"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yarım yüzyıl sonra 27 Mayıs’a bakmak

BUNDAN 50 yıl önce tam bugün Türk Silahlı Kuvvetleri içinde gizlice örgütlenmiş bir grup subayın başını çektiği bir darbe gerçekleştirildi.

Yarım yüzyıl, Türkiye’de tarihin seyrini köklü bir şekilde değiştiren, nehrin yatağını başka bir güzergaha sokan ve bu müdahalenin muhasebesini yapmak için değerli bir vesiledir.

İLKOKULDA ÖĞRETİLEN DARBE KABULÜ


Bu muhasebenin hemen girişinde belirtilmelidir ki, 27 Mayıs’ın en olumsuz sonuçlarından biri, askeri müdahaleleri meşrulaştıran bir siyasal kültürün kurumsallaştırılarak Türk toplumuna enjekte edilmesi olmuştur.

Demokrasiye geçildikten sonra 1963 yılında ihtilal kadrolarının zorlamasıyla kabul edilen bir yasayla, 27 Mayıs “Anayasa ve Hürriyet Bayramı” olarak ilan edilmiş ve 12 Eylül askeri rejimi tarafından kaldırılıncaya kadar neredeyse 20 yıl süreyle milli bayram olarak kutlanmıştır. Her 26 Mayıs’ta öğleden sonra başlamak üzere devlet daireleri ve okullar tatil edilmiş, geçit törenleri düzenlenmiş, ihtilalin önemini anlatan nutuklar atılmış, konferanslar düzenlenmiştir.

Sonuç, ilkokul çağından başlamak üzere askeri müdahaleyi “olabilir” bir durum olarak gören bir kabulün, bir normallik algısı üzerinden toplumun düşünsel gelişimini şekillendirmiş olmasıdır.

Türkiye’de neredeyse iki kuşak entelektüel gelişmesini bu düşünce iklimi içinde tamamlamıştır. Bunun kaçınılmaz bir sonucu, askerin müdahalelerini onaylayan, hatta davet eden yaygın bir toplumsal refleksin belirmiş olmasıdır.

TSK’DA YERLEŞEN MÜDAHALE DOKTRİNİ


27 Mayıs topluma bu kabulleri benimsetirken, TSK içinde de müdahale geleneğinin iyice yerleşmesinin önünü açmıştır. Sonraki Talat Aydemir olayı gibi başarısız darbe girişimlerini, 12 Mart muhtırasını ve 12 Eylül müdahalesini, hep nehir yatağının 27 Mayıs’ta değişmesinin uzantıları olarak görebiliriz.

Bu düzlemdeki sonuç, TSK içinde demokratik süreçlere müdahale etme hakkını, siyasal sistemi düzenleme yetkisini pekala kendisine atfeden bir disiplinin ve alışkanlığın yerleşmesidir. Bu alışkanlık TSK içindeki bir kesimin 2003-2004 yıllarında giriştiği Sarıkız, Ayışığı gibi darbe hazırlıklarına kadar uzanmıştır.

Son 50 yılın siyasi tarihi, bu açıdan bir bakıma 27 Mayıs’la yerleşmiş davranış kalıplarının da önemli ölçüde belirleyici olduğu olayların tarihidir.

DP’NİN DEMOKRASİ SİCİLİ DE SORGULANMALI


Bununla birlikte, 27 Mayıs’ın muhasebesi, darbeye giden sürecin değerlendirilmesi ve Demokrat Parti’nin demokrasi sicilinin sorgulanması ihtiyacını ortadan kaldırmamalıdır.

DP dönemi, aslında Türklerin özellikle demokrasiyle olan ilişkilerinin başlangıç döneminde demokrasiyi vahim ölçülerde yanlış anladıklarının çarpıcı bir özetidir.

Meclis’te çoğunluğa sahip olduğu için kendini her şeyi yapmaya muktedir gören, hiçbir denetim ve eleştiri kabul etmeyen, basının sesini kısmakta, ifade özgürlüğünü ortadan kaldırmakta sakınca görmeyen, yargıyı kontrolü altına sokmaya çalışan baskıcı bir yönetim anlayışından söz ediyoruz.

Bugünün demokrasi ölçüleri içinde bakıldığında, keyfiliğe kaymış, tahammülsüz, otoriter bir yönetimdir DP’ninki.

BUGÜN ÇIKARTILACAK DERSLER


DP kadrolarının despotlukları, demokrasi dışı hiçbir müdahaleyi haklı çıkarmaz. Türkiye o dönemde sorunu sandıkta aşabilseydi, muhtemelen Türk demokrasisi 1950’de barışçı bir şekilde iktidarın el değiştirmesini sağlayarak gösterdiği olgunluğun ardından ikinci önemli eşiği de geride bırakmış olacaktı.

Bu noktada çözümün demokrasi içinde çıkmaması ve silahlı bir gücün sahneye girmesi, Türkiye’de demokratik yaşamı sonraki on yıllarda da sakatlamaya devam eden bünyevi bir sorunu kalıcı hale getirmiştir.

Ancak Türkiye, özellikle AB’ye tam üyelik sürecinin işlemeye başlamasıyla birlikte sivilleşme ve askerin rolünün Batı demokrasileriyle uyumlu bir çerçevenin içine çekilmesi yönünde önemli gelişme kaydetmiştir. Daha da kat edilecek mesafe vardır.

Yarım yüzyıl sonraki 27 Mayıs muhasebesi, Türkiye’de demokrasinin sağlıklı bir dengesi için etkili bir muhalefetin, özellikle basının ve sistem içindeki fren-kontrol mekanizmalarının güçlü tutulmasının ne kadar hayati bir önem taşıdığı gerçeğini hatırlamamıza da vesile oluşturmalıdır.

X