Belki okurun sesine kulak verirsiniz

İZMİR’den bir okurum, emekli mimar Alp Engin Özaytekin, bol görselli bir mail atmış.

Haberin Devamı


Özetle diyor ki:
“Şehrimizi ve belediyemizi seviyoruz. Ancak karşılıksız bir sevgi takdir edersiniz ki, pek sağlıklı bir ruh hali sayılmaz.
Bu yüzden, sevgimizin sürmesi açısından bazı konularda hatırlatmalarda bulunmayı kent bilincine sahip bir vatandaş olarak borç biliyorum.”
Ve soruyor:
1. Şu terk edilmiş araçlar konusunda bir şeyler yapılması düşünülüyor mu? Trafiğe her gün 30 bin araç dahil olurken, sürücülerin en büyük sorunlarından biri de park yeri iken, tamamen gereksiz şekilde yer işgal eden araçlar konusunda ne zaman gereken yapılacak?
2. Belediyemiz bu mudur? Siz kendinize bunu mu yakıştırıyorsunuz? Biz hiç yakıştıramadık. Uygun imalatlar konusunda eğitim alması gereken birimler varsa (ki, olduğu görülüyor) lütfen gereği yapılsın. Sizin kelimenin tam anlamıyla sokağa atılacak paranız var mı bilmem ama İzmirliler olarak bizim yok.
3. Peki, Cumhuriyetimize (arka plandaki afişe dikkat lütfen) bu manzarayı yakıştırabiliyor musunuz? Biz bunu da hiç yakıştıramıyoruz. Ayrıca, Yelken Kulübü için daha uygun bir yer bulunabilse ne iyi olur ama...
4. Kabul etmek gerekir ki, denize bu kadar yakın mesafede su biriktirebilmek de bir başarıdır. Su seviyesinden falan dem vurma cüreti göstermezsiniz değil mi?
5. Tahminen 70 yaşlarında bir cambaz!
6. Bir cambaz daha... Ben de cambazlık yaptım ama aynı anda kendimi çekemedim tabii ki!
7. Bu meydanda iki anıt birden var ve biri gereksiz. Sadece gereksiz değil, aynı zamanda çirkin, boyutları uygunsuz ve tehlikeli. Üç göbek İzmirli, Karşıyakalı ve meslekte 30 yılını geride bırakmış bir mimar olarak bütün samimiyetimle söylüyorum, bu garabetten artık kurtulmanın zamanı geldi de geçti. Lütfen bu konu değerlendirilsin, görüşülsün ve gereği yapılsın.
8. Çok uzun zamandır ihmal edilmiş bir konu da meskun mahal içinde kalmış olan Alaybey Tersanesi. Bu tesisin uygun bir yere taşınması konusunda girişimde bulunulmasını da belediyemizden bekliyoruz.
Bu ve benzeri aksaklıkları gördüğümde ben de yerim ölçüsünde köşeme taşımaya çalışıyorum.
Ancak çoğuna tek satır yanıt bile gelmiyor.
Kim bilir, belki bu kez okurun sesine kulak veren birileri çıkar!

Haberin Devamı

Belki okurun sesine kulak verirsiniz

***
PORTRE

Haberin Devamı

Bu ‘Değirmen’den
zeytinyağı akıyor

GÜRSEL Tonbul, Antalya’da doğdu, ilk, orta ve lise eğitimini orada aldı.
1974’te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümü’nden mezun oldu.
1975’te evlendi, Kuşadası’na yerleşti.
1980’e kadar Kaya Aldoğan Lisesi’nde İngilizce öğretmenliği yaptı.
Daha sonra turizm ve otelcilik dalında aile şirketinde aktif yöneticilik görevi üstlendi.
1995’te, eşinin adını taşıyan Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmesi ile Değirmen Restoran’ın kurulmasıyla hayatında dönüşüm de başlamış oldu.
Kısa sürede toprak, su, bitki, hayvan, besin, yaşam, yani yerleşik tarımın insan hayatındaki önem ve değerini fark etti.
Genetik hafızası ve çocukluk yıllarından bu yana büyük anne ve büyük babalarının aktardığı bilgi seçtiği yolda ona rehberlik etti.
Hiç tarım eğitimi almamıştı. Bu yüzden ilk birkaç yılda, ülkemizde uygulanan tarım modelinde sadece toprağa değil, kendimize de zarar verdiğimizi üzülerek ve çaresizce izledi.
Bu arada alternatif tarım modellerini araştırdı, karşısına ‘organik tarım’ çıktı.
Bir gecede ve tek başına, değişim ve organik tarım uygulamalarına geçiş kararı verdi.
İlk 5 yıl çok zor ve meşakkatli oldu.
Zira; tüm çevresi, çalışanları, ailesi, arkadaşları, toprak, bitkiler, ağaçlar, bağlar, bahçeler adeta bu geçişe karşı duruyorlardı.
Dönüşüm sancılı ve zorlu oldu ama vazgeçmeyi aklından hiç geçirmedi.
Organik tarıma yürekten inandı.
Bu inanç ve kararlılıkla geçen zor yılların meyveleri başarılı sonuçlar verdikçe cesaret ve güveni arttı.

Haberin Devamı

Belki okurun sesine kulak verirsiniz

BU ÇİFTLİKTEKİ HER ŞEY ORGANİK

2000’de sertifikalı organik tarıma başladı.
2014’te, kardeş işletmeler olan ancak o zamana kadar ayrı isimler altında çalışan Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmesi ile Değirmen Restoran’ı ‘Değirmen Eko Yatırım A.Ş.’ adı altında birleştirme kararı aldı.
Davutlar yolundaki işletmenin arazi varlığı 2 bin dekar.
Çoğunluğu yağlık, bir kısmı sofralık zeytin olmak üzere üçte biri zeytinlik.
150 dekar alan da üzüm bağlarına ayrılmış.
Bahçelerde başta narenciye çeşitleri, şeftali, erik, kayısı, ayva, nar, incir, böğürtlen, badem, ceviz çoğunlukta olmakla birlikte Ege coğrafyasına uygun tüm meyvelerden yetiştirilebiliyor.
Tarlalarda da mevsimine göre çok çeşitli sebzeler ve tahıl üretimi yapılıyor.
Tabii, organik tarımın olmazsa olmazı büyük ve küçükbaş hayvancılık da var.
Serbest gezen ve doğal üreyen kümes hayvanları da yetiştiriliyor.
Harada binicilik amaçlı cins atların yanında çocuklar için ponyler, eşekler, develer ve daha pek çok çiftlik hayvanı da besleniyor.
Küçük göletteki kuğular, kazlar ve ördekler ise hem işletmenin rengi süsü, hem çocukların eğlencesi, hem de bitki-insan-hayvan dostluğunun kurduğu doğal denge ile ortak yarar üzerine sürdürülebilir yaşamın paydaşları.
Çiftlikte yetiştirilen meyve ve sebzeye artı katma değer yaratmak için mamul ürün üretimi yapılan bir imalathane de var.
Organik sertifikalı, üretim izinli, en önemlisi geleneksel üretim biçimlerinin kullanıldığı imalathanede sadece çiftliğin kadınları çalışıyor.

Haberin Devamı

Belki okurun sesine kulak verirsiniz

YERLİ MALI HAFTASINDAN ESİNLENDİ

Ürünlerin markası ise ‘Yerlim.’
Gürsel Hanım, çocukluğunda çok değer verilen Yerli Malı Haftası’nın coşkusundan esinlenerek koymuş bu ismi.
Logosunda da hasat sonrası ‘şükür dansı’ yapan çiftçileri betimlemiş.
Diyor ki:
“10 ayrı bahçemizde 50-70, 300-500 yıl arası ve bin yaşında zeytinlerimiz var.
Yüzde 20’si sofralık, yüzde 80’i yağlık.
Ağırlıklı memecik olmak üzere Gemlik de var, Karaburun Hurma da...
Zeytinyağında da ana markamız ‘Yerlim’.
‘Ania’, ‘Andız’, ‘Ada’ olmak üzere üç de alt markamız mevcut.
Üretime 2000’de, Tariş’in makinelerini alıp başladık.
Satışa değer nitelikte ilk zeytinyağımızı ise 2004’te ürettik.
2006’da, İtalya’da düzenlenen Biol Uluslararası Zeytinyağı Yarışması’nda dünyanın en iyi 100 zeytinyağı arasına girdik.
Zeytindostu Derneği’nin bu yıl 10’uncusunu gerçekleştirdiği Uluslararası Naturel Sızma Zeytinyağı Kalite Yarışması’nda da gümüş madalyaya layık görüldük.
Tesisimiz organik sertifikalı. Kapalı devre çalışıyoruz. Dışarıya sıkım yapmıyoruz.
Kullandığımız sistem eski ile yeninin bir harmanı.
Geleneksel taş baskıya son teknoloji soğuk sıkım Oliomio sistemi entegre ettik.
Yani, taş değirmende ilk zeytin ezme işlemi yapılarak elde edilen hamurdan son teknoloji makinelerle zeytinyağı üretiyoruz.
Yıllık üretim kapasitemiz 40-50 ton arası.
Çoğunluğunu otellerimizde ve Gürsel Tonbul Çiftlik İşletmesi ile Değirmen Restoran’da kullanıyoruz.
Kalanını da çiftlikteki marketimiz, e-ticaret sitemiz ve organik ürün satan mağazalar aracılığıyla tüketiciyle buluşturuyoruz.
Bir dönem Almanya, Hollanda ve Japonya’ya ihracatımız oldu. Ama hiçbir zaman öncelikli hedef olarak görmedik.”

Haberin Devamı

ZAMAN TÜNELİNDE YOLCULUĞA HAZIRLANIN

Gürsel Tonbul ve Diana Turizm’in kurucusu olan eşi Hasan Tonbul, Değirmen Park’ın hemen girişine...
Zeytin ağacı, zeytin ve zeytinyağına duydukları saygı-sevginin göstergesi olarak...
Bu ölümsüz ağacın ve meyvesinin suyunun Anadolu’da bilinen tarihini gelecek nesillere aktarmak üzere...
“Oleatrium-Zeytin ve Zeytinyağı Tarihi Müzesi”ni de hayata geçirmişler.
‘Olea’ (zeytin) ve ‘Atrium’ (avlu) kelimelerinin birleşerek oluşturduğu ‘zeytine ait geniş alan-zeytin avlusu’ anlamına gelen Oleatrium’un proje ve inşaatına Mayıs 2009’da başlanmış, iki yıl sonra ‘Oleatrium Sergi Salonu’ olarak hizmete açılmış, 2012’de ise ‘özel müze’ statüsü almış.
Dışarıdan bir zeytinyağı fabrikası görünümünde yapılan müze 3 bin metrekarelik kullanım alanına sahip.
Dış bahçe, iç bahçe, lobi ve 11 sergileme salonundan oluşan müzenin mimarisinde inşaat malzemesi olarak mümkün olduğunca yerel ve orijinal çıkma-söküm ürünler (harman tuğla, taş, ahşap vb) kullanılmış.
Oleatrium’da sergilenen tüm objeler, Tonbul çiftinin yaklaşık 30 yılı aşkın emeğinin ürünü.
‘Zaman tüneli’ tarzında tasarlanmış müzede, antik dönemden günümüze kadar olan süreçte tarihsel sıralama ile zeytinyağı üretiminde geliştirilen teknolojiler ve zeytinyağının farklı kullanım alanları eserler ve canlandırmalarla hikayeci bir üslupta anlatılıyor.
Sergilenen objeler, zeytinyağının ortaya çıkışının ötesinde, dönemin yaşam şekli hakkında bilgiler de aktarıyor.
Gürsel Hanım, inanıyorum ki, yaptıkları ve yapacaklarıyla, zeytin ağacına, meyvesi zeytine ve onun mucizevi suyu zeytinyağına gönül verenlere en güzel örneklerden! İyi ki varsınız...

Yazarın Tüm Yazıları