Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Abdullah Gül’ün son portresi

GÜLEÇ, munis ve temkinli üslubunu özlemişim, hilaf yok. Perşembe akşamı NTV yayınına konuk oldu, dışarıdaydım, gece oturup tekrarını izledim.

En kurcalayıcı, en netameli sorulara cevap verirken bile her zamanki mütebessim çehresini bozmadan ihtiyatlı ihtiyatlı konuşuyordu, bütün pozitifliği üstündeydi. Bir ayağı da hep frende. Hep tartıyor; hesapsız, anlık tepkisi yok.
Fevrilik lügatinde yok zaten Abdullah Bey’in. Çatlamaz patlamaz bir sabır taşı mizacen. İtidal üzerindeydi o gece de, 10 düşünüp bir kere laf etti. Her kelimesini ölçüp biçerek. Boğaz bile dokuz boğum...
Sempati toplaması gerekmez miydi? Fakat heyhat!...
Munisliğin, mülayimliğin, yumuşak huyluluğun doz aşımına ilk kez Abdullah Bey’de tanık oluyorum. Ne hikmetse bir kısım izleyiciye fazla geldi. Sosyal medya reaksiyonlarındaki hırçınlığı görüp de hayrete düşmemek mümkün mü?


* * *


Bana gelince...
Bazıları gibi ne hayal kırıklığına uğradım, ne de heyecanlandırdı beni, bir umuda kapıldım.
Abdullah Bey’in pek çok meziyetinin yanında en önemli hususiyetlerinden biri de sürprizsiz olmasıdır. Öngörülebilir bir siyasetçidir, şaşırtmaz.
Yine kitabi doğruları söyledi, yine zihninde bir cevap tasarlamadığı konulara spontane dalmadı. Yine boş bulunup ağzından laf kaçırmadığı gibi boş havuza da atlamadı.
Yine içindeki fırtınaları bastırmış, yine iç sesini yutkunmuş... Yine acısını, öfkesini, duygusal dalgalanmalarını dindirmiş... Yine sakin, yine müzmin mütevekkildi.
Önünü görmeden risk almayı sevmediği için kızanlar oluyor. Karanlığa kurşun mu sıkacaktı, hazır olmayana mı konacaktı?
Altın tepside sunulmasını beklemez Abdullah Bey, hayır. Ama bunca belirsizlik varken, 1 Kasım’dan ne çıkacağı, daha AK Parti oylarının inip inmeyeceği, daha mevcut muktedirlerin güçten düşüp düşmeyeceği belli değilken... Tayyip Bey’le Ahmet Hoca’nın kurtarıcı olarak kendisini baş tacı edip etmeyeceği henüz meçhulken, bu yönde bir talep ya da davet dahi ortalarda yokken ne yapacaktı yani? İleri atılıp olumsuz gidişata el mi koyacaktı, cumhurbaşkanlığı yaptıktan sonra bir de parti kongresinde liderlik için yarışa mı girecekti?


* * *


Umduğunu bulamayanların kızgınlıklarını anlayamıyorum, hâlâ tanıyamamış olmalarına veriyorum. Rekabetçi bir kişiliğe sahip değil Abdullah Bey, hele cepheden rekabete hiç müsait değil yapısı. Israrla arkadan itmenin âlemi ne!
AK Parti’nin 13 yıllık iç ve dış politika icraatı sorulduğunda... Bir kez daha ‘memnuniyetlerinizi bana, şikâyetlerinizi Erdoğan ve Davutoğlu’na yazın’ demeye getirdi. Şaşırmadım.
Bundan sonra ne yapacağı, aktif siyasete dönmeyi düşünüp düşünmediği sorusunu gene muallakta bıraktı. Kararsızlık demeyelim, stratejik muğlaklığı devam ediyor bu konuda. ‘Gözüm de ihtirasım da yok, mevkiye makama doydum, ancak bana ihtiyaç duyulursa varım’ diyor. Potansiyel bir alternatif olarak aportta tutuyor kendini. Şaşırmadım.
Resen üstlendiği tek pozisyon, devleti yönetenlere telkin ve uyarılarda bulunan yol göstericilik pozisyonu. Teşhisini isabetli buluyorum, boşluğu doğru tanımlıyor bence de. Şaşırmadım.
AK Parti kongresine neden katılmadı? ‘Hatırlarsanız daha önce unutmuşlardı’ diye içlendi. Alındığını saklamadı, gizlemedi. Bakın buna şaşırdım işte. Hatta gönül koydu, laf bile soktu...
Partinin kuruluş yıldönümü toplantısı için kendisine davetiye gönderilmemiş olmasını kastediyor. Alışkanlıklarına istisna yaparak imalı ve iğneleyiciydi bu hususta. Sanki davet edilse icabet edecekmiş gibi. Çağrıldığı hangi parti faaliyetine gitmişti ki! Çelişki değil mi? Abdullah Bey söz konusu olduğunda değil. Şaşırmadım.


* * *


Fakat bakın, Boydak olayında sonuna kadar haklı. Paralel Yapı’ya karşı akılcı ve dikkatli bir mücadele yürütülebilirdi. Ters tepen, aksi sonuçlar üreten kaba, bodoslama bir yöntem izleniyor. Kayseri’de toplam verginin yarısını veren, hayırseverlikleriyle meşhur Boydak ailesini cemaat bağları yüzünden rencide etmek, Memduh Boydak’ı burun sürtercesine karakola çektirmek ters sonuçlar üretir. Haklıyken haksız duruma düşürmek gibi. Çözülme yerine kenetlenmeye yol açmak gibi...
Dedim ya özlemişim Abdullah Bey’i, keşke geri çekmese kendini, daha sık
çıksa televizyonlara. Eksikliği hissediliyor. İlla ihtiyaca bakıyorsa, ben o ihtiyacı izhar ediyorum işte.

X