Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

“Batı dünyası” ve bizim “dünya lideri”…

Tayyip Erdoğan’ın on gün önce yüzde 52’lik oy oranıyla ilk turda cumhurbaşkanı seçilmesi, kendi “öyküsü” bakımından “zafer yürüyüşü”nün “zirve”ye varması ve “taçlanması”dır.

9 Ağustos’ta propaganda yasağına dakikalar kala, İstanbul sokaklarında kendisi için AKP’lilerce “dünya lideri” anonsları yapılıyordu.

“Taç giyme töreni”ne daha bir hafta kadar bir süre var ama, Türkiye’nin “Batılı müttefikleri”nde “dünya lideri”ne ne bir “hayranlık” ne de –daha önemlisi- “saygı” göze çarpıyor.

Daha da kötüsü, Türkiye’nin en önemli üç Batılı “müttefiki”nden, öncelikle ABD ve ardından İngiltere ve son olarak da AB’nin en güçlü ve artık herkes tarafından kabul gördüğü haliyle “lider” ülkesi Almanya’dan şaşırtıcı ölçüde “olumsuz” ve “uyarıcı” sinyaller geliyor.

Dünyanın ve kendi ülkelerinin bunca sorunu gündemde iken, Washington Post’un, New York Times’ın ve İngiltere’te The Guardian’ın başyazılarının Tayyip Erdoğan’a ağır eleştirilerle yüklü içeriklere ayrılması, Almanya’nın Türkiye’nin “kabul edilemez” bulduğu “espiyonaj skandalı”na karşı gayet umursamaz bir görüntü sergilemesi, hem tuhaf, ve hem de hiç hayra alamet değil.

Washington Post’ta 15 Ağustos tarihli, “Yazı Kurulu”nun kaleme aldığı 15 Ağustos başyazıyı, “Yeni Türkiye mi? Türkiye Otokrat Erdoğan’dan Kurtarılmalıdır” anlamındaki bir başlıkla gördüğümde gerçekten çok şaşırdım. “Amerikan Başkanlarının kahvaltı masalarında güne başladıkları gazete” olarak ün yapmış olan Washington Post’un Türkiye’ye hem de başyazı ayırması pek raslanan bir olay değildi.

Bu bir yana, Tayyip Erdoğan’ın ilk kez halk oyu ile cumhurbaşkanı seçilmesinden beş gün sonra, öyle “olumsuz” bir başlıkla kaleme alınmış olması, Washington siyasi mahfillerinde yankı yapan bir gazete için dikkate değer bir “tavır alış” idi.

WP başyazısı, “NATO ittifakının bir üyesi bir ülke olarak Türkiye, son on yıllarda ciddi mesafe aldı. Bölgenin başka yerlerindeki birtakım aşırılıklardan uzak duran laik Müslüman ülke olarak, Türkiye, Ortadoğu ve Avrupa'da önemli rol oynayabilir ve oynamalıdır. Ancak böyle bir emel, Erdoğan'ın dengesiz ve rahatsız edici davranışları sebebiyle kötü bir şekilde yere düştü” paragrafıyla başlıyor.

Ve dikkat; tam Obama’nın Irak topraklarında İD’e (eski IŞİD) karşı Kürtlere ve yeniden toparlamaya çalıştığı Bağdat hükümetine etkili hava desteği verdiği bir sırada, başyazıda şu satırlar:

Erdoğan yönetimindeki Türkiye, İslami bir hilafet kurmak umuduyla şu sırada Suriye ve Irak'ı parçalamakta olan berbat militanlara fazlaca uzun süre ev sahipliği yaptı.”

Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ikilisinin, Washington’da böyle bir “imaj” oluşturmuş olduklarını söylemek, herhalde, abartma sayılmaz. Bu “imaj” acaba niçin oluşmuştur? Soru, bu olmalıdır.

WP başyazısı, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı yetkilerini arttırmak için anayasa değişikliği peşinde koşmadan önce, “demokrasinin temel ilkelerine saygılı olduğunu ortaya koyması gerektiği”, aksi takdirde cumhurbaşkanlığının “tek adamın konumunu güçlendirmek anlamına geleceği”, bunun da “Türkiye’nin en yüksek çıkarlarına aykırı olduğu” vurgusu ile noktalanıyor.

Washington Post yazısının üzerinden sadece dört gün geçtikten sonra, bu kez, sadece ABD’nin değil, dünyanın en nüfuslu yayın organlarının başında gelen New York Times yine bir başyazısını, Türkiye’ye ve Tayyip Erdoğan’a ve yine “olumsuz” bir yaklaşımla ayırdı.

Yazının başlığı, “Türkiye’de Demokrasiye Yeni Tehditler”. Tayyip Erdoğan, tam yeni cumhurbaşkanı seçilmiş iken ve bu gelişme “Yeni Türkiye” olarak sunulurken, New York Times, bunu “Türkiye’de Demokrasiye Yeni Tehditler” olarak yorumluyor.

NYT başyazısı, şöyle başlıyor:

“Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin ilk doğrudan cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması hiç sürpriz değil. 2002’den bu yana başbakanlık yaptı ve aradan geçen yıllarda ustaca ve acımasızca denetimi sağladı ve başlangıcı itibarıyla zayıf olan herhangi ciddi bir muhalefeti de sindirdi. Zaferi birçoklarının tahmin etmiş olduğu kadar büyük olmadı. Yine de, Erdoğan ve hırsları, ülkesi ve Türkiye’nin ittifakın doğudaki kalesi olmasına güvenen ABD ve diğer NATO ülkeleri açısından yeni belirsizlikler yaratmıştır.

Yeni başlayanlar için belirtelim; seçim, Erdoğan’ın, herhangi bir gerçek demokrasinin temel unsurları olan kurumsal denetim mekanizmalarının engeline daha da az takılacağı anlamına geliyor.”

NYT’nin başyazı sınırlarını aşan, bir makale boyutundaki başyazısı şöyle sonuçlanıyor:

Eğer Erdoğan iktidarını pekiştirmeyi başarırsa, Türkiye’nin zaten sallantıdaki demokrasisinin geleceği daha da kuşkulu hale gelecektir ve siyasi belirsizliklerin en azından 2015 parlamento seçimlerine kadar devam etmesi tahmin edilmektedir. Bu, artan ölçüde kontrolden çıkan Ordaoğu’da Türkiye’nin istikrar sağlayıcı bir roloynamasını bekleyen ABD ve diğer hükümetler için ferahlatıcı bir haber değildir.”

Türkiye’deki demokrasinin “selameti”, Türkiye’nin Batı dünyasındaki yeri ve ilişkileri ile Tayyip Erdoğan’ın anladığı şekildeki “Yeni Türkiye” arasında açık bir “uyumsuzluk” söz konusu. En azından, Türkiye’nin “Batılı müttefikleri” böyle okuyor, böyle görüyorlar.

İngiliz The Guardian da pazar günkü başyazısını benzeri bir içerik ile, Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığını nasıl kullanmak istediği ve bunun neye yol açabileceğine ilişkin yoruma ayırdı. Guardian başyazısının sonu, biraz “Happy End” içeriyor yine de:

“Türklerin yarısı ne son seçimde, ne de bundan önceki iki seçimde ona oy vermediler. Erdoğan, tavanına ulaşmış olabilir. Erdoğan’ın otokratik yöntemlerinin yabancılaştırdığı bu diğer Türkiye, çevre konularında canlıdır, güzel beldeleri mahveden aşırı inşaat faaliyetlerine karşıdır, AKP’nin kadınların konumuna ilişkin görüşlerinden rahatsızdır ve Türkiye’nin dünyanın bir numaralı gazeteci zındancısı olmasından utanç duymaktadır.

(Bu Türkiye) henüz açık siyasi ifadesini bulamamıştır ama önünde sonunda bulacaktır. Erdoğan’dan farklı nitelikteki bir lider yolun orta yerinde bu Türkiye’yi kucaklayabilirdi. Ama Erdoğan’ın siyasi dürtüleri, kendisini tam ters yöne itiyor. Ve, sonunda, sonunu getirecek olan da bu olacak.”

Bu arada, Almanya ile patlayan “casusluk skandalı” (“dinleme” fazla terbiyeli bir niteleme) söz konusu. Konunun en az skandalın kendisi kadar can sıkıcı yönü, Alman yetkililerinin pek “tınmaması” olmalı.

Der Spiegel dergisi, hafta sonu “bir Alman hükümet kaynağı”nın Frankfurter Allgemeine Zeitung’a, Türkiye’ye ilişkin davranışlarını savunduğunu yazdı. Angela Merkel’in Amerikalıların kendisini dinleyerek yol açmış olduğu NSA skandalı üzerine “dostlar birbirlerine casusluk yapmaz” demiş olduğunun hatırlatılması üzerine “Alman hükümet kaynağı” şöyle konuşmuş:

“Biz geçmişte bunun her NATO ülkesine uygulanabilirliğini hiçbir zaman iddia etmedik. Türkiye, Amerika ya da Avrupalı ortaklarımız Fransa ve İngiltere ile karşılaştırılamaz.”

Kısacası, Batılılar, Türkiye’yi “dost” görmeyip, sadece “müttefik” muamelesi yapıyorlar. Ve, “kötü muamele” ediyorlar.

Ya, “Yeni Türkiye”nin cumhurbaşkanı’nın bir “dünya lideri” olduğunun farkında değiller; ya da kıskanıyorlar…

X