"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

“Öyle bir ölsem, öyle bir ölsem ki çocuklar, size hiç ölüm kalmasa…”

Merhabalar sevgili okurlar.

Türk savaş uçaklarının PKK kamplarına yağdırdığı bombalar ve PKK’nın şehit ettiği TSK ve güvenlik mensupları konuşuluyor televizyon programlarında günlerdir. Gazeteler deseniz yine aynı konudaki haberleri manşetlerine taşıyor. Yani anlayacağınız ben İstanbul’da savaşın haberleriyle bile baş edemezken, özellikle güneydoğuda sınır yakınlarındaki kent ve kasabalarda yaşayanlar hayatlarını o savaşın içinde sürdürmeye çalışıyorlar.

Aklımdaki tek şey bu savaşın daha çok ölüm, daha çok engelli, babasız büyüyecek daha çok çocuk anlamına geldiği… Meselâ Diyarbakır’da devriye görevi yaparken vatandaşların sorduğu soruyu cevaplamak için araçtan indiği sırada vurulan polis memuru Mehmet Uyar geride dört aylık hamile eşini bıraktı. Mehmet 30 yaşındaydı; doğacak çocuğu onu hiç tanımayacak…

Kendisi de polis memuru olan Nedime Uyar’ın fotoğrafları yer aldı dünkü gazetelerde. Bu fotoğraflardan birini köşemde bir kez daha yayınlamak istedim.

“Öyle bir ölsem, öyle bir ölsem ki çocuklar, size hiç ölüm kalmasa…”

Nedime kızımızın resmi ne çok şey anlatıyor; bakışları hayata dair tüm umutlarını kaybettiğini gösteriyor. Yüreğindeki acı yüzüne vurmuş sanki. Eşiyle birlikte tüm hayallerini de yitirmiş adeta. Yine de dik durmak zorunda, hayata küsme lüksü yok… Dört beş ay sonra dünyaya gelecek çocuğuna hem anne hem baba olmak zorunda zira.

Mehmet ve Nedime Uyar… Her ikisi de benim evladım olacak yaşta. Ve ben her ikisi için de kahroluyorum. Bir yanım evlâdını kaybetmiş bir anne, öte yanım evlâdı eşini kaybetmiş bir anne. Sanki benim torunum babasız büyüyecekmişçesine acı çekiyorum… Aziz Nesin’in söylediği gibi; “Öyle bir ölsem, öyle bir ölsem ki çocuklar, size hiç ölüm kalmasa…” diye haykırmak istiyorum.

Düşünmeden edemiyorum, silahla 30 yıl çözülemeyen meseleler için neden ısrarla barışı denemiyoruz da bir kez daha silahlarda arıyoruz çözümü? Silahla hiçbir şeyin çözülmeyeceğini nasıl olup da anlamıyoruz bir türlü? İki tarafı varsa bu savaşın, ikisi de nasıl medet umuyor toptan tüfekten, kandan, ölümden? “Hafıza-i beşer nisyan ile malûldür” dedikleri doğru mu yoksa?

Skoruna sevinip üzülebileceğimiz bir maç değil yaşadıklarımız. İnsanlar ölüyor… Hayaller ölüyor… Umutlar ölüyor… Ruhi Su’nun sesinden ruhumuza kazınan meşhur türküdeki gibi:

“Mezar taşlarını bre Hasan koyun mu sandın,

Adam öldürmeyi bre Hasan oyun mu sandın?”

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz bir yaşam dileği ile…

X