"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Şu manzaraya bakın onu anlayacaksınız

- Amerika Birleşik Devletleri, Suudi Arabistan’a 350 milyar dolarlık silah sattı.

Suudi Arabistan, Katar’la kanlı bıçaklı oldu.

Bu durumda Amerika’nın Suudi Arabistan’ın tarafında olması gerekir değil mi...

Hayır değil, Çünkü Katar’da askeri üssü ve 10 bin askeri var.

*

- ABD’nin bu durumda hiç olmazsa tarafsız kalmasını, sesini çıkarmamasını beklerdiniz değil mi...

Hayır çıkarıyor. ABD Başkanı Trump bir tweet atıyor ve Katar’ı teröristlerle işbirliği yapmakla suçluyor.

*

- Bu durumda ABD’nin Suudi Arabistan’ın yanında olduğunu düşünmemiz gerekiyor değil mi...

Hayır gerekmiyor, çünkü ABD ertesi gün Katar’a 12 milyar dolarlık uçak satacağını açıklıyor.

*

- Suudi Arabistan’la Katar kanlı bıçaklı değil mi...

Bizim Suudi Arabistan’la da Katar’la da ilişkilerimiz çok iyi...

Bu durumda bizim tarafsız kalıp sesimizi çıkarmamamız beklenir değil mi...

Ama biz Katar’ı destekliyoruz.

*

- İran, Suudi Arabistan’la kanlı bıçaklı, ama bizim gibi Katar’ı destekliyor.

Bu durumda bizim İran’la aynı safta olmamız gerekir değil mi... Hayır biz İran’la dost değiliz. Çünkü İran, Irak ve Suriye’de bizim karşımızda.

*

- Amerika, Suriye’de Esad’a karşı. Onun için Rakka’ya kendi desteklediği güçlerin girmesini istiyor.

Biz de “Esed’e” karşıyız.

Bu durumda Amerika Birleşik Devletleri ile aynı tarafta olmamız gerekir değil mi...

Hayır değiliz çünkü Amerika, bizimle değil, düşman olduğumuz Kürt güçleri (YPG) ile birlikte Rakka’ya girmek istiyor.

*

- Rusya ise Kürt güçlerini destekleyen Amerika’nın değil, kendi desteklediği güçlerin Rakka’ya girmesini istiyor.

Bu durumda bizim Rusya ile birlikte hareket etmemiz gerekir değil mi...

Hayır etmiyoruz. Çünkü Rusya “Esed”i destekliyor ve onun Rakka’ya girmesini istiyor.

*

Riyad, Doha, Tahran, Moskova, Şam, Bağdat ve Ankara...

Yedi ülkenin yedi başkenti... Siz bu tablodan bir şey anladınız mı...

Hiç uğraşmayın, anlayamazsınız, çünkü anlaşılacak bir durum yok...

*

Anlayabileceğiniz tek şey, Atatürk’ün dış politikasının büyüklüğüdür...

Hani dış politikada “Türkiye’nin menfaatleri söz konusuysa, gerisi teferruattır” diyoruz ya...

Buyurun karar verin...

*

Türkiye’nin gerçek menfaati nedir...

Atatürk’ün her geçen gün biraz daha iyi anlaşılan “Ortadoğu’ya mesafeli duran ülke menfaati” anlayışı mı...

*

Yoksa bizi bu hallere düşüren o “stratejik derinlik” zırvası ve onu destekleyen gençlik hülyaları mı...

İFTAR NOTLARI 1

O MEDYA MÜEZZİNİ HÜRRİYETÇİ ÇIKTI

DÜNÜN özeti...

Cumhurbaşkanı’nın Huber Köşkü’nde verdiği iftardan önce kılınan namazda imamlığı Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın yapmıştı.

Bir de müezzinlik yapan bir kişi vardı.

Şöyle tarif edilmişti:

“Kıdemli bir gazeteci ağabeyimiz...”

Dünkü yazımda o kişinin Hakkı Okur olduğunu, ama bu kişiyi o mahallede bile kimsenin tanımadığını yazmıştım.

Adı gerçekten Hakkı’ymış...

Ama soyadı Öcal...

Yani 1970’li yılların sonunda Hürriyet’in yazıişleri müdürü olan Hakkı Öcal...

Daha sonra Tercüman gazetesinde çalışmış ve Amerika Birleşik Devletleri’ne yerleşmişti...

Küçük bir ayrıntı. Yaptığı müezzinliği herkes çok beğenmiş.

İFTAR NOTLARI 2

BU MASADA DİKKATİMDEN KAÇAN ÇOK ÖNEMLİ AYRINTI

HUBER Köşkü’ndeki iftarda masa düzeninde müthiş bir ayrıntı saklıymış.

İktidar mahallesinin bazı kavgalı köşe yazarları aynı masada yan yana oturtulmuş.

*

Mesela....

Salih Tuna ile Ahmet Taşgetiren...

Biri Yeni Şafak’ta yazıyordu şimdi ayrıldı.

Öteki Star’da yazıyor...

Kavga değilse bile köşelerinde birbirlerine girmiş durumdalar.

*

İlginç iki masa komşusu da Star gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu ile Güneş gazetesinin genel yayın yönetmeni Turgay Güler..

Ahmet Davutoğlu’na karşı yürütülen kampanyada biri “Pelikanlayan”, öteki “Pelikanlanan”...

*

Aynı masada Mustafa Karalioğlu’yla meselesi olan biri daha var...

Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkitlioğlu...

*

Peki kavga çıkmış mı...

Hayır... Etraftan sadece küçük homurdanmalar duyulmuş o kadar.

Şu manzaraya bakın onu anlayacaksınız

GENÇ TASARIMCILARDA GAME OF THRONES ETKİSİ

ÖNCEKİ gün Vakko’nun Paris’teki ESMOD Tasarım Akademisi ile birlikte İstanbul’da açtıkları akademinin mezunlarının yıl sonu şovuna katıldım.

İzlenimim şu:

- Hepsi genç kadınlardı ve harika işler yapmışlar.

- Aralarında iki başörtülü tasarımcı vardı, ama yaptıkları işleri taşıyan mankenlerin başları açıktı.

- Kullanılan malzemeleri ve malzemelerdeki desenleri çok ilginç buldum.

- Yaratıcılık doruktaydı.

- İşçilik ve finisyon da tasarım kadar başarılıydı.

- ESMOD’un oradaki temsilcisi yapılan işlerin Paris’teki akademisiyle aynı kalitede olduğunu söyledi.

- Galiba “Game Of Thrones” dizisi, genç tasarımcıları çok etkilemiş. O diziden çok izler gördüm.

Cem Hakko’yu kutluyorum.

Babası Vitali Hakko’nun bayrağını daha da yukarı taşıyor.

YERLİ AYAKKABI DA GİYMEYE BAŞLADIM

BUNDAN 3 ay önce bir İtalyan markasına ait bir çift ayakkabıyı beğenip aldım. Bir hafta sonra bir Türk markasının çok benzerini gördüm ve onu da aldım.

Emin olun ne kalite ne de estetik farkı vardı.

Tek farkı Türk marka ayakkabının fiyatının neredeyse altıda bir ucuz olmasıydı. Epey bir süredir Türk markalarını keyifle giyiyorum ve bunu da övünerek yazıyorum.

Bir tek şeyde hep yabancı markalara takılı kalmıştım, o da ayakkabıydı.

Türk markaları o alanda da harika işler yapmaya başladılar.

Sadece normal ayakkabılar değil, sporda da artık en az üç çift ayakkabım var ve üstelik yurtdışında da giyiyorum.

Çok iyi üreticiler var. Bir de Derimod, İnci, Hotiç, Kemal Tanca tasarım yapıp marka olanlar. Daha genç ve ucuz grupta Elle...

Yakında bütün dünya ayakkabıda Türk markalarını da daha iyi duyacak.

Umarım artık ünlü Türk erkek ve kadınları da giymeye başlar da, pazar günleri Hürriyet ve Posta gazetelerinde yayınlanan fotoğraflarında onları da görürüz.

Şu manzaraya bakın onu anlayacaksınız

AFRİKA’DAN HARİKA BİR ALBÜMLE DÖNDÜM

AFRİKA’da özellikle Zambia ile Zimbabve arasında, Victoria şelalelerinde gezerken, Zambezi Nehri’nde güneşi batırırken Malili iki harika sanatçıyı dinledim.

Ali Farka Toure ve Toumani Diabate...

Ali Farka Toure ne yazık ki 2006’da öldü.

Birlikte yaptıkları albüm onun ölümünden 3 yıl sonra 2009’da yayınlandı.

Bütün albüm harika, ama özellikle Ruby ve Kala Djula’yı çok sevdim.

Kesin bu yaz gün batarken dinleyeceğim albümlerden biri bu olacak.

X