"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

1423 Sokak'ın sonundaki o karakol ve o komiser

1423 Sokak, İzmir’in Kahramanlar Mahallesi’nin bir sokağıdır. Fuar kapısından başlayıp İzmir-Aydın Demiryolu’na bağlanır.

Demiryolunun ötesi ise Roman vatandaşlarımızın yaşadığı ve “Tenekeli Mahalle” olarak bilinen yerdir.

Resmi adı ise “Yenidoğan Mahallesi”dir.

*

Türkiye o mahalleyi, birinci “Organize İşler” filminde, ikinci filme ismini veren meşhur “Sazan Sarmalı” sahnesi ile tanıdı.

Filmin o sahneleri işte orada çekilmişti.

*

Ben Kahramanlar Mahallesi’nin 1423 numaralı sokağında doğdum. Anlatacağım hatıram 1950’li yılların ortalarında geçti.

İlkokul birinci sınıftaydım. Rahmetli babam bir gün eve bir kuzu getirdi. Rahmetli annemle çöp tenekesinde bulup evimize aldığımız ilk kedimizden sonra hayatıma giren ilk hayvanım buydu ve ben onu evimize aldığımız kedi gibi görüyordum.

*

Her gün okuldan gelince onu avludaki yerinden alır, evimizin biraz ilerisinde, boş bir arsadaki yeşilliğe götürürdüm. Hayatımın en önemli parçasıydı.

*

Birlikte aylarımız geçti.

Her sabah onun avludan gelen küçücük melemesi ile uyanırdım.

O ses benim için adeta “O ses Türkiye”ydi...

*

Sonra bir sabah uyandım, dışarıdan gelen ve artık biraz büyümüş olan “me” sesi yoktu.

Babaannemle paylaştığımız küçük odamın penceresini açtım ve hayatımın sonuna kadar gözümün önünden hiç gitmeyen o manzara ile karşılaştım.

*

Avluda birtakım adamlar vardı. Babam hafif uzaktan onlara bakıyordu.

Ve o adamların ayaklarının dibinde bir şey sanki büyük bir hayal kırıklığı ve sitemle bana bakıyordu.

Aylardır her öğleden sonra o boş arsaya götürüp yanında oturduğum kuzum, artık koyun olmuştu ve kesilmişti...

*

Kurban Bayramı ve onun katı gerçeği ile ilk karşılaşmam buydu...

Dehşet içinde, üzerimdeki pijamalarla sokağa fırladım ve şuursuzca koşmaya başladım.

*

Neden bilmiyorum, demiryoluna doğru koşmuşum. Deli gibi ağlıyordum ve tam köşedeki karakolun önüne geldiğimde, kapıdaki polis beni gördü.

Karakola aldılar ve ne olduğunu sordular.

Ağlamaktan derdimi anlatamıyordum.

*

Mahallenin tonton komiserini ilk defa işte orada tanıdım.

Beni yanına oturttu.

Sakinleştirdi. Gözyaşlarım dininceye kadar benimle konuştu.

Sonra elimden tuttu, biraz ilerideki evimize getirdi.Rahmetli babama, “Şükrü Bey keşke hayvanı çocuğun göreceği yerde kestirmeseydiniz” dedi.

*

Babam bir daha hiçbir kurbanını önümüzde kestirmedi.

*

Kahramanlar Mahallesi artık çok değişti.

Yoksul insanların oturduğu o iki katlı evlerin yerinde şimdi apartmanlar var.

Galiba köşedeki o karakol da yok artık.

*

Hayatımız böyle
devam etti...

Ondan sonraki yıllarda, yaz geceleri hep Tenekeli Mahalle’deki yazlık Yeni Doğan Sineması’na gittik.

Orada ne zaman rahmetli Hulusi Kentmen ve Nubar Terziyan’ı tonton bir komiser rolünde görsem, 1423 Sokak’ın iyi komiserini hatırladım.

*

Benim gözümdeki Türk polisinin portresini, 1423 Sokak’ın o tonton komiseri, bekçi amcaları ve polisleri çizdi... Tabii benim çocuk gözlerimdeki Türk devletinin güzel portresini de...

...................................

NOT: Bu yazıyı, İstanbul Polis Teşkilatı’nın 174’ncü kuruluş yıldönümü için hazırlanan albüm için yazmıştım. Orada yayınlandı.

KURBANSIZ BAYRAMIN HÜZÜNLÜ ÇOCUKLARI

İşte bu duygularla hepinize güzel, keyifli, mutlu bir bayram diliyorum.

Ve diyorum ki...

Kurbanınızı çocuklarınızın önünde kestirmeyin...

Çünkü o görüntü, bazı çocukların hafızasına bir travma olarak kazınıyor.

*

O acıyı taşıyan çocuklar bayram günü sokaklara çıkmazlar, kamusal meydanlarda dolaşmazlar, tenhaları seçerler...

Mümkünse kaçarlar buralardan...

Bayramı kendi kuytularında, gettolarında geçirirler...

*

Kurbansız bayramın çocuklarıdır onlar...

Kaybettikleri kuzularının ıstırabını, nesilden nesile taşırlar...

1423 Sokakın sonundaki o karakol ve o komiser

BİR ENİGMA ŞİİRİ AMA ÖZNESİ KİM BESBELLİ

Akif Beki’nin, “İndus Vadisi’nin İncirleri” romanını, onun Başbakan’ın Basın Danışmanı olduğu günlerde okumuş ve şunu yazmıştım:

Mükemmel bir roman...

Erotizmi, edebiyatın hassas sınırları içinde sanata çevirmeyi başaran harika bir kitaptı.

O günden beri Akif Beki için şunu söylerim.

Türk edebiyatının yeterince konuşulmayan önemli yazarlarından biridir.

*

Üç hafta önce çıkan “Sıkıyönetici Buhran” adlı şiir kitabını okudum.

Bir tür rap divanı... Hiphop isyankârlığı ve itirazı kalıplarında yazılmış şiirler.

Bence, bugünün en keskin muhalif metinlerinden biri...

*

Sanki Ezhel, Tahribatı İsyan, Ben Fero, Yung Kafa ve Küçük Efendi bir araya gelmiş, bugünün sokağının ıstırabını ve çığlığını, isyanını ve itirazını hançeresini yırtarcasına haykırıyor.

Kitap baştan sona bir Enigma... Şifreli kilitlerle kasaya konmuş dizeler...

Ama şifreyi çözmek hiç de zor değil...

*

Anahtar kelime “itiraz”...

Kitapta hiç geçmeyen bir kelime...

Ama maymuncuğunuz o...

*

İçinizde şu olup bitene bir nebze itiraz varsa...

Şifre kendi kendini açıyor.

Bir Ece Ayhan, bir küçük İskender okur gibi okuyorsunuz.

.....................

Akif Beki: “Sıkıyönetici Buhran”, Elips Yay., 2019

KİTAPTAN BİR KENARA YAZDIĞIM TEK DİZE

Önce kitaptan birkaç dize aktarayım size...

“Çek bir vaveyla

Marpucu atlas kaplı camdan

Beyaz İbrişim dantel dokuma”

*

 “Çek bir sancı

Bozuk düzen

Karnına yel girsin

Çek bir lahavle

O kramp çekip gitsin”

*

 “Çek bir sifon

Sineye çek

Rap niyetine

Ağır çekim aksiyon..”

*

Bir de şu tek dizeyi bir kenara bold karakterlerle yazdım:

“Karanlık çağırdığında bazen gitmemek gerekir...”

1423 Sokakın sonundaki o karakol ve o komiser

EL CHAPO’NUN HÜCRE KOMŞUSUNUN SON GÜNÜ

Bu yazının kahramanı, muhtemelen ben bu yazıyı yazarken öldü. Çünkü ben klavyeye dokunduğumda hayattaydı. Yazıyı bitirdiğimde ölüm haberi geldi. Hikâyesi şöyleydi.

*

New York’un Manhattan bölgesinin en aydınlık binalarından biri “Metropolitan Correctional Center”dır.

Şehir hapishanesi... Bu hapishanenin “Güney 10” denilen bölümü, ağır suçlardan yatan kişilerin bulunduğu yerdir.

Burası hapishanenin en aydınlık bölgesidir.

Çünkü hücreleri de dahil olmak üzere bütün bölmelerin ışıkları 24 saat üzerinden 23 saat yanar.

Joaquin Guzman işte bu bölümde cezasını çekmektedir. Biz onu daha çok “El Chapo” adıyla biliyoruz.

Meksika ve dünyanın en büyük uyuşturucu kartellerinden birinin başıdır. Hani şu Johnny Depp’le yaptığı mülakattan sonra yakalanan cani...

İşte o El Chapo’nun yattığı hücrenin hemen yanında yatmakta olan bir başka kişi bugünlerde Amerikan medyasının en renkli konularından birini haline geldi.

*

Adamın adı Jeffrey Epstein...

Büyük bir ihtimalle o da hayatının sonuna kadar bir daha denizi, sokakları göremeyecekti.

Çünkü 66 yaşında ve sürmekte olan davası sonunda en az 45 yıl hapis yiyecekti...

Oysa çok değil, daha geçen ayın başında dünyanın en mutlu zenginlerinden biriydi. Her şey 6 Temmuz 2019 günü başladı.

ÖZEL BOEİNG’İNDEN YARI ÇIPLAK İNDİRİLEN ADAM

6 Temmuz 2019 günü New Jersey Teterboro Havaalanı’na inen Boeing uçak motorlarını durdurduğu an, polislerce çevrildi.İçeri giren polisler Jeffrey Epstein adlı yolcuyu yarı çıplak gözaltına aldı.

Gözaltına aldıkları kişi, Amerika Birleşik Devletleri’nin en önemli işinsanlarından biriydi. Wall Street’in en tanınmış simalarından biriydi. Dev Bear Stearns bankası onu en önemli yatırım danışmanı olarak kullanıyordu. Victoria’s Secret’ın patronu milyarlık portföyünü ona emanet etmişti. ABD Başkanı Trump’ın yakın arkadaşıydı. Aynı zamanda eski Başkan Clinton’ın da arkadaşıydı. Hatta Afrika’ya gitmesi için uçağını ona tahsis etmişti. En iyi arkadaşlarından biri de İngiltere Prensi Andrew idi. Paris’in en zengin semtinde iki evi vardı. Karayipler’de Vierge Adaları’nda özel bir adası ve malikânesi vardı.

Manhattan’ın en pahalı evi onundu. Ayrıca yılın belli bölümünü Palm Beach’teki evinde geçiriyordu. Zaten ne olduysa orada başlamıştı.

LOLİTA EKSPRES’TE 10 BİN METREDE NELER YAŞANDI

İlk olay 2005 yılının mart ayında Palm Beach’te patladı. Polis 14 yaşında küçük bir kızın, bazı kişilerce kandırılarak Epstein’ın evine götürüldüğünü tespit etmişti.

Küçük kız burada çırılçıplak soyundurulmuş, masaj yapılmış sonra eline 300 dolar verilerek sokağa bırakılmıştı. Olayı derinleştiren polis, 13 ile 17 yaşları arasında 17 küçük kızın daha aynı durumları yaşadığını ortaya çıkarmıştı.

Araştırma ilerledikçe başka şeyler de ortaya çıkıyordu.

Epstein kullandığı Boeing uçağa “Lolita Ekspresi” adını vermişti. Küçük kızlar uçağa alınıyor, 10 bin metrede âlemler yapılıyordu.

Ayrıca evde binlerce küçük kız fotoğrafı bulunmuştu.

Ama Epstein, bu olaydan sadece 18 ay hapisle yırtmayı başardı.

Suçu kabul etmiş, bu sayede sadece küçük kızlarla para karşılığı ilişkiden suçlanmıştı.

Ta ki, “MeToo hareketi” başlayıncaya kadar.

Bazı kadınların ünlü yapımcı Harvey Weinstein’e karşı başlattıkları mücadelede başarılı olmasından sonra, Epstein’ın Lolita Ekspresi’nin küçük mağdurları da harekete geçti.

Bu defa önündeki suçlamalar “tecavüz” olacaktı. Yani en az 45 yıl hapis...

Amerika’nın en güçlü zenginlerinden biri, 6 Temmuz günü Lolita Ekpresi’nde yarı çıplak gözaltına alındı.

El Chapo’nun hücre komşusu dün Manhattan’ın ucundaki hapishanede ağır suçluların bulunduğu “Güney 10” bölgesindeki hücresinde ölü bulundu. Yirmi otuz blok ötedeki 2 bin metrekarelik dairesi ise büyük bir ihtimalle satılacağı günü bekliyor...

X