"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Bu deseni çekmeceme kim koydu

BÜTÜN gece uyuyamadım.

“Neler oluyor bize” sorusu karabasan gibi çöktü ruhuma.
Paris’teki öğrencilik yıllarımda, 68 Mayısı’nın yarattığı isyankâr ruhla her hafta sabırsızlıkla beklediğim Charlie Hebdo’nun çizerlerinin delik deşik edilmiş bedenleri geçit yaptı gözümün önünde...
Aklıma “Tuhaf” kitabımda yazdığım o olay geldi...

***

12 Kasım 2004 Cuma günüydü. Ramazan ayıydı ve iftar açılmasına yakın bir saatti.
Hürriyet’in on birinci katının bütün sakinleri gitmiş, sadece bir güvenlik ve servis görevlisi kalmıştı.
İçimden bir ses, beni yıllardır ihmal edilmiş çekmecelerden birine doğru sürükledi.
Öylesine... Nedensiz...
Çekmeceyi açınca, bir karikatür albümü gözüme çarptı.

Bu deseni çekmeceme kim koydu

***

Charlie Hebdo dergisinin en sevdiğim iki çizerinden biri olan Reiser’in bir albümüydü.
Kapağında “Yaşasın kadınlar” yazıyordu.
Kapaktaki desende ağzında sigara olan bir kadın, arkadan bir erkeğin poposunu elliyordu.
Yüzyılların erkek tacizi olarak kafamıza yerleşmiş bir imaj tersyüz edilmişti. Merakla kapağı çevirince bir sürprizle karşılaştım. Reiser boş sayfaya eliyle bir desen çizmişti. Kapaktaki desenin aynısıydı, ama öndeki erkek Oğuz Aral’dı, kadın “Salut Oğuz” diyordu...
Reiser, Oğuz ağabeye kitabını böyle imzalamıştı.

***

Karşı sayfaya bakınca daha da şaşırdım.
Çünkü
orada Oğuz ağabeyin kendi elyazısıyla şu yazı vardı: “Sevgili Ertuğrul Özkök, bu albümü bırakabileceğim, tadına varabilecek zaten başka kimsem yoktu...”
O an bir yerde bir kapının açıldığı, sessiz bir siluetin uzaklaştığı duygusuna kapıldım.
Kalkıp güvenlik görevlisine sordum, gelen giden kimse yoktu. Beni asıl şaşırtan ise albümü o ana kadar hiç görmememdi.
Oğuz ağabey daha önce bana elindeki Charlie Hebdo ciltlerinden bazılarını, Avanak Avni albümlerini göndermişti.
Bunları biliyordum, ama Reiser albümünü hiç görmemiştim.
Çok dikkatli bir kız olan asistanıma sordum.
Onun da haberi yoktu.
Sanki görünmeyen bir el bu albümü getirmiş çekmeceme koymuştu.
Bana yazdığı yazının altına attığı tarihe baktım.
1995 yazıyordu...
Peki ama bu albüm 9 yıldır neredeydi...
Benim için bir muamma olarak kaldı...

***

Albümü 9 yıl bende kaldıktan sonra, İzmir’de Konak Belediyesi’nin açtığı Karikatür Müzesi’ne vermeye karar verdim. Aziz Nesin’in ölüm maskının da bulunduğu salonda bir duvarda duruyor. O karikatür şimdi çok daha anlamlı bir hale geldi.
Bugün onları ilk defa yayınlıyorum. Oğuz ağabey ve Reiser, öteki dünyadan hepimize “Selam” diyor, “Başınız sağ olsun” diyor.

Küçük umutlar güzel şaşkınlıklar

CUMHURBAŞKANI ve Başbakan’ın Paris’teki saldırı dolayısıyla yaptığı “ama”sız, “lakin”siz açıklamaları bana umut verdi.
Alkışladım.
DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’nın “ama”sız, “lakin”siz kınaması beni umutlandırdı.
Alkışladım.
CEM YILMAZ’ın kimseyi beklemeden, kimseye göre vaziyet almadan Twitter’da yazdıkları beni umutlandırdı.
Alkışladım.
MAKUL FRANSIZLARIN Le Pen’in fanatik partisinin mensuplarını Republique Meydanı’ndan kovmaları beni umutlandırdı.
Alkışladım.
MAKUL FRANSA’nın tepkilerinde İslam karşıtı, nefret yüklü, tahrik edici tek kelimeye yer vermemesi beni umutlandırdı.
Alkışladım.



Ben de onlar gibi bir Charlie miyim

SEKİZİ gazeteci 12 kişinin öldürüldüğü olaydan sonra bütün dünyada yükselen slogan “Je suis Charlie” oldu.
Yani “Ben Charlie’yim...”
Bu slogan ne anlama geliyor....
Hazreti Muhammed karikatürlerinin yayınlanmasını onayladığım anlamına mı...
Oysa 45 yıllık bir Charlie Hebdo okuru ve hayranı olarak inanç konularında daha hassas davranılması gerektiğini düşünüyorum.
Charlie Hebdo’da yayınlanan bütün karikatürleri benimsediğim, beğendiğim anlamına mı geliyor...
Yoo... Öyle bir şey de yok.
Öyleyse “Ben de bir Charlie miyim...”
Dün uykusuz gecemde uzun uzun düşündüm.
Galiba öyleyim...
Yok yok kesin öyleyim...
Ben Charlie’yim...
Çok iyi biliyorum ki, Allah göstermesin Türk karikatüristlerine böyle barbar bir saldırı olsaydı, önceki gün saldırıda kaybettiğim dostum Wolinski de o derginin adı neyse, mutlaka o olurdu...
Nasıl ki Fransız sağının büyük bölümü, Avrupa referandumunda Türkiye’ye hayır derken o bir solcu olarak “Oui pour la Turquie” dediyse, o gün de aynı benim gibi yapardı.
“Je suis Turquie” derdi...

X