"Deniz Zeyrek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Deniz Zeyrek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Deniz Zeyrek

Ah, nerede o eski bayramlar?

45 yaşında birinin bu soruyu sorması için çok mu erken?

Bu aralar eskiye dair her şey bende ayrı bir etki bırakıyor.

Bazen yürürken fark ettiğim bir kokunun peşine takılıp kendimi çocukluğumdan bir an(ı)da buluyorum.

Bazen bir görüntünün parçası olup zamanda yolculuk ediyorum.

Geçmişi çağrıştıran her ipucu alıp götürüyor beni benden.

*

Bu bayram sabahı da güneşin doğuşunu dışarıda karşıladım.

Ankara sokakları eski nüfus sayımlarındaki gibi boştu. 

Sadece camilerin etrafından hareketlilik vardı.

Bir dede, torununun elini sımsıkı tutmuş camiye doğru yürüyordu.

Arkalarından onlara bakarken daldım gittim.

Merhum Alirıza dedemi hatırladım.

Kars’ta birbirine bitişik ikişer odalı iki ayrı köy evinde yaşardık.

Bir tarafta dedem ile ninem, diğer tarafta biz kalırdık.

Bütün günümüzü dedem ve ninemin yanında geçirir, uyumak için kendi tarafımıza geçerdik.

Birisi bana “Bayram dediğinde ilk aklına ne gelir” diye sorsa, tereddütsüz “o ses” derim.

Dedemin bastonu ile bizim yattığımız odanın camına vurduğunda çıkan ses.

Ardından da “Ola Deniiiiz, haydi kalk, bayram namazına” diye bağırışı.

Bizim evden camiye kadar olan yolda yürürdük beraber.

Sağlı sollu dizilmiş yaklaşık 10 evin önünden geçerdik.

Ben sağdan, o soldan, sol elinde baston, sağ eli arkasında yürürdü.

Haliyle elimden tutmazdı.

Üniversite için beni Ankara’ya yolcu ettiği gün, saçlarımı okşayıp gözlerimden öptü. 16 yaşında bir çocuktum ama benimle yetişkin biriymişim gibi konuştu. O gün, geçmişte cami yolunda “büyümüş” hissedeyim diye elimden tutmadığına inandırdım kendimi.

Yanında camiye girdiğimde arkadaşlarının önünde nasıl gururlandığını anlatamam.

*

Namaz sonrasında evin önünde “hayat” dediğimiz bahçede otururdu dedem. Sonra akrabalar, komşular, köy sakinleri bayramlaşmaya gelirdi.

O hayatta en çok, dedem gibi Rusya topraklarında doğup Sovyet devriminden sonra Türkiye’ye göç eden akrabaları yakalayıp, kaçış öykülerini anlattırmayı severdim.  Ermeni komşularının, kontrol noktaları konusundaki hayat kurtaran uyarılarını, göç ettikleri köyün özelliklerini can kulağı ile dinler dururdum.

Neden bilmiyorum, kapı kapı dolaşıp şeker toplamadım hiç.

Belki de “Muhtar Alirıza’nın torunu olmak” bunu gerektiriyordu.

Bizim bayram ikramları, genç kızların, yaşlı kadınların iki katlı rezistanslı davul fırınlarda imece usulü yaptığı pandispanya ve poğaçalardı.

“Büyüyünce bilim adamı olma” hayalimin ilk temellerini o fırınların kırılan rezistans tellerini tamir ederek atmıştım.

Bu sayede, bayram öncesinde mahallenin en çok ihtiyaç duyduğu çocuk olmak da geçmişimde sevimli, gururlu bir iz bırakmış.

*

Arkadaşlarla bayram anıları üzerinden “geçmişe özlem” meselesini konuşurken genelde “bizimkisi orta yaş bunalımı” deyip geçiştirmeye çalışıyoruz.

Oysa, gelen günlerin gidenleri arattırdığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Tıpkı Murathan Mungan’ın “Telli Telli” şiirinde dediği gibi:

“Yenik düşüyor her şey zamana/biz büyüdük ve kirlendi dünya”

MUTLU, UMUTLU VE HUZURLU BİR BAYRAM DİLİYORUM.

X