"Emre Dorman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Emre Dorman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Emre Dorman

İslam ne değildir?

İslam savaş ve düşmanlık dini değildir. Allah’a kayıtsız şartsız teslim olanların inanç sistemi anlamına gelen İslam’ın türediği düşünülen üç kökten biri ‘barış’ anlamına gelen ‘silm’ köküdür. Müslüman olduğunu ifade eden kişi özetle şunu kabul etmektedir: “Ben Allah’a kayıtsız şartsız teslim olan ve barışı esas alan biriyim.” Zira Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmadan İslam olmak, bu teslimiyeti ve barışı esas almadan da Müslüman olmak ya da Müslüman kalmak mümkün değildir. Dolayısıyla Müslüman olduğunu ifade eden her insan aynı zamanda bir barış elçisi, bir barış gönüllüsü olması gerektiğini bilmelidir.

ORTAK DEĞERLER

İslam, insan olmanın onuruna, düşünebilen insan aklına, doğası bozulmamış insan ruhuna ve vicdanına en uygun sistem olarak insanlığın ortak değerlerini içerir. Dolayısıyla İslam olmak bir anlamda insan olmaktır.

Çünkü gerek yaratılışı gerek aklı ve vicdanıyla ancak insan varsa İslam’ın ve ancak İslam varsa insanın bir anlam ve değeri vardır.

Demek ki İslam, Allah merkezli ama insan hedefli bir inançtır. İslam, insan içindir. İnsanı yaratılış amacına uygun bir forma sokup, yine bu amaca uygun yaşatmak içindir.

İslam, hayat alan değil, hayat veren bir dindir. Müslümanım diyen herkes bu gerçeği en güzel şekilde ortaya koyabilmeli, önce kendi nefsine sonra da başkalarına Allah’ın ayetleri ile güzel öğütler vererek örnek olabilmelidir.

BARIŞA GELİN

Kuran ayetleri inananları ‘silm’e yani gerçek anlamda teslim olarak barış ve güvene girmeye davet eder: “Ey iman edenler, hepiniz topluca barış ve güvene (Silm’e, İslam’a) girin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Bakara Suresi 208)

Kuran’da inananların özellikleri sayılırken inananların, kötülüğü iyilik ile ortadan kaldıranlar olduklarına dikkat çekilir: “(Onlar) kötülüğü iyilikle ortadan kaldırırlar. İşte onlar, (bu) diyarın mutlu sona ulaşacak sakinleridirler.” (Rad Suresi 22)

BARIŞI ESAS ALIN

Yine ayetler, yapılan kötülüklerin karşılığının benzer bir kötülük olduğunu söylerken barışı ve affetmeyi esas almanın daha hayırlı ve erdemli bir davranış olduğuna dikkat çeker: “Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve barışı esas alarak (erdemli) davranırsa artık onun ödülü Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez.” (Şûra Suresi 40)

KÖTÜLÜĞE İYİLİK

Şüphesiz kötülük ile iyilik bir değildir. Kötülüğe kötülük ile karşılık vermek kötülüğü ortadan kaldırmaz. Ayetlerde kötülüğe iyi ve güzel olanla karşılık vermenin, içinde düşmanlık ve kötülük bulunan birini bile sıcak ve yakın bir dost haline getirebileceğine dikkat çekilir:

“(Mademki) iyilik ile kötülük bir değil, sen (kötülüğü) daha güzel olan ile sav; bak, o zaman seninle arasında düşmanlık olan kimse, (eski bir) dostun, gerçek bir arkadaşınmış gibi davranır!”  (Fussilet Suresi 34)

Hatta öyle ki ayetlerin ifadesi ile Allah’ın has kulları kendilerine sataşan ve düşmanlık besleyen kişilere karşı dahi barış ve esenlik dileğinde bulunup onlara uymayan kullardır: “Rahman’ın has kulları olan kimseler, yeryüzünde vakarlı bir tevazu ile yürürler ve ne zaman kötü niyetli, dar kafalı kimseler kendilerine laf atacak olsa, (sadece) selam (esenlik, barış, güven) der ve geçerler.” (Furkan Suresi 63)

SALDIRGANLIK YAPMA

Allah inananlara sadece kendilerine yapılan saldırılara karşılık verme hakkını yani nefsimüdafaa hakkını vermiştir.

Bunun dışında bir Müslüman’ın kendisi ile savaşmayan ya da yeryüzünde bozgunculuk çıkartarak zalimlik göstermeyen kişiler ile savaşması söz konusu değildir: “Size savaş açanlara karşı Allah yolunda savaşın, ama (amacınızı aşıp) saldırganlık yapmayın; doğrusu Allah saldırganları sevmez.” (Bakara Suresi 190)

Bununla birlikte ayetlerde savaşı bitirerek barışa eğilim gösterenlere karşı aynı şekilde barışa eğilim gösterilmesi söylenir: “Eğer onlar barışa eğilim gösterirlerse, sen de ona eğilim göster ve Allah’a güven.” (Enfal Suresi 61)

NEZAKETLİ OLUN

Allah inananlara karşı savaşmayan ve onları yurtlarından çıkarmaya çalışmayan kimselere karşı adaletli ve nezaket sahibi olmamızı söyler: “İnancınızdan dolayı size karşı savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan sürmeyenlere gelince, Allah onlara nezaketle ve adaletle davranmanızı yasaklamaz çünkü Allah adil davrananları sever.”  (Mümtehine Suresi 8)

BUNLARI BİLİYOR MUYUZ?

ALLAH’I NEDEN GÖREMİYORUZ?

BAZI kişiler tarafından bu sorunun sık sık dillendirilmesi, Allah hakkında gerektiği gibi düşünülmediğinin en güzel göstergelerinden biridir. Zira en mükemmel varlığın, zaten görülmemesi gerekir. Tarih boyunca bir sürü dinin tanrıları gözle görünür, belli yerleri işgal eden, belli renk ve ebatlara sahip varlıklardır. Ancak bunların hepsi kusurlulardır. Zira belli ebatlara sahip, renkli bir varlık, başka bir varlığa benzetilebilir ya da örneğin neden daha büyük olmadığı şeklinde sorgulamalar yapılabilir. En mükemmel varlık benzersiz olmalıdır, nitekim Kuran bunu ifade etmektedir:

“Allah’a benzer hiçbir şey yoktur.” (Şura Suresi 11)

Allah ışık, mekân, göz, fizik yasaları gibi her şeyin yaratıcısıdır. Bunlar yokken, Allah vardı. Hal böyleyken Allah varsa onu neden göremiyoruz sorusunda ısrar etmek anlamsızdır.

Peki, Allah’ın gözükmemesi onun yokluğunun delili midir? Tabii ki değildir. Aklımız ve zihnimiz var ama bunları göremiyoruz. Atomları, mikropları, havayı, ya da radyasyonu da göremiyoruz. Onları göremememiz var olmadıklarını göstermez.

İnsanın sınırlı görme duyusunu cisimlerin varlığı veya yokluğu konusunda ölçüt olarak almak büyük bir hata olacaktır. Düşünün daha yayılan ışığın tamamını göremiyoruz, sadece 390-750 nm dalga boyundaki ışığı fark edebiliyoruz.

Allah’ı göremesek bile onun var olduğunun işaretlerini her yerde görebiliriz. Ayrıca yüce kitabımız Kuran üzerinde yapılacak tarafsız bir inceleme, Allah’ın var olduğu yönünde yüzlerce kanıt sunacaktır bize.

Ünlü felsefeci ve fizikçi Pascal’ın dediği gibi: “Allah’ın varlığı kalbi açık insanların kolayca görebileceği kadar apaçıktır.”

Diğer önemli bir nokta da bu dünya hayatının bir sınav olduğu gerçeğinin unutulmaması gerektiğidir. Allah kendini gösterseydi, sınav da anlamını yitirecekti. Allah görülseydi zaten herkes ona iman edecekti. Allah, özgür irade sahibi kullarının inanmak ya da inkâr etmek noktasındaki seçimlerini de bu seçimlerin sonuçlarına katlanmalarını da kendilerine bırakmıştır.

Gözler O’na erişemez O, gözlere erişir. O Şefkatlidir, Haberdardır. (Enam Suresi 103)

KURAN VE BİLİM

VE EVRENİ (GÖĞÜ) KUVVETİMİZLE KURDUK MUHAKKAK Kİ ONU GENİŞLETMEKTEYİZ (ZARİYAT SURESİ 47)

NASIL bir evrende yaşadığımız tarih boyunca merak konusu olmuştur. Evrenin kökeni, yapısı ve işleyişine dair birçok iddia ortaya atılmıştır. Muhtemelen tarihte çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış olunmasına rağmen görüş birliğine varılamamıştır.

Aristoteles, Batlamyus, Giordano Bruno, Telesio Patrizzi, Galileo Galilei, Isaac Newton gibi Batı biliminin en büyük dehaları yapmış oldukları gözlemler, ortaya koymuş oldukları formüller ve bilimsel uğraşlarıyla evrenin sınırlı-sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmiş, fakat hiçbiri genişleyen dinamik evren modelini öngörememiştir.

20. yüzyıla gelindiğinde Edwin Hubble, gelişmiş teleskopuyla yaptığı gözlemlerinde, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş ve böylece genişleyen dinamik evren modeli ortaya konulmuştur.

Ortaya konulan bu gerçek bir kez daha Kuran’ı tarihsel görüşler ve bilimin verileri karşısında haklı çıkarmıştır. Evrenin genişlediği ilk kez 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900’lü yıllardan önce ise Kuran dışında bu hakikati ortaya koyan başka bir kaynak yoktur.

Thales, Platon ve Batlamyus’un düşünce mirasına sahip Antik Yunan, Kopernik, Kepler, Galileo ve Newton’lı ortaçağ, Descartes ve Kant ile yeniçağ, insanlık tarihindeki dehaların hiçbiri genişleyen bir evrende olduğumuzu ortaya koyamamışlardır.

Ancak Kuran, ortaya koymuş olduğu tüm iddialarda tarih boyunca haklı çıktığı gibi sürekli genişleyen dinamik bir evrende olduğumuza dair dev iddiasında da haklı çıkarak gerçekten görmek isteyen akıllara ve vicdanlara mucizevi yönlerinden birini daha sunmuştur.

X