Kafalar hala normalleşmedi

ŞUNU görüyorum;

Haberin Devamı

 

Yasaklar kalktı, hayat normalleşmeye başladı ama kafalardaki bazı yasaklar hala sürüyor.
“Hayat eve sığar” dedik: gerçekten de sığdırdık.
Kolay değildi, biliyorum.
Çalışmaya, bir tempoya alışmış bedenlere, beyinlere “Gir eve, hem kendini, hem aileni koru” demek zordu.
Zor olanı yaptık.
Sabırla, büyük dikkatle evde olduk, evde kaldık.
Çoğumuz anne babamızı, en yakınlarımızı göremedik.
Onların ihtiyaçlarını mesafeleri koruyarak; sarılmadan, yakınlaşmadan giderdik.
Ama bunu da yaptık.
Büyüklerimiz, 65 yaş üstü vatandaşlarımız tedbirlere tam uyarak hepimize örnek oldular.
Türkiye’deki ölüm vakalarının görece daha az olmasında onların da payı büyüktür.
Bu arada beyaz yakalılar daha çok evden çalışmaya başladı.
Çalışma ofislerimiz evleri salonları, mutfakları, balkonları oldu.
Ama bunu da yaptık.
Birçok sektörde işler evden de yürüdü.
Ama unutmayalım; sahada olanlar da vardı.
Beyaz yaka evdeyken mavi yaka imalattaydı. Üretimi aksatmadan çalışmaya devam ettiler.
Onlara da ne kadar teşekkür etsek azdır.
Sağlık çalışanlarına zaten bu süreçte her fırsatta teşekkür ettik.
Özveriyle, insan üstü bir performansla çalıştılar; geceyi gündüz, gündüzü gece yaptılar.
Şimdi normalleşme adımları atılıyor.
Kovid 19’un bittiğini söyleyen yok ama hızını azalttığıyla ilgili uzmanların kesin görüşleri var.
Sağlık sisteminin kilitlenmesi tehlikesi bizi evlere kapatmıştı ama bu olasılık da artık ortadan kalkmış durumda.
Beyaz yaka kendi arasında “Gerçekten bu iş bitti mi?” diye soruyor.
Hayat normalleşiyor ama kafaların normalleştiğini tam hissedemiyorum.
Maskesini takıp markete giden, yürüyüşe çıkan; yine maskesini takıp işine gidecek.
Yeni normal galiba bu virüslerle yaşamaya alışmak olacak.

 

Haberin Devamı

 
Asıl tehlike empatiyi
kaybetmek kovid-19 değil

MARTİN Lindstrom, Lindstrom Company’nin kurucusu ve başkanı. TIME dergisi Lindstrom’u “Dünyanın en etkili 100 insanı” arasında gösteriyor. Thinkers50 de beş yıldır üst üste Lindstrom’u dünyanın en iyi 50 iş düşünürü arasında sayıyor.
Ve diyor ki;
“ABD’de on binden fazla genç arasında yapılan bir araştırmaya göre insanların empati seviyesi son on yılda yüzde 50 azalmış.
Empatimizi kaybediyoruz. Ve bu kaybın farkında bile değiliz. Bu neredeyse algılanamayacak kadar yavaş gerçekleşiyor, tıpkı bir kurbağayı soğuk su dolu bir tencereye koyup suyun sıcaklığını yavaş yavaş yükselterek haşlamak gibi... Zavallı kurbağa da haşlandığını fark etmez.
Bütün zamanımızı elimizdeki telefonla geçiriyor, etrafımıza nadiren bakıyorsak ne olur? 1 yaşındaki bebeğimizin ilk adımını izlemek ve aklımıza yazmak yerine akıllı telefonumuza kaydetmekle uğraşıyorsak ne olur? Tinder’da birinden hoşlanıp hoşlanmadığımıza karar vermek altı saniyemizi alıyorsa ve çok havalı EarPods’larımız, dünyaya ‘cehenneme kadar yolun var’ diye çığlık atmak istediğimizde, karşımıza ses bariyeri çıkarıyorsa ne olur? Twitter’da gerçek duygularımızı ifade etmek için sadece 280 karakterle sınırlanıyorsak veya Facebook profilimiz o kadar fiyakalı ki artık onu kendimiz bile tanıyamıyorsak ne olur?
Empati, insan türünü bugün bildiğimiz hale dönüştüren şeydir. Saldırmadan önce kendimizi düşmanın yerine koymak ya da bir ayının ne yapacağını tahmin etmek bizim hayal gücümüzdür. Öfkeye kapılmak yerine birbirimizi koruma yeteneğimizdir.”
Çok katılıyorum.
Empati duygularımızı yavaş yavaş kaybettiğimizin farkında mıyız?
Pek zannetmiyorum.
Asıl tehlike bence bu; Kovid-19 değil.

Haberin Devamı

 
İzmir bu göçü iyi yönetmeli

KÖRFEZ depremi hepimizde bir korku yarattı.
İstanbul’da yaşayanlarda özellikle bu korkuyu daha fazla hissediyorum.
Şimdi yeni korkumuz virüsler oldu.
Kovid’in 19’unu yaşıyoruz; daha 20’ler var.
Ve bu bitmeyecek gibi gözüküyor.
Bu; alışkanlıkları, tercihleri de değiştirecek.
Özellikle bahçeli konutlara talebin arttığını biliyoruz.
Yazlıklara olan talep öyle fazla ki; neredeyse her gün bir İstanbullu dostum yardımcı olmam için beni arıyor.
Anlıyorum ki, fiyatlar da katlanmış durumda...
Bu ilgi devam eder. İzmir’e, Ege’nin kıyılarına olan ilgi artacaktır.
İzmir son yıllarda en fazla göç alan şehirlerden biri...
Öyle gösteriyor ki; bu hızlanacak.
İzmir’in bunu iyi yönetmesi gerekir.
Öyle kısa vadeli programlarla değil; büyük proje ve yatırımlarla ancak olabilir.
Çünkü İzmir’in yapısal sorunları bulunuyor.
Bunları çözmek sadece yerel yönetimlerin gücü ve inisiyatifiyle olamaz.
Bu göçü devlet yerel yönetimleri de yanına alarak yönetebilir.
Aksi halde nasıl bugün İstanbul’un sorunlarını tartışıyorsak; yakın bir gelecekte de İzmir’i tartışırız.

Haberin Devamı

 
BUNLARI yapmam gibime geliyor


Düşündükçe kesin bunları yapmam diyorum.
Örneğin maske takıp plaja gideceksem...
Alaçatı sokaklarında her zaman yaptığım gibi gece yürüyüşleri yapacaksam...
Hacımemiş’te bir restorana gidip uzun masalarda oturamayacaksam...
Alaçatı meydanında kahvemi içerken gelip geçene bakamayacaksam…
Ben bunları yapmam diyorum ve kafamdan siliyorum.

 
Bu milyon dolar nasıl ödenir

FUTBOL dünyasında yine milyon dolarlık transfer haberleri dönüyor. Spor medyasındaki arkadaşlarım elbette bu haberleri yapıp servis edecek.
İyi ama gelirlerinin yarısından fazlasını kaybeden bu kulüpler bu milyon dolarları nasıl ödeyecek.
Gerçekten çok merak ediyorum.

Yazarın Tüm Yazıları