Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Salya sümük âdâbı

ATV’nin yeni yarışması ‘En Sevdiğim 3 Şarkı’ ağlatmak için öyle zorlama bir çaba içinde ki, dünyanın en büyük dramını alıp koysalar taş kesileceğiz.

Bu tür yarışmalarda en kötüsü başkasının adına utanma hissi. Dişlerinizi sıkarak Nihat Doğan’ın cümleyi toparlayamayışını izlemek mesela. Behzat Uygur’un formatı anlamadığı için bize de anlatamayışına üzülmek. ‘Bu Tarz Benim’ kızlarının tuhaf bir şekilde kuliste reenkarne oluşunda anlam aramak. Özlem Özden’e doğuştan yetenekli olduğu yalanını zerk edenlere, ondaki bu özgüvenin sınırsızlığına şaşırmak. Çok kötü sesli insanların, çok uzun süre anneleriyle ilgili türkü söylemeleri bile bu listede sonlara düşüyor.
Epey karışık ama formatı şöyle özetleyeyim: 12 yarışmacı kura ile eşleşiyor. Altı çift şarkı kapışması izliyoruz. Ardından jüri üyeleri yarışmacıları ‘İner misin Çıkar mısın’ usulü platformlara yerleştirip gitsin/kalsın yapıyor. Ama asla sesine, müzik kabiliyetine göre değil. Hayat hikâyesine göre. Çünkü işin sonunda 50 bin lira var. Sorumuz da şu: “Bu 50 bin lirayı ne yapacaksın?”

Peki o zaman niye şarkı söylüyorlar da pandomim yapmıyorlar diye sormayın. Production House format konusunda Türkiye’nin en cin şirketi olduğuna göre kesin bir bildikleri olmalı (bkz: Bu Tarz Benim).
Neyse, böyle böyle 12 oluyor 6, 6 oluyor 3. Saat oluyor 00.30. Üç buçuk saat, birtakım genç insanlar hangi özellikleriyle orada bulunduğu anlaşılmayan jüriye 50 bin liraya ihtiyacı olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Zaten insan şunu yazarken bile utanıyor. Bir nevi dilencilik çünkü. “Bu bir ses yarışması değildir” diye ortaya çıkan, yarışmacılarından hiçbir yetenek beklemeyen bir programın ‘ödüllendirme’ kıstası ne olabilir? Madem acıklı hikâyeye para verilecek, beceren becermeyen herkese şarkı söyletmek onları para uğruna şarlatanlık yapmaya zorlamak değil midir?

Ayrıca bir de üstüne babası hasta olan, çocuğunu göremeyen, okulunun parasını ödeyemeyen, evlenemeyen insanlar “inandırıcı gelmiyor”! “Ayy ne bileyim bana pek inandırıcı gelmedi anjiyo manjiyo” diyor Hande Ataizi, Umutcan’a. Umutcan ne yapmalıydı pek emin değilim. Babasını kaybeden Ata’nın ‘HERKESİ GÖZYAŞLARINA BOĞMASI’ daha etkileyiciydi herhalde.

TV’de izlediğimiz en tuhaf şey

Eğer ihtiyacı olanlara yardım edecek bir format oluşturulacaksa bunun da bir âdâbı var. Bir sürü kadın programı hatta Sinan Çetin bile yaptı zamanında. Konuklar (yarışmacılar değil) stüdyoya gelir, derdini anlatır, hayırsever izleyenler hastane masrafını karşılar, kanal kayıp çocuğunu bulmaya yardımcı olur vs... Bu insanlar para ya da yardım için yarışmaz. Eğer şöhret peşindekilere kapı açılacaksa bunun için de şöhret olmaya yetecek becerisini sergilemesi istenir. Karar veren de elbette bu işten anlayan biri olur. Mesela Hande Ataizi kimin hikâyesinin daha içli olduğuna karar verecek kişi değildir.
Sadece salya sümüğün reyting, başarı, para getirdiğine inananların ne acayip bir kafası var. Üstelik bu kadar televizyon işinde olup, böyle bir zırvalığa ‘tutar’ diyebilmek ne garip.
Bugün pazar. Program ilk gününde 23’üncü olunca ikinci haftasını görmeden format mezarlığına gömülmüş olabilir. Ölünün arkasından konuşmak gibi olmasın öyleyse de sanırım bu şimdiye kadar televizyonda izlediğimiz en tuhaf şey.

X