"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

İşte asırlık demokrasi kahramanı

LEYLA Bayram İlkokulu’nun önü miting alanı gibiydi. 

18 bin seçmen oy kullanıyordu. 

O yüzden 4 katlı okulun merdivenlerinde uzun kuyruklar oluşmuş, Avcılar Emniyet Müdürlüğü normalin üzerinde tedbir almıştı. 

Sıcak ve sıra kuyruğu bunaltıyordu.

O sırada elinde bastonuyla Salim Bey göründü. Ağır ağır her iki adımda bir derin nefes alarak yürüyordu. Tam 4 kez kalp krizi geçirmişti. O yüzden hem zorlanıyor hem de temkinli adımlar atıyordu. Bastonuyla dura dura öyle bir yürüyüşü vardı ki... Sanki Çanakkale Cephesi’nde sırtında mermi taşıyan Seyit Onbaşı’ydı...

Salim Bey, okulun ana kapısından girdi. Merdivenlere yöneldi. Basamakları teker teker çıkmaya başladı. İkinci kata geldiğinde kan ter içinde kalmıştı. 4’üncü kattaki seçim sandığına ulaştığında bitkindi.

Sandık görevlisi sordu:

- Amca niye asansöre binmedin?

- Neeeee?

- Asansörü neden kullanmadın?

- Asansör var mıydı ki oğlum...

Aslında bu diyalog bile ne çok şey anlatıyor... Tabii şimdi burada “Neden asansörü gösteren bir tabela yoktu?” diye sorabiliriz.

Ya da...

Neden o yaşlı insan bastonuyla merdivene giderken kimse uyarmadı?” da diyebiliriz.

Hatta...

Neden oy kullanılacak okulların girişine yaşlı ve engelliler için bir yardımcı konulmaz?” sorusu da var.

Bunlar elbette medeniyet soruları...

Çünkü demokrasi, yalnızca “Gel oyunu at” medeniyeti değildir.

Oy kullanma organizasyonu aslında içinde o kadar çok medeniyet kavramı taşır ki...

Yardımlaşma... Sıraya girme kültürü... Birbirine saygı... Öteki düşüncenin varlığına hürmet... Kaybedenin de varlığını kabul etmek... 

Kazananın diğerine karşı zafer elde etmesi değil, olgunluk göstermesi gerektiği...

Daha onlarca madde eklenebilir.

Biz yine Leyla Bayram İlkokulu’na dönersek...

Salim Amca’dan sonra 92 yaşındaki Mustafa Gülgen’in sandığa doğru yürüyüşünü izledik.

Asırlık bir demokrasi yürüyüşüydü bu.

O nedenle...

Ben Hürriyet’i baskıya yetiştirmek için saniyelerle yarışan yazı işlerindeki arkadaşları bekletmeden...

Ve...

Saat 16.30 itibarıyla...

Bu seçimdeki “asırlık demokrasi yürüyüşünü ve kültürünü” yazıyorum...

Saat 23.00 itibarıyla da hem kutlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Yıldırım’ı hem de kazanan Ekrem İmamoğlu’nu bu demokrasi kültürü için kutluyorum... Hayırlı olsun...

ULAN HIRSIZ, BU DA MI ÇALINIR!

ADANA’dan DHA muhabiri Nuri Pir kardeşim yazmış... Başlık aynen şöyle:

Kimsesizler mezarlığının kapıları çalındı.

Yahu hırsız...

Şu başlığa bakar mısın...

Zaten kimsesiz...

Zaten mezar...

Ulan hırsız!

Öteki dünyanın kapısını çalıyorsun...

Şu düştüğün duruma bakar mısın?

DÜNYANIN EN BÜYÜK FUTBOLCUSUNA ÇİÇEKÇİ KUŞATMASI

MESUT Özil dünyanın en pahalı otellerinde evlenebilirdi. Ada kiralayabilirdi..

Dünya jet sosyetesinin haftalığı 250 bin dolarlık yatlarında balayı yapabilirdi. Ama “Memleketim” dedi ve Çeşme’ye geldi.

Biliyorum ki o çocukta memleket sevdası kuvvetli. Alman milli takımında olanları biliyorsunuz. 4 sene önce soyunma odasında onu kutlayan Merkel, yalnızca Tayyip Erdoğan’a “Cumhurbaşkanım” dediği için onu görmezden geldi. Merkel, milli takım oyuncularını davet etti. Bir tek Mesut Özil yok... İşte o Mesut, balayına Çeşme’ye geldi. Gece sokakta eşiyle yürürken eline 5 tane gül alan çete artıkları etrafını çevirdi.

“Mesut Özil ya... Para var...”, “Al abi al...”

“Durun çocuklar” dedi olmadı...

“Tamam” dedi olmadı...

Penaltı bekledi olmadı...

Arsızlık dizboyu...

Sonunda isyan etti bu “çiçek kuşatması”na...

Arkadaşlar...

Belediye demek, mekânlardan yalnızca “vergi” almak demek değildir...

Bir düzen getirin lütfen...

X