Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Otomobiline gösterdiğin özeni karına da gösteriyor musun

 Geçen gün bir arkadaşımla buluşacaktık.

Sözleştiğimiz yere gittim oturdum.
Arkadaşımı beklerken boş masa bulamamış bir bey amca benim masama oturdu.
Sohbet etmeyi çok sevdiği anlaşılan bu tontonla muhabbete daldık.
Emekli öğretmenmiş, başladı anlatmaya...
Sonra gözümün içine bakarak, “Kızım sevmek mi istersin sevilmek mi” dedi.
Ne cevap vereceğimi bilemedim.
“İkisini istesem çok şey mi istemiş olurum...”
“İkisi sunulmadı! Sana sadece birini seçme hakkı veriliyor.”
Düşünüyorum düşünüyorum cevapsızım.
Sevilmek, evet çok güzel.
Sen sevmedikten sonra o seni sevse ne olur?
Ya sevmek? Eğer karşındakinin seni sevmediğini anlarsan, o da acı verir.
Ben karşımdakinin beni sevmediğini öğrendiğimdeki acıyı tatmak pahasına da olsa sevmeyi seçtim.
“Evet, cevabım SEVMEK. Bu sorunun cevabını siz de verecek misiniz?” dedim ona.
Merak ettim bu tonton amcanın içindeki filozofu.
O da anlattı:
“Tabii ki kızım. Bundan 35 yıl önce çok yakışıklıydım, bakma şimdi yaşlandım. Hep sevildim. Sonunda beni seven, ileride seveceğimi düşündüğüm biriyle evlendim. Ömrümün yarıdan fazlasını bir gün severim ümidiyle geçirdim. Eşim beni çok sevdi. Bir gün bile saygıda kusur etmedi. Onu sevmediğimi hissetmesin diye çok uğraştım. Geçen gün karımı toprağa verdik. Ölmeden önceki son konuşmamızda ‘Sana çok teşekkür ederim, beni bu hayatta mutlu ettin, anne olmamı sağladın, beni bilerek hiç üzmedin. Senin beni sevmeni sağlayamadım ama seni çok sevdim’ diye kulağıma fısıldadı. Meğer anlamış onu sevmediğimi, aslında sevemediğimi” dedi.
Ben ağzım bir karış açık amcanın anlattıklarını dinliyorum.
“Peki, hiç âşık olmadınız mı?”
“Oldum elbette.”
“Peki, niye onunla evlenmediniz?”
“Çünkü o başkasını seviyordu. Onun için kızlarla hep gönül eğlendirdim. Olmadı, ondan başkasını sevemedim.”
Yaşlı çapkına bak sen diye geçirirken içimden “Ne mutlu size ki sizi çok seven biriyle evlenmişsiniz” dedim.
“Evet, kızım haklısın ama istemeden ona da hak ettiği mutluluğu yaşatamadım. Sevilmeye doydum ama sevmeye hâlâ açım...” dedi ve yan taraftaki boşalan masayı görünce kibarca müsaade istedi ve kalktı yanımdan.
Yaşlı beyefendinin sözlerini hazmetmeye çalışırken arkadaşım geldi.
Gözlerinden alevler çıkıyor bizimkinin “Ayşe kocam öldürecek beni sinirden” dedi.
“Otur, dur sakin ol anlat” dememle başladı dökülmeye.
“Bu adam yeminle arabasına âşık. Benden çok onunla ilgileniyor. Çok sinirliyim” dedi.
Ben bir kahkaha patlattım...
“Anlatayım da sen karar ver artık!” dedi.
- Alo, hayatım neredesin?
- Arabayı servise götürdüm.
- Yine mi? Daha geçen gün götürmedin mi? Senin de bir ayağın serviste. Varsa yoksa araban...
- Senin de bir ayağın alışveriş merkezinde...
“Evet, erkekler arabalarına, kadınlar kendilerine itina gösterir” dediğimde arkadaşım garip halde yüzüme baktı.
Öyle erkekler var ki arabasının sesini dinler.
“Acaba bu ses nereden geliyor? Egzoz mu patladı? Frenler mi boşaldı? Motorun yağı mı bitti? Lastikler mi eskidi? Bu arabanın burası neden çizilmiş?” der dururlar.
Peki, ama kaç erkek ve kadın “Evliliğim nasıl gidiyor?” diye düşünür?
Arabasından gelen her sesi dinleyen erkek, eşinin çıkardığı ufak tefek seslere kulak verip, “Hanımdan bu ses neden çıkıyor? Bir yanlış mı yapıyorum? Ondaki bu memnuniyetsizliği gidereyim” diyor mu?
Arabasını bakıma aldığı gibi evliliğini bakıma alıyor mu?
Eşinin mutluluğu için davranışlarında değişiklik yapıyor mu?
Yoksa hep eşinden gelen serzenişlere “Şu cızırtıyı kes” demekle mi yetiniyor?
Tek görevinin para kazanmak olduğunu düşünüp sonra da eve gelip TV’nin karşısında çayını, kahvesini yudumlayarak eşinin ve çocuklarının bütün sıkıntılarına kulağını mı tıkıyor?
Eşiyle iki çift laf etmeden koltukta uyuya mı kalıyor?
Çalışma odasına çekilip “Beni rahatsız etmeyin” diye hobileriyle mi ilgileniyor?
Peki, ya hanımlar? Bizler ne yapıyoruz?
Evini temiz tutmak için gösterdiğin özeni eşinin gönlünü hoş tutmak için gösteriyor musun?
Yoksa günlerce kalbinde saklayıp sık sık eşinin önüne serip “Filan zaman sen benim kalbime böyle bir kin tohumu atmıştın” mı diyorsun?
Kendini tamamen koyuverip “Boşver, nasıl olsa alan aldı satan sattı” ya da “Beni beğenen beğendi. Artık beğenilmeye gerek yok” mu diyorsun?
Akşam yorgun olarak eve gelen eşiyle ilgilenmek yerine takip ettiği dizilerin karşısında taş mı kesiliyorsun?

X