"Ayşegül Domaniç Yelçe" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşegül Domaniç Yelçe" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşegül Domaniç Yelçe

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Merhabalar sevgili okurlar.

Her şey “hurriyet.com.tr”de Zeugma Müzesi’nin dünyanın bir numaralı mozaik müzesi olduğuna dair haberi okuduğumda başladı. Korkularımı aşmalı ve gidip bu müzeyi ziyaret etmeliydim.

Kızım bu niyetimi duyar duymaz, vazgeçemeyeyim diye olsa gerek, hemen uçak ve otel ayarlamalarını yapmış. Gazetem de beni bu konuda destekleyince Gaziantep’e gidip Zeugma’yı görmemin önünde hiçbir engel kalmadı. Sabancı Üniversitesi’nde Sanatta Klasik Mitoloji dersi veren tarih doktoru kızımı ve çok sevdiğim bir arkadaşımı da kandırdım; hep birlikte yola çıktık. Bu yolculuğun tekerlekli sandalyedeki iki insan için çok da kolay olmadığını sanırım tahmin edersiniz. Ancak ben yazılarıma bu zorlukları anlatarak başlamak istemiyorum. Onun yerine, bugün size beni Gaziantep’e götüren neden olan Zeugma Müzesi’nde gördüklerimi aktaracağım. Yolculuk sırasında karşılaştığımız engeller ve Gaziantep’te karşıma çıkan güzellikler ise önümüzdeki birkaç yazımın konusu olacak.

Zeugma Müzesi Gaziantep şehir merkezinde; ulaşımı da erişimi de kolay bir yer. Müze bedensel engelliler açısından erişilebilirlik anlamında benden tam not aldı. Caddeden binaya doğru çıkan basamaklar sizi korkutmasın, hem kaldırıma hem de binaya çıkışta yumuşak eğimli ve rahatlıkla çıkılan rampalar var. Binanın girişi düzayak, turnikelerde engelli ziyaretçiler için ayrı bir geçiş yapılmış. Binanın farklı kısımlarında standartlara uygun, müstakil engelli tuvaletleri de mevcut. Katlar arasındaki ulaşım sesli uyarı sistemine sahip iki adet asansörle rahatlıkla sağlanıyor. Müzenin tek eksiği, kafede yiyecek bulunmaması. Bizim gezmemiz üç saatten uzun sürdü. Arkadaşım Şenay’ın hep yanında taşıdığı bademleri olmasaydı sıkıntılı bir durum olacaktı. Özellikle şeker hastalarının yanlarında atıştıracak bir şey bulundurmalarını tavsiye ederim.

Kapıdan girince şehre bir zamanlar hakim olan Kommagene krallarından Antiokhos karşılıyor bizi. Hem de yalnız değil. Soldaki kabartmada antik dünyanın en güçlü şahsiyeti olan Herkül’den icazet alıyor; soldaki kabartmada ise güneş tanrısı Apollo’dan.

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…


Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Antik Zeugma kenti M.Ö. 300’de Büyük İskender’in kumandanlarından ve seleflerinden biri olan Seleucus tarafından Fırat nehrinin kıyısında kurulmuş. Karşısındaki Apamea kenti ile arasında zaman zaman köprüler olmuş. Müzede de suyun ayırdığı köprülerle bağlanan iki şehir teması izlenebiliyor. Mozaiklerin üzerinden geçen camdan köprüler sayesinde hem bu hissi alıyorsunuz hem de yer mozaiklerine zarar vermeden Zeugma’nın eski sakinlerinin gördüğü açıdan görebiliyorsunuz. Tıpkı Poseidon Villası’nın yer mozaiklerinden olan Eros ve Psykhe’nin kavuşma anını betimleyen bu eseri görebildiğim gibi…

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Mozaiklerde suyla ilgili tanrılar, deniz canavarları, balıklar çokça yer alıyor. Denizlerin hakimi olan deniz tanrısı Poseidon, ya da Romalıların taktığı isimle Neptün, elinde rüzgârları ve dalgaları idare eden üç çatallı asasıyla sıkça çıkıyor karşımıza. Fırat nehrinin kentin yaşamındaki önemini düşünecek olursak, karşımıza bir o kadar sık çıkan bir çift de Nehirler tanrısı Okeanos ve karısı Thethys. Bu iki Titan tüm nehirlerin annesiyle babası, dolayısıyla Fırat nehri de bu ikilinin oğlu. Okeanos ile Thethys’in arasında çoğu zaman köpek kafalı, yılan vücutlu, balık kuyruklu deniz canavarı Ketos’u da görebiliyoruz.

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Deniz ve nehir tanrılarının, suda yaşayan muhtelif canlıların bu kadar çok olması tesadüf değil elbette. Müzede sergilenen mozaiklerin çoğu artık su altında kalan Roma villalarında bulunan süs havuzlarının taban mozaikleri. Çeşmelerden akan suyla hareketlenen bu sığ havuzlarda oluşan dalgalanmalar tabanda yer mozaiğin hareketli gibi görünmesini sağlarmış zamanında. Böylece sahne adeta canlanırmış. Müzede de projeksiyon sistemiyle bu durum yaratılmış ziyaretçiler için.

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Müze üç kattan oluşuyor. En alt kata girilmiyor ama zemin kattan aşağı doğru baktığınızda muhteşem bir manzara sizi bekliyor. Yukarıdan bakınca gördüklerimizden biri de bir umumi tuvalet. Roma kentlerinde umumi tuvaletler bir bakıma sosyalleşme mekânıymış. Devamlı temiz su akan kanalların üzerine konan plâkalara oturulur, bir yandan da sohbet edilirmiş.

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Zemin kat korkuluklarından aşağı baktığımızda bir de savaş tanrısı Ares, Romalıların tabiriyle Mars heykeliyle göz göze geliyoruz. Arkamızı salona dönüp yerdeki mozaiğe bakınca ilk labirenti inşa eden mimar Daedalus ile tanışıyoruz. Girit kralı Minos’un karısının bir boğadan olma oğlu Minatour’u hapsetmek için inşa ettiği labirentte sonunda oğlu İkarus ile birlikte kendisi hapsolan Daedalus kaçmak için balmumundan kanatlar yapmıştı. İkarus kanatları takıp güneşe varmak isteyince kanatlar erimiş, İkarus trajik bir sonla yaşama veda etmişti… Işığa uçuşan pervane misali…

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…


Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Müzede gördüğümüz mozaiklerin herbirini anlatmak istiyorum, ama buna ne benim yerim yeter ne de sizin vaktiniz.

ZEUGMA MÜZESİ / Foto Galeri

Kulağındaki küpeler nedeniyle Çingene Kızı adı verilen bu figür gerçekten çok etkileyici. Muhtemelen Dionysos’un takipçisi olan kadınlardan biri, yani bir Maniad. Zeugma’nın simgesi haline gelen bu hüzünlü ve anlamlı bakışlarla veda etmiş olalım şimdilik…

Ben gidebildim, siz de gitmelisiniz…

Pazartesi günkü yazımda Zeugma Antik Kenti (Belkıs) ile ilgili deneyimlerimi aktaracağım sizlere.

Engellerimizi hissettirmeyecek engelsiz günler dileği ile…

X