremdi, yağmurdu, yapay olarak yaratabiliyorlar. Melih başkanım detaylı olarak biliyor, onun yalancısıyım. Dolayısıyla niye mühim bir Türk vatandaşı New York’a geldiğinde baharın ortasında kar fırtınası patlatılmasın? Niye Türk sanatının önüne böyle bir set çekilmesin?

Sebep kabak gibi ortada abicim. Hollywood ve  Amerikan kanalları dev projelerimden deli gibi korkuyorlar! 

Tam memlekete döndüğüm gün, Türkiye’den gelen direkt uçuşlarda dizüstü bilgisayarlar yasaklandı! Bu kadar da olur mu? Böylesine hasetle yaşanır mı? Hayal gücümle, kalemimle başa çıkamayacaklarını anladılar, dönüş uçağında muhteşem satırlarımı yazmamdan korkup bu yasağı patlattılar. Ne var ki 24 saat geç kaldılar. Nedeni malum abicim. Rekabetten korktular, yolumuza taş koydular.

***

Ha bak, ona kadar yazdıklarım gülün diyeydi ama bir önceki cümle ciddi. Sadece hedef ben değilim. Mesele bizim buraların havacılık sektöründe kaptığı aslan payını araki bulaki! Ne demek oğlum uçakta dizüstü yasağı, tablet yasağı? Şaka mısınız siz?  Terör tehdidiymiş de, şuymuş buymuş. Ey Batıı! Yahu biz komplo teorisinin, öküz altında buzağı aramanın kompetanı olmuşuz. Böyle basit senaryolarla gelmeyin bize. Sitcom’larda bile daha karmaşığını yazıyorum ben...

Ezcümle, her şeye rağmen, en iyi oyunları, müzikalleri görüp, enerjimi, ilhamımı alıp, Amerika’yı da kültürümle dövüp geldim. Yesinler kendi kendilerini. Verrr mehteriiii!

X
YAZARIN DİĞER YAZILARI