Gelecek onlarsa bu fotoğraf ne!

Gelecek onlarsa bu fotoğraf ne

YİNE bu sayfada sorduğum şu sorunun cevabı işte bu fotoğraftadır... Soru şuydu:

- Bu mudur yeni bir yüzyıla giren Türkiye’nin görüntüsü?

Bu fotoğrafa iyi bakın. Çünkü bu fotoğraf, öfkenin, kamplaşmanın, parçalanmanın, öteki ve diğeri diye ayrılmanın fotoğrafıdır. Eğer gelecek çocuklarsa, bu fotoğrafa ne demeli? Gelecek çocuklarsa karşıdan taş atan kimdir?

Gelecek çocuklarsa, polisin yanından karşıdaki çocuklara taş atan diğer çocuklar kimdir? Dikkatle bakın! Çünkü bu fotoğraf bugünün fotoğrafı değildir. Geleceğe ekilen "öfke tohumu"nun fotoğrafıdır...

Fotoğraf: Veli GÜRGAH / MERSİN, DHA

İKİNCİ YAZI

İşte Ankara'daki cevaplar

Haberin Devamı

- Dolar düşer mi?

- IMF ile anlaşma olur mu?

ÖNCEKİ gece en yetkili isim hazineye bir telefon açıyor:

- Şu an itibarıyla ne kadar nakit var?

- Efendim 22 milyar YTL nakdimiz var...

- Hazine'de nakit ne kadar?

Bu diyaloğu hükümetin hangi psikoloji içinde olduğunu anlatmak için aktarıyorum... Yani Hazine sağlam... Kasa dolu... Peki dünya finans depremi yaşarken, hükümet neden bu kadar kendinden emin duruyor?

- Örneğin neden bankalardaki mevduatın tümüne güvence getirmiyor.

- Neden IMF ile bir anlaşma yapmıyor?

Bu soruların cevapları, Ankara’da şöyle özetleniyor:

1) Şu andaki Türkiye profili bir önceki büyük krizin profiliyle aynı değildir. O zaman çok ciddi bir finans krizi vardı. Şu anda böyle bir durum yoktur. Bankaların yapısı endişe verici değildir.

2) Elbette reel sektör bu krizden etkilenecektir.

3) Bankaların reel sektöre karşı kredi faizlerini aşırı şekilde ayarlaması yanlıştır.

IMF İLE ANLAŞMAYA ŞU AN GEREK YOK:

Haberin Devamı


- Elbette anlaşma yapılabilir. Ancak, anlaşmanın sakıncaları da vardır. Bir kere anlaşma yapıldığında IMF hemen kredi açmayacaktır. Kredi açmak için kısıntılar isteyecektir. IMF anlaşma yaptığı ülkelere birer excel tablosu olarak bakar. O ülkede yaşayanların durumunu, ne çektiğini düşünmez. Yani bütçeyi kısar. En kolayı da yatırımlardan kısılır. Bu da üretimi ve tüketimi olumsuz etkiler. Ekonomi küçülür. Bu yüzden şu an IMF anlaşmasına gerek yok.

YABANCILAR SIKIŞTI:

Bu ayın ortalarına kadar yabancıların borsada 23 milyar dolar civarında parası var. Hazine bonosunda ise 26 milyar dolar... Yabancı yatırımcı pahalı dolara yakalanmış durumda. Öncelikle borsada zararına satış yapması gerekecek. Dolarını 1.20’den bozdurmuştu. Şimdi 1.70’ten dolara çevirirse çok ciddi bir zarar doğar. Yani çifte zarar. Bugün bir yabancı yatırımcı eğer bu şekilde çıkar giderse, getirdiği paranın yarısına yakın bir bölümünü zarar yazıp bırakmak zorunda kalır. Korku budur.

Dolara sert müdahale gereksiz: Bugün dolara sert bir müdahaleye gerek yoktur. Yabancı yatırımcı doların sert bir şekilde düşmesini bekliyor. Doları düşük bulan yatırımcı YTL satıp dolara dönecektir. Bu da doları yeniden yükseltecektir. Bu sarmala neden düşelim. Burada hassas bir bant vardır. O bandı korumak için müdahale olabilir. Ayrıca müdahalenin zamanlaması önemlidir.

Rusya ve Hindistan örneği: Rusya, ağustos ayından itibaren Ruble’yi tutabilmek için tam 67 milyar dolar harcadı. Yine de başaramadı. Nereye gitti o kadar para? Barut boşa harcandı. Hindistan ise Rupi’nin değerini korumak için 36 milyar dolar harcadı. Yine sonuç alamadı. 37 milyar dolar buhar olup uçtu. Zamansız müdahalenin sonucudur bu...

Sonuç: Evet, bu hafta size günlerdir tartıştığımız "global kriz"in Ankara’daki karşılığını özetlemeye çalıştım. Belli ki dolarda sert bir düşüş olmayacak. Belli ki kısa vadede IMF anlaşması yok. Ve belli ki, özellikle yabancılar fena yakalanmışlar. Çıkamıyorlar. Hükümet de bunun farkında. Herkes birbirini kolluyor.

Yani manzara şu: Sokakta kepenkler iniyor, sert esen kriz rüzgárı çalıları sürüklüyor.

Bir tarafta hükümet, diğer tarafta düşük kurdan parasını dolara döndürmeyi bekleyen özellikle yabancı yatırımcı. Tıpkı düello yapan kovboylar gibi; gözlerini kısıp, elleri tetikte bekliyorlar.

ÜÇÜNCÜ YAZI

Dönüp yine bize gelirler

ABD’nin, Avrupa’nın dev finans kuruluşları inanılmaz zararlar ettiler...

Peki bu zararları nereden çıkartacaklar?

Yine en yüksek faizi veren ülkelerden...

Yani Türkiye’den, Brezilya’dan... "Gelişmekte olan ülkelerden".

Bu da demektir ki, dönüp yine bize gelecekler...

Biraz zaman alır. Gürültü olur. Ama sular durulup da hadi tedavi edelim dendiğinde yine yüksek faizin kapısını çalarlar...

Türkiye Avrupa Birliği’ne mutlaka girmelidir. Türkiye ABD’nin en yakın müttefikidir.

İşte o zaman bu demeçleri duyacaksınız... Ve duyunca "tamam" deyin geliyorlar!...

DÖRDÜNCÜ YAZI

Kriz ve panik


GLOBAL kriz.. Finans depremi... Türkiye elbette buna hazırlıklı olmalı. Gereken tedbirleri almalı... Ama bu bir paniğe dönüştürülmemeli...

Çünkü inanın, insanlar deprem sırasında birbirlerini ezmezler. Ama depremin paniğinden kaçarken birbirlerini feci şekilde ezerler...

Ve bunun da zararı en az deprem kadardır...

BEŞİNCİ YAZI

O kelimeyi Ermeni iddiaları için bile kullanmadım/images/100/0x0/55ea676ef018fbb8f87dafd1


BBC ve CNN Ahmet Türk’ün "Kürtlere soykırım yapıldı" sözünü altyazı olarak geçmeye başlayınca olayın seyri değişti... İddia büyüdü. Dünya çapında bir hal aldı. DTP Genel Başkanı’nı aradım.

Belli ki, haberin yayılma hızı Türk’e de gelmiş ki, hemen geri döndü ve konuşmaya başladı:

- Beni yanlış anladılar. Ben Kürtler fiziki bir soykırıma uğradı demedim. Yalnızca 12 Eylül rejiminde Kürtlerin diğer insanlarla birlikte sosyal, siyasal ve kültürel bir baskıya uğradıklarını söylemek istedim...

- Ama öyle anlaşılmadı...

- Bakın ben soykırım kelimesini Ermeni iddiaları için bile kullanmadım. Bundan kaçındım. Neden şimdi kullanayım. Fiziki bir soykırımdan bahsedeyim...

Rastlantı mı?

Peki bu kadar basit mi?

Akla gelen soru şu:

- Önce bir basın toplantısı ve soykırım kelimesinin Kürtlerle birlikte kullanılması. Sonra terörist Öcalan’a işkence yapıldı, itildi kakıldı, tartaklandı iddiaları. Ve ardından Öcalan pankartları ile Güneydoğu’da sokak eylemleri...

Bütün bunlar bir rastlantı olabilir mi?

Sonra tekrar sordum:

- Peki siz terörist Öcalan’a böyle bir muamele yapıldığını nereden duydunuz?

- Avukatlarına söylemiş. Onlara beni arkadan itip düşürmek istediler. Tartakladılar. Siz bilin ama büyütmeyin demiş...

- Bu sözler acaba doğru mu? Nasıl inanıyorsunuz?

- Ben de araştırısın diye Adalet Bakanı’nı aradım. Dengir Mir Mehmet Fırat’la yemek yedim ve bu meseleyi Başbakan’a iletmesini istedim.

- Ne oldu sonra?

- Bir soruşturma açmış olsalardı bu olaylar çıkmazdı. Gerilim düşerdi...

İtildi diye

Evet işte geldiğimiz nokta bu...

Bir tarafta şu düşünce:

- Kardeşim, bebek katili terörist, itildi diye bir yalan ortaya atıyor sonra da çocukları sokaklara döküyorlar. Bu arada da memleketin civan gibi evlatları şehit düşüyor...

Öteki yakada ise etnik milliyetçilik tetikleniyor:

- Birinin terörist dediğini, diğeri "poster" yapıyor...

Bu mudur peki, yeni bir yüzyıla giren Türkiye’nin görüntüsü?

ALTINCI YAZI

Dijital coğrafyaya ’sınır’ koyuyoruz

TÜRKİYE You Tube’dan sonra dünyanın en büyük sitelerinden Blogger.com’a da yasak getirdi...

Haberin Devamı

Blogger.com.’u Google, 350 milyon dolara satın almıştı.

Böyle bir site yani.

Bu yasak bana Ermenistan ve Kıbrıs’ı hatırlattı...

Kapattığımız sınırlar...

Hayalet şehir Maraş..

Yıllarca dünya Rum tarafına Kıbrıs dedi. Biz Rum tarafı dedik.

Kabul etmedik. Dünya KKTC’yi tanımadı.

Biz törenler düzenledik. Rum tarafı olimpiyatlara katıldı.

KKTC’yi almadılar. Biz kabul ettik.

Spikerlerimiz ne diyeceklerini şaşırdılar.

Kıbrıs adına yarışan Rumları yabancı TV’ler Kıbrıs bayrağı ile tanıttılar.

"Saybrıs" dediler, bizim spikerler apar topar "Rum tarafı!" diye bağırdılar...

Bir kovalamaca, bir kandırmaca yani...

Şimdi Güney’de Barzani’ye bağırıp sınırı dikenli tellerle çeviriyoruz...

Haberin Devamı

Kuzey’de Ermenistan’a yasak... Suriye sınırına yıllarca mayın döşedik. (Bugün o mayınları toplatmak için ihale açıyoruz.)

İşte şimdi dünyanın dijital coğrafyasına "sınır koymaya" çalışıyoruz. Yasak getiriyoruz...

Sanal aleme de sınır tabelası asmaya çalışan bir ülke olarak...

YEDİNCİ YAZI/images/100/0x0/55ea676ef018fbb8f87dafd3

157 milyon dolar vermesek olmaz mı

ANKARA ’da çok derinlerde bir soru var. Henüz gün ışığı görmedi.. Belki de hiç görmeyecek... Bilmediğimiz güçler, ilişkiler, lobiler, o soruyu gömüp bizden uzak tutacak. Soru şu:

- Dünya finans sistemi çöktü. Krediler kesildi. Bu durumda bizim 2.5 milyar Euro verip denizaltı almamızın bir anlamı var mı?

- 157 milyon dolar verip Amraam füzesi almaya gerek var mı?

Ve daha nice silah alımı...

Türkiye yatırımları kısmaya hazırlanırken, bu iki soru Ankara’nın çok derinlerinde yankılanıp duruyor... Peki gün ışığına çıkartırlar mı?

Çıksa ne değişir? Mutlaka çok teknik cevapları vardır...

Yazarın Tüm Yazıları