"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Nüfusumuz 77 değil 79 milyon

2014 yılı nüfus istatistikleri açıklandı.

Buna göre Türkiye’nin nüfusu 77 milyonmuş...
Hayır...
Hepimiz bilelim ki, Türkiye’nin nüfusu 77 değil, 79 milyon.


* * *


İki yıldır hiçbir sosyal ve ekonomik hesaplamada, yanlış Suriye politikası yüzünden ülkemize sığınan 2 milyon Suriyeliyi saymıyoruz.
-Gerçekçi olalım...
Bu insanlar için Suriye kapısı artık kapanmıştır.
-Gerçekçi olalım.
Esad daha epey bir süre Suriye’nin başında kalacak.
-Gerçekçi olalım.
Esad gitse bile o bölgeler artık IŞİD’in elinde kalacak.
Yani her halükârda bu insanlar artık Suriye’ye geri dönmeyecek.


* * *


O nedenle diyorum ki...
Gerçekçi olalım ve nüfus istatistiklerimizi buna göre yapalım.
-Nüfusumuz 79 milyondur.
-Bu durumda, kişi başına düşen milli gelirimiz de bu 2 milyonun etkisiyle 8 veya 9 bin dolarlar seviyesine inmiştir.
-Ekonomik büyümenin nüfus artış hızını karşılama oranı son iki yıldır eksilere düşmüştür.
Yani refahımız artmamakta, tam aksine azalmaktadır.


* * *


Tabii bunlar sadece ekonomik ve sayısal veriler.
Önümüzde bir insanlık dramı olduğu için, hepimiz, adı konulmamış bir centilmenler anlaşması yaptık ve kafamızdaki asıl soruyu erteliyoruz.
-Bu insanlara vatandaşlık hakkı verilecek midir...
-Verildiği takdirde bunun sosyal, kültürel, siyasal sonuçları ne olacaktır...


* * *


Gerçekçi olalım ve şimdiden düşünmeye başlayalım.
Yanlış olduğu artık kesinlikle anlaşılan ama hâlâ yanlışta ısrar edilen bu iflas etmiş Suriye politikasının Türkiye’ye yüklediği yük tahminimizden çok daha büyüktür.
Gerçekçi olalım, bu yük önümüzdeki on-on beş yılda çözümü çok güç muazzam bir soruna dönüşecektir.


Saray Muhallebicisi hakkında birkaç söz


GEÇENLERDE büyük ve çok modern bir alışveriş merkezinin dış tarafından geçerken, “Saray Muhallebicisi”nin bir şubesini gördüm.
Tıklım tıklım doluydu.


* * *


Sosyolog yanım ağır bastı biraz gözlemledim.
Genç ve şehirli bir nüfus vardı... Muhafazakâr görünümlü olanlar da vardı, daha Batılı tarz giyinenler de.


* * *


Saray Muhallebicisi’ne hayatımda bir defa gittim.
Ama bu şirketi hep yakından takip ettim.
Başarısını, yıllar boyunca bu markayı mükemmelleştirmesini ve işletmecilikteki performansını ve zekâsını hep takdirle izledim.


* * *


Son yıllarda “Simit Sarayı”nın yaratıcılığını, marka zekâsını ve performansını da aynı duyguyla izliyorum.
Gözümüzün önünde çok başarılı bir konseptle çok başarılı bir marka yarattılar.
Geleneği olan toplumlarda “Saray” kelimesi markaya güç katan bir kavramdır.


* * *


Ama “Saraylardan” halka sadece güzel duygular gelmez.
Osmanlı’nın son döneminde neler işittik bir hatırlayın.
“Saray muhbiri...”
“Saray soytarısı...”
“Dalkavuk”, “Kapıkulu...”
“Borazancıbaşı..”
“Hanedan...”


* * *


Saray dediğiniz yerin, cüssesi, hacmi, şaşaası arttıkça, halkın dilindeki manaları irtifa kaybeder.
Padişah despotlaştıkça, müflis bir tüccar gibi Saray kelimesinden yemeye başlar.


* * *


Atatürk’ün, önceki gün nezaketsiz ve nobran bir üslupla, tenzili rütbe yapılır gibi forsu indirilen Çankaya için Saray yerine Köşk kelimesini tercih etmesi nedensiz değildi.


* * *


-O forsun söküldüğü gün dolar 2.40’ı geçmişti...
-O forsun söküldüğü günlerde, Türkiye’nin Ortadoğu politikası çökmüş, dünyada yapayalnız kalmıştı.
-O forsun söküldüğü günden üç gün önce Birleşmiş Milletler Cenevre’de Türkiye’nin insan hakları karnesini sıfıra indirmişti.


* * *


Çankaya Köşkü’nün duvarından indirilen o fors, Çanakkale Savaşı ile başlayan, Kurtuluş Savaşı ile devam eden, Cumhuriyet’in ilanı ile doruğuna ulaşan, muazzam bir halk hareketinin, bir milletin doğuşunun sembolüydü.
Yüzde 43 oyla onu indirmeye teşebbüs edebilirsiniz.
Ve hatta indirebilirsiniz...
Ama tarihe kalacak olan yine de Çankaya adının sembolleştirdiği, manasını onun verdiği şeyler olacaktır.


* * *


Saray’dan ayrılıp, bütün nimetlerini kaybedenler için “Eski Saraylı” denirdi.
Hüzünlü ve acıklı bir hali ifade eder. Yine de merhameti hak eden bir haldir o...
Bir de öfkelisi vardır... Arkasından teneke çalınacak bir hali ifade eder ki, Allah kimseyi o duruma düşürmesin...
Ona da “Saray eskisi” derler...
Yenileşemeden eskimiş
bir haldir...

X