Mutsuz ve öfkeli

Geçen hafta şöyle haberler okudum: ‘Türkiye, dünyanın en sinirli 2. ülkesi oldu.’ Kime göre? Neye göre? Elbette gelecek kaygısı, ekonomik sıkıntılar ya da en azından İstanbul’un trafiği, gönül verdiğiniz takımın kaybetmesi bile mutsuz ve sinirli olmak için yeterli ama bu anketleri ‘Kim, neye göre, nerede, kimlerle yapıyordu?’ çok merak ettim. Dolayısıyla da hem bu haberlere konu olan araştırmayı hem de neden sinirli ve mutsuz olduğumuzu, bilimsel çalışmaların sonuçlarından yola çıkarak, ‘Hayatın hakkını vermek’ kitabını yazan, ünlü psikolog, Prof. Dr. Acar Baltaş ile konuştum.

Haberin Devamı

Mutsuz ve öfkeli

İŞTE O ARAŞTIRMA VE SONUÇLARI

Önce yazıya da konu olan araştırma ile başlayalım. Araştırmayı yapan şirket merkezi Washington’da bulunan, analitik ve danışmanlık şirketi Gallup. Araştırmanın adı da ‘Sinirli ülkeler anketi’ ya da ‘Mutsuz ülkeler sıralaması’ değil, bundan çok daha derin ve nicelikle bir araştırma bu, ‘Küresel Memnuniyet Araştırması’. Şirket 2000’li yıllardan beri dünyanın duygusal sağlığını izliyor, 2015’ten beri de her yıl “Küresel Duygular Raporu”nu yayınlıyor. Kamuoyu araştırma şirketlerinin pek çok somut olguyu ölçmesi belki mümkün ama duyguları ölçmek zor olsa gerek. Peki, şirket bunu nasıl yapıyor? Cevaplayayım, sorarak. 127 ülkede 127 bine yakın kişi ile tek tek görüşen şirket çalışanları katılımcılara pozitif duygular (5) ve negatif duygular (5) olmak üzere toplam 10 soru soruyor.

Haberin Devamı

Mutsuz ve öfkeli

SORULAR ÖNEMLİ

Prof. Dr. Acar Baltaş, buna benzer birçok araştırma yapıldığını ancak bu tarz araştırmalarda, doğru sonuç alabilmek için doğru sorular yöneltilmesi gerektiğini söylüyor, “Bu araştırma bunu başarıyor. Dolayısıyla itibar etmeliyiz. Sonuçlar; iç savaşlar, artan göç sorunu, ekonomik krizler ve terörün yükselişi ile dünyanın giderek nasıl karamsarlığa sürüklendiğini ve pandemiye dönüşen bir hastalık ile depresifliği nasıl normalleştirdiğimizi gözler önüne seriyor” diyor. Gelelim sorulara.

-Pozitif Tecrübe Endeksi’nde şu sorular var:

Son 24 saatte; kendinizi iyi dinlenmiş hissetiniz mi? İnsanlar size saygılı davrandı mı? Çok güldünüz ve/veya gülümsediniz mi? İlgi çekici bir şey öğrendiniz ve/veya yaptınız mı? Gününüz genel olarak keyifli geçti mi?” Türkiye bu kategoride; Taliban’ın yönetimi ele geçirdiği Afganistan (yüzde 32) zayıflayan ekonomisi, siyasi sorunlar ve Beyrut Limanı patlaması sonrası dönüşen Lübnan’dan (yüzde 37) sonra ‘en az olumlu deneyim yaşayan’ ülkeler listesinde yüzde 42 ile üçüncü. Bu da demek oluyor ki Türkiye’de neredeyse toplumun yarısı gün boyu pozitif bir tecrübe yaşayamıyor. (Mutlu hissettim: Hayır yüzde 33- Gülümsedim: Hayır yüzde 36- Bir şey öğrendim: Hayır yüzde 18- Dinlendim: Hayır yüzde45)

Haberin Devamı

-Negatif Tecrübe Endeksi’nde ise gün içinde yaşanan fiziksel acı, endişe, üzüntü, stres ve öfke duyguları yer alıyor:

Dün; herhangi bir fiziksel acı yaşadınız mı? (yüzde 23 evet) Herhangi bir endişe duydunuz mu? (yüzde 43 evet) Kendinizi mutsuz hissettiniz mi? (yüzde 49 evet) Stres yaşadınız mı? (yüzde 44 evet) Hiç öfkelendiniz mi? (yüzde 48 evet)” Türkiye, negatif duyguların en çok görüldüğü ülkeler sıralamasında Afganistan (yüzde 59) Lübnan (yüzde 58) Irak (yüzde 51) ardından yüzde 46 ile 6. sırada yer aldı.

SONUÇ NE ANLATIYOR

Prof. Dr. Baltaş, Türkiye’nin olumlu özellikler açısından en son, olumsuz özellikler açısından da en üstte yer aldığını belirterek, “Şöyle bir bakınca asla kendimizi aynı listede görmek istemeyeceğimiz ülkelerle aynı listedeyiz. Irak; ABD’nin ülkeyi sürüklediği hal ortada. Afganistan; Taliban yönetimi devraldı. Lübnan; Ortadoğu’nun Paris’i idi bir zamanlar, iç savaş yaşadı. Bu liste bize, olumsuzluğu yaratan faktörler üzerine çalışmamız gerektiğini söylüyor” diyor.

Haberin Devamı

Mutsuz ve öfkeli

MEDENİYETİN CİLASI ÇOK İNCE

Listede dikkatimi çeken önemli noktalardan biri de ‘öfke’. Bugün eğitimli, ‘medeni’ sayılabilecek bir topluluğun bile futbol maçında ya da trafikte bir anda canavara dönüştüğüne şahit oluyoruz. Neden? Medeniyetin cilasının ince olduğunu söylüyor Prof. Dr. Baltaş, şöyle yanıtlıyor: “Önemli olan haklı olmak değil haklı kalmaktır. Haklı kalmanın yolu da kendini kontrol etmektir. Beynimizin ilkel tarafı, ‘savaş’ ya da ‘kaç’ ilkesine göre programlanmıştır. Bu ilkel tepki ancak eğitimle geliştirilebilir ama bu noktada senin söylediğin gibi sadece eğitimle bu işin öğrenilemediği de aşikâr. Türkiye’de aşırı öfke, sinir patlamaları, hak aramayı kavga ve dövüş üzerinden yapmaya eşlik eden bir ‘cezasızlık’ kültürü var. Mesela, doktora saldırmanın cezası yok. Dolayısıyla insanlar içlerinden gelen ilkel tepkiyi ortaya koymaktan çekinmiyor çünkü ceza almayacaklarını biliyorlar. Her insanın bir karanlık cephesi vardır, ki bu cephe; yalnızken, baskı altında ya da hiyerarşik olarak yükselince ortaya çıkar. Buradaki mesele baskı altında olmaktan kaynaklı. ‘Bu baskı nereden çıkıyor?’ dersen; umutsuzluk ve çaresizlikten. Cezasızlık kültürünün tetiklemesi ile yaşanılan ekonomik sıkışma ya da ailevi-kültürel sorunlar ilkel yollarla (dövüşerek- küfrederek vs.) ortaya koyuluyor. Gülümsemek, eğlenmek, sosyalleşmek, başkalarına saygı duymak, adalete duyulan inanç... Bu duygular ilkel yönümüzü bastırmak, enerjimizi atmak adına çok önemli. Tüm bu saydıklarım yeteri kadar olmazsa öfke ortaya çıkar. Hepsi birbiri ile doğru orantılı.”

Haberin Devamı

ANTİKORUMUZ SAĞLAM

1960, 1971, 1980 darbesi, Körfez Savaşı, 1994 ekonomik kriz, 1999 deprem, 2001 ekonomik kriz, 15 Temmuz 2016 darbe kalkışması gibi yakın tarihin önemli dönümlerine baktığımız zaman Türkiye’nin birçok krizi birlik ve beraberlik ile aştığını belirten Prof. Dr. Baltaş, “Aşı gibi düşün. Bu ülkenin kriz antikoru şükür sağlam. Bu da yurttaşlık bilincinin bir uzantısı. Ez cümle tüm bu sorunların çözümü de ancak birlik ve beraberliktedir. Adalet duygusunun gelişmesi, yerleşmesi, hakkaniyetli olarak hissedilmesi lazım ki daha az öfkeli bir toplum olalım” diyor.

Yazarın Tüm Yazıları