"Ayçe Bükülmeyen" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayçe Bükülmeyen" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayçe Bükülmeyen

Aile ile ilişkiler hayatımızı belirliyor

Pek çok alanda psikoterapi ve psikiyatrik tedavi uygulayan psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce, özellikle bilişsel davranış, aile ilişkileri ve cinsel sorunlar konusunda uzman. Amerika’daki Academy of Cognitive Therapy’den (ACT) ‘International Diplomate’ unvanı almaya hak kazanan Yüce, insanların yaşadığı birçok sorunun temelinin aile ilişkilerine dayanabildiğini ve bunları aşma sürecinin de istek ve direnç gerektirdiğini anlattı.

 

- Psikiyatriste gitmek birçok insan için korkutucu olabiliyor. Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?
- Psikiyatristler her zaman ilk başvurulacaklar listesinde yer almıyor. İnsanlar bize gelme konusunda tereddütler yaşıyor. Hemen ilaç vereceğimizi düşünüyor. Aslında birçok psikiyatrist ilaç tedavisi ve tanı koymadan önce konuşma terapisiyle tedavi etme yoluna gidiyor. Hatta bazen aslında çok olağan ve kendisinde bir sorun olmadığını bile anlamak için psikiyatriste gelebilirler. İnternete bakınca herkes kendisini hasta olarak tanımlıyor. Oysa biz konuşarak o kişinin aslında bize ihtiyacı olmadığını açıklıyoruz.

Aile ile ilişkiler hayatımızı belirliyor

YANLIŞ İLİŞKİLERİ BİTİREMİYORUZ

- Size en çok hangi alanlarda başvurular oluyor?
- İstediğiniz kadar ‘benim kimseye ihtiyacım yok, ilişkilerimi en azda tutacağım’ deyin, yine de hayatınızdaki ilişkiler sizi her zaman etkileyecektir. Ben hem aile hem de cinsel sorunlar konusunda uzman terapistim. O nedenle bu konularda çok danışanım var. İkili ilişkiler, partner edinememe ya da yolunda gitmeyen ilişkileri bitirememe, cinsellik bizde tabu olduğundan tamamen yanlış bilgilerden doğan cinsel sorunlar en çok rastladığım konular.
- Yolunda gitmeyen, hatta bize zarar veren ilişkileri bitirememe dediniz. Bence bu çok yaygın. Bunun nedeni ne sizce? Cesaretsiz miyiz?
- Aslında birçok etken var. Kadınlar için toplumdaki boşanmış kadın etiketi, yaşanabilecek zorluklar, çocukları için katlanan anneler, ekonomik zorluklar, destek olmayan aileler gibi. Bunlar sadece kırsal kesimde değil, eğitimli büyük şehirlerdeki kadınlar için de geçerli. Kendiyle ilgili inançları zedelenmiş, kendi gücünü unutmuş, tek başına varolamayacağına inanan insanlar da olabiliyor. Biz terapilerle onlara kendi güçlerini hatırlatmaya çalışıyoruz.
- Peki bizim toplumumuzda insanların kendi güçlerini bulması istenen bir şey mi?
- İstenmeyen bir şey. Özellikle kadınlar için daha zor. Çünkü bireylerin birey olarak hareket etmesi, sorunları fark etmesi, bir şeyleri değiştirmeye çalışması, birçok kişinin hoşuna gitmiyor. O zaman diğerlerinin o kişi üzerindeki gücü azalacak. Aile ilişkilerinin sıcaklığı güzel bir şey ama 45-50 yaşına gelmiş birinin hala her adımını anne-babasına danışması, onlara göre hareket etmesi, başka şeylerin uzantısı. Gelenek-göreneklerimiz gibi gösterilen birçok konu kişinin kendi başına hareket etmesi, birey olmasına engel oluşturabiliyor. Aileler, insanların seçecekleri işe, eşe müdahale etmek istiyor. Birçok insan da ailelerinin seçtiği hayatı yaşarken, kendini mutlu sanıyor. Oysa kendi seçeceği hayatı yaşayarak hem kendine hem çevresine katabileceği birçok güzellikten mahrum kalıyor.

MANİPÜLASYON SİLAHI

- Sorunların temeline indiğinizde nelerle karşılaşabiliyorsunuz?
- Aslında bize farklı birçok konuyla ilgili gelenlerde de bir süre sonra temelde yatan sorunun bu yapışık ilişkiler olduğunu görüyoruz. Bu kişiler biraz daha kendileri olmaya, kendi kararlarını almaya başladıklarında hemen itirazlar başlıyor. Çünkü o her kararda onay bekleyen, danışan, idare edilen kişiler başkaldıran durumuna geçmiş gibi görülüyor. Hemen sitemler, aforozlar başlıyor. O dönem çok önemli. Çünkü dirençli durulabilirse yeni ve herkesi özgürleştiren bağlar kurulması mümkün oluyor.
- O halde sevgi bizim ilişkilerimizde bir manipülasyon silahı olarak mı kullanılıyor?
- Evet. Bizim ailelerimizde genellikle kişiler ya sevgisiz ya da koşullu sevgiyle büyütülmüş. ‘Yemeğini bitirmezsen üzülürüm’, ‘böyle yaparsan hasta olurum’, ‘bunu seçersen annen olmam, baban olmam’ gibi... Ya da sınıf birincisi olunca mutlu olma, kötü not alınca surat asma gibi. O zaman o çocuk sevildiği için hep kendini borçlu hissediyor, kendisi olursa kabul edilmeyecek gibi hissediyor. Bu durum, sonraki ilişkilerine de yansıyor. Hatta ilişkileri iyi giderken sırf aileleri istemedi diye kafasında eşine birçok kılıf bulan, bahanelerle ilişkisini bitirmeye çalışanlar. Onlar bazen bir ömür boyu bu ilişkilerinin yasını çekiyor.

 

ÇOCUKLARIMIZA
SAYGI GÖSTERMİYORUZ

- Çocuklarının seçimlerine saygı duymamanın altında yatan ne?
- En önemlisi ‘sınır’ sorunu. Biz bebeklikten itibaren çocuklarımızın ayrı bir birey olduğunu kabul etmiyoruz. Onları ‘paşam’, ‘sultanım’, ‘prensesim’ diye severek, aile büyükleri gibi olsun diye onların isimlerini vererek, önceden kendi istediği hale getirmeye çalışıyor. ‘Benim çocuğum şöyle yapar, böyle yapamaz’ diyerek onları kontrol altına almaya, istediklerini yaptırmaya çalışıyorlar. Biz buna ‘narsisistik uzantı’ diyoruz. Zaten çocuğunu kabul etmeyen kişi, onun seçimlerini hele ki bu düzeni bozabilecek kişileri asla kabul etmiyor ve sorun çıkarıyor. Hatta çocuğunu ‘ya aslında çok iyi biri ama keşke şu da şöyle olsa, ben karşı değilim ama bak bu da böyle’ diyerek ufak ufak etkilemeye başlıyorlar. O durumda kişiler de farkında olmadan ailelerinden etkileniyor ve ilişkilerinden soğuyabiliyor.
- Peki bu şekilde bir nevi gizli gizli manipüle edilmeye alışmış kişiler iş hayatlarında, dışarıdaki ilişkilerinde ne kadar başarılı olabiliyor?
- İşleri çok oluyor ama çok da fark etmeyebiliyorlar. Aynı yapı bu kez iş hayatına transfer ediliyor. Aile yapısında ‘hayır’ diyemeyen, istediğini kabul ettiremeyen kişiler bu kez iş hayatında da işvereniyle, patronuyla sorun yaşayabiliyor, hakkını arayamıyor. Ya da aile yapısından bunaldığından dışarıda fazla isyankar, uyumsuz, sorun çıkaran kişi olarak davranabiliyor. Rekabetçi, yıkıcı davranabiliyor. Aslına bakarsanız tüm dünyada bu yaşanabiliyor.
- Bunun üstesinden gelmek için neler yapılabilir?
- Ailede babalar daha fazla rol almalı. Hep anneler, anneler diyoruz çünkü erkeklere daha az görev veriliyor. Bizim ülkemizde Kurtuluş Savaşı döneminde erkekler savaşırken, kadınlar ailelerini toplamak durumunda kalmış, kıtlıkla yoklukla başetmiş, kaygıyla büyütmüş çocuklarını. Baktığımızda kadınlarımızın bilincinden bu kaygıları silmenin kolay olmadığını görüyoruz. Annelerin kaygı ve bundan doğan müdahalelerini azaltarak ve erkeklerin de babalık bilincini geliştirip ailede daha fazla rol almalarını sağlayarak belki üstesinden gelebiliriz bu sıkıntıların.

 

CİNSEL TACİZ EN ÇOK
YAKINLARDAN GELİYOR

- Cinsel konularda danışılan bir uzman olarak özellikle çocuklara cinselliği anlatma konusunda neler söyleyebilirsiniz?
- Aslında bir biyolojik bir de toplumsal cinsiyet oluyor çocuklarımızda. Hangi cinsiyetteyse toplumsal olarak da hemen o role sokuyoruz çocukları. Ama kendi cinselliklerini fark etmeleri çok sonraları gerçekleşiyor. Bu noktada henüz bebeklikten altlarını değiştirirken bile hızlıca hallederek altını kapatmak, küçük bir çocukken bile odalarına kapılarını çalarak girmek, beden sınırlarına sınır çizmek ve saygı göstermek gerekiyor. Kızlar cinsellik konusunda çok cahil bırakılıyor. Erkekler ise fazla cesaretlendiriliyor. Oysa burada da bir denge olmalı. Anne babalar çocuklarına bildiklerini dengeli aktarmalı, bilmediklerini de belki beraber araştırmalı. Oysa birçok kadın bile kendi vücudundan habersiz.
- Çocuklarda cinsel istismarı önlemek için nasıl davranılmalı?
- Anne-baba hem kendi hem de çocuklarının cinselliklerine dikkat etmeli. Küçükken bile uluorta soyup giydirmek, cinsiyetçi şakalara izin vermek, tanıdıklar, akrabalar öpmek, okşamak istediğinde çocuk istemese bile ‘aaa teyze-amca seni seviyor’ diyerek çocuğu zorlamak. Biliyorsunuz tacizler en çok aile yakınlarından geliyor. Çocukların bedenine saygısız yaklaşırsanız, onlar da kendi bedenini geçirgen kabul ediyor ve gerektiği gibi kendini koruyamıyor.

X