"Emre Özpeynirci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Özpeynirci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Özpeynirci

21 yıldır ne gelen var ne giden

TÜRKİYE’nin otomotiv alanındaki tecrübesine baktığımız zaman ilk uluslararası ortaklıkların 1950’li yıllara dayandığını görürsünüz.

21 yıldır ne gelen var ne giden

1959 yılında Koç Holding’in kurucusu Vehbi Koç, Amerikan Ford ile işbirliği yaparak Türkiye’de üretim hamlesini başlattı. Ford’un ardından 1967 yılında Alman Mercedes, 1968 yılında İtalyan Fiat ve 1969 yılında Fransız Renault sırayla Türkiye’de yatırıma geldiler. Bu 4 büyük markanın Türk ortaklarla gerçekleştirdiği yatırımlar 1990’lı yıllara kadar iç pazar üretimine yönelik yapılırken, 1995 yılında Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile imzaladığı Gümrük Birliği anlaşmasının ardından yeni yatırımlar da gelmeye başladı. 1994 yılında Toyota, 1997 yıllarında ise Hyundai ve Honda Türkiye’de otomobil üretmeye başladı.

Herkes diğer markaların da gelebileceğini düşünüyordu ama son 21 yılda ne gelen var ne giden... Düşünün Türkiye’nin ve otomotiv sanayinin en büyük fabrika yatırımını 2001 yılında Ford Otosan Gölcük’te yaptı. Merhum Süleyman Demirel’in, “Gerekirse Çankaya Köşkü’nün bahçesini veririm” dediği o meşhur fabrika.

O tarihten bu yana yeni bir fabrika kurulmadı.

Bu süreçte sürekli Volkswagen, Nissan ve Peugeot yatırımları gündeme geliyor ama sadece iyi niyet açıklamasından öteye gidemiyordu. Herkes Türkiye’nin aday ülke olduğundan bahsediyor ama iş gerçeğe dönünce gelmemek için çeşitli bahaneler buluyorlardı.

İşte bünyesine Alman Opel’i de katan Fransız PSA Grubu (Peugeot Citroen) da bunun son örneği oldu. Otomotiv üretim tecrübesi olmayan Fas’a 650 milyon dolarlık yatırımla fabrika kurma kararı alan PSA Grubu’nun Afrika ve Ortadoğu bölgesinden sorumlu Başkan Yardımcısı Jean-Christophe Quemard, bu bölgede fabrika kurmak için en büyük adayın önce Türkiye olduğunu belirterek, “İlk etapta çok güçlü bir otomotiv üssü olan Türkiye’yi düşündük. Ama son yıllarda fiyatların yükselmesi ve siyasi dalgalanmalara maruz kalmasıyla diğer seçenekleri değerlendirmeye aldık” yorumunu yaptı. Anlayacağınız bahaneleri hemen hazırdı.

GM’İN PİŞMANLIĞI

Quemard’ın bu açıklaması sonrası hemen aklıma Amerikan General Motors (GM) geldi. 2000 yılında o zaman bünyesindeki Opel’in İzmir’deki montaj hattını kapatan GM, yeni Astra Sedan üretimi için Türkiye yerine Polonya’yı seçmiş 2005 yılında üretime başlamıştı. Ama kısa sürede çok pişman oldular. Bunu da 2008 yılında Detroit fuarında o dönem GM’in Başkanı ve CEO’su olan Rick Wagoner uluslararası basına itiraf etmişti.

Benim de takip ettiğim fuarda Wagoner, Astra Sedan üretimi için Türkiye yerine Polonya’yı seçmelerinden dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirerek, “Kendi aramızda neden Türkiye yerine Polonya’yı seçtiğimizi bizde çok tartıştık. Bu hatayı arkadaşlara da sordum”açıklamasını yapmıştı. Bu pişmanlığın sebebi Polonya’da üretilen araçların kalitesizliğiydi.

Şimdi Türkiye’de siyasi nedenleri bahane göstererek Fas’a giden PSA’dan da 3-4 yıl sonra benzer pişmanlık açıklaması duyabiliriz.

Benim için asıl sürpriz ise geçtiğimiz hafta Alman BMW’nin 20 yıl sonra Avrupa’da ilk yatırımını Macaristan’a yapacağını açıklaması oldu. 1 milyar Euro’luk yatırımla kurulacak fabrikada BMW’nin tüm yeni nesil elektrik motorlu (hibrit) ve tam elektrikli modellerinin üretileceği söylendi. Diğer taraftan bu fabrikanın haziran ayı itibariyle yüzde 25 ek gümrük vergileri etkisinde kalan Kuzey Amerika tesislerinde üretilen X3, X4, X5 ve X6 modellerinin gelecek nesillerinin üretimini üstlenebileceği söyleniyor.

Tam ABD ile AB arasındaki ticaret savaşlarından “Biz kârlı çıkar mıyız?” diye düşünerken, aslan payını şimdiden Macaristan kaptı.

BMW’nin Türkiye distribütörü olan Borusan Otomotiv’in CEO’su Hakan Tiflik, Türkiye’nin böyle bir yatırımda adının geçmediğini belirterek, “Ben hiç duymadım ve bizimle paylaşılan bir konu olmadı” yorumunu yaptı.

Yani kısa sürede iki büyük yatırımı kaçırmış olduk.

Şimdi yeni dönemde yeni teşviklerle 21 yıl sonra dev otomotiv yatırımlarını Türkiye’ye çekmenin yollarını bulmalıyız. Aksi takdirde otomotiv sanayi artık üretimde sınır noktasına geldi. Büyümek için yeni markaları Türkiye’ye getirmekten başka şansımız yok.

 

21 yıldır ne gelen var ne giden

FİLO KİRALAMADA NELER OLUYOR?
SON yıllarda otomobil pazarının büyümesinde en etkin role sahip olan filo kiralama sektöründe bazı şirketlerin kur oranlarındaki büyük artış nedeniyle köşeye sıkıştığı uzun süredir konuşuluyordu. Aslında mayıs ortasında Türkiye’nin en büyük filo kiralama şirketlerinden biri olan Intercity’nin sahibi Vural Ak, “3 yılda yüzde 80’e varan oranda artan Euro, Euro’yla borçlanıp, Euro’yla kiralama yapan ama ikinci elde TL ile satmak zorunda kalan 5-6 şirketi havlu atma noktasına getirdi. Bazı şirketlerin borçları sermayelerinin 50 katına ulaştı” açıklamasıyla bunu dile getirmişti. Ama bu açıklamaya nedense o dönem filo kiralama sektörünün bir çok oyuncusu büyük tepki göstermişti. Bir çok şirketin zan altında bırakıldığı yorumları yapılmıştı.

Ama aradan 3 ay geçmeden Türkiye’nin önde gelen filo kiralama şirketlerinden sayılan Fleetcorp’ın battığı iddiaları dolaşmaya başladı. Geçen hafta hurriyet.com.tr’den Dinçer Gökçe ve Habertürk’ten Hakan Özenen konuyla ilgili ayrıntılı haberler yazdılar. Fleetcorp’un bankalara ve finans kuruluşlarına olan milyarlık borç ile havlu attığı ortaya çıktı.

Kuveytli iş adamı Adnan al Bahar’a ait olan şirketin bir süre önce Kuveyt’li 2 bankaya satıldığı, CEO’su Barboros Çıtmacı’nın ise 27 Temmuz’da istifa ettiği ortaya çıktı. Çıtmacı yaptığı açıklamada, içine girdikleri sıkıntıyı şirketin yüzde 75 hissesini alacakları karşılığında alan iki Kuveytli bankanın yöneticilerine anlattığını, ancak yeni yönetimin içine düşülen sarmaldan kurtulmaya yönelik adım atmadığını iddia etti.

Ama ortada ciddi bir mağduriyetin oluştuğu bir gerçek.

Fleetcorp, borçlarına karşı bankalardan kredi alamayınca elindeki 1300 ikinci el aracı galerilere 1 milyar TL değerle satmış. Ama bu sattığı araçların hiçbirinin banka rehini kaldırılmamış. CEO’nun ve diğer yöneticilerin istifa etmesiyle karşılarında muhatap da bulamayan galericiler, ‘Fleetcorp mağdurları’ adıyla oluşturdukları grupla şirketin asıl sahibi Adnan al Bahar’a bile yazı yazıp, çözüm istemiş. Galerilerin dışında Borusan Manheim, Autorola gibi 2.el açık artırma şirketleri de çok zor durumu düşmüş. Banka ve finans şirketlerinin tüm kiralama şirketlerine “şüpheli” gözüyle bakmaması için Fleetcorp’daki bu kirizin kısa zamanda çözüme kavuşması gerekiyor.

X