Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Neden çok endişeliyim?

SURİYE topraklarına ha girdik ha giriyor muyuz? Savaş kapımızda mı? Hükümet siyasi çıkar hesabında, ömrünü birkaç ay daha uzatma davasında.

Ve telaştan gözü dönmüş bir şekilde sınır ötesi müdahale için, hatta bir kara işgali için bastırıyor da... TSK ne yapacağını bilemez vaziyette istim üstünde mi oturuyor?
Herhalde endişlenmek için bundan daha müsait, daha elverişli bir tablo düşünülemezdi. Ben de fırsattan istifade durup durup endişeleniyorum, kurdeşen bile dökebilirim bu gidişle.
Dünkü grup toplantısında Başbakan Davutoğlu’nu dinleyince bir nebze rahatlamadım değil, bir parça yatışmadım değil gerçi.
“Aldığımız tedbirler bakımından spekülasyonlar yapılıyor. Kimse merak etmesin. Biz Türkiye’yi maceraya sürüklemeyiz. Oldubittiye de getirmeyiz” dedi. Sizi bilmem ama ben derin bir oh çektim...
Ha, demek ki bir sabah kalktığımızda kendimizi bir savaşın göbeğinde bulmayacağız. Aklıselim sonunda galip geldi demek.
Savaş gibi sonu belirsiz bir maceraya atılmayacağız, sınırı aşmayan askeri müdahale seçeneği bile oldubittiye getirilmeyecek. Son zamanlarda duyduğum en iyi haber bu.

* * *


Sahur vakti geldi mi ramazan davulu, savaş tamtamı gibi çınlamayacak yani artık kulaklarımda. Tek gözüm açık, tetikte ve tedirgin uyumama gerek kalmayacak...
Davutoğlu’nun verdiği güvenceden sonra bu gece rahat bir uyku çekebilirdim belki evet.
Fakat heyhat. Kaygılarım bitmedi, tedirginliklerim son bulmadı. Şimdilik biri çeteleden eksildi sadece. Uykumu kaçıracak başka endişelerimse artarak devam ediyor.
Bir koalisyon hükümeti kurulamamasından, apar topar tekrar seçime gidilmesinden ve bu nafile turda da sonucun değişmemesinden... Yani sandıkta bir kez daha bir tek parti iktidarı aranıp bulunamama ihtimalinden dolayı da çok endişeliyim mesela.
Çünkü işin ucunda hem şimdi ıskalanan normalleşme fırsatının ikinci denemede de yakalanamama riski var. Hem de boşa kürek çekmek ve sonunda kimsenin tek başına iktidara gelemediği bir bozgun daha yemek var. Enerji kaybı, zaman kaybı, geleceğe dair iyimserlik kaybı ve sandık yorgunluğu demek o da.


* * *


Daha 7 Haziran’ın hakkını veremeden, başa gelenin ne olduğunu, neden olduğunu anlamadan hırs yaparak seçimden seçime gitmek... Sonra da aynı sonuçla bir kez daha baş başa kalmak siyaseti çıkmaza, bir karamsarlık ve panik sarmalına sokmaz mı? O psikolojiyi toparlamak daha zor olmaz, daha uzun sürmez mi sonra?
Partilerin 7 Haziran seçim sonuçlarını adamakıllı içine sindireceği sağlıklı bir tartışma ortamına kavuşamamaktan dolayı da endişeliyim yani. Hem de çok endişeli.
Çünkü yüzde 13’ü hazmedemezse HDP’nin gerçek bir Türkiye partisi olamama riski var...
Çünkü gerilediği bölgeden tamamen çekilirse AK Parti’nin de, diğerleri gibi bir bölge partisine dönüşme riski var...
Hâlâ Türkiye’nin en büyük partisi AK Parti. Siyasi haritanın tamamında varlık gösterebilen tek parti. Ancak Güneydoğu’da zayıfladı, hızla kan kaybediyor. Orada renginin giderek soluklaşmasından, silikleşmesinden dolayı endişeliyim.
Giden Kürt oylarını geri getirmek için çabalamaz, yeni açılımlara gireceğine kendini daha da içe kapatır, o tabanda HDP’yle kıyasıya rekabetten vazgeçer, bölge insanına yeniden hitap etmez, sırf MHP’ye kayan seçmenini geri kazanmak için HDP’ye kaptırdıklarını gözden çıkarır, küstürdüğü Kürt seçmeni tümden boşlarsa kaybeden sadece AK Parti olmaz. Türkiye de zarar görür çünkü. İşte bundan dolayı da ciddi ciddi endişeliyim.


* * *


AK Parti için de muhalifleri için de duygusallıktan, romantizmden, durumu dramatize etmekten uzak soğukkanlı değerlendirmeler yapma, sıkı bir iç muhasebe ve kendini gözden geçirme zamanı...
Başbakan’ın dediği gibi ateş çemberinin ortasındayız madem; sinir harbine dayanmak için sağlam sinirler, yüksek gerilimi taşıyacak sağlam bir ruh hali lazım. Suriye’de kapımıza dayanan bir savaş tehlikesi var. Bunu bile bunca hırgür arasında sakin kafayla tartışamamaktan dolayı endişelenip durmaktan kendimi alıkoyamıyorum.
Tartışma ortamını boğmak yerine kalitesini ve standartlarını yükseltme zamanı...
Duygusal patlamaların ne yeri ne sırası. Durumu dramatize etmeler, travmatik tepkiler falan hem havayı zehirliyor hem de karar vericilerin kimyasını bozuyor diye de endişelenmeden edemiyorum.
En çok da aramızdaki psikolojik bariyerleri aşamamaktan endişeliyim. Belki de diğer bütün endişelerim, günün sonunda bu endişemin bir süreğidir.

X