"Fatih Çekirge" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Fatih Çekirge" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Fatih Çekirge

Yakama yapışan o isyanı artık yazıyorum

ASLINDA yazmayacaktım.

Oğlum Kuzey tenis oynadığı için Türkiye’yi turnuva turnuva gezen bir baba olarak her şehirde karşıma dikilen o isyanı...

O bitip tükenmek bilmeyen, “Neden bu gerçeği görmüyorlar?” sorusunu...

“Niye dünyadaki örneklere bakmıyorlar” sözünü...

“Siz de bu acıyı yaşıyorsunuz... Neden yazmıyorsunuz?” çıkışını...

Nedense sürekli olarak erteledim.

Belki de...

“Büyük devlet meselelerine” ayarlanmış bir gündeme teslim olmuştum.

Kürt meselesi, sivil anayasa hazırlıkları, CHP’deki kurultay krizleri, KCK operasyonları, Ermeni meselesi, Hrant’a yapılan haksızlık, şike davası. 12 Eylül’ün yargılanması. AB davası... Enflasyon. Milli gelir.

Yani büyük devlet meseleleri, büyük davalar arasında...

Nedense kalemimin ucunda hep son sıralara düşüyordu bu isyan.

İtilip kakılıyordu. Horlanıyordu biraz.

Ama Trabzon’daki turnuvada. Hemen arkamda oturan bir ses Hollanda takımını gösterip de...

“Ne bekliyorsunuz Fatih Bey... Bak bizim çocuk okuldan zor izin aldı buraya gelmek için” diye sorunca tıkanıp kaldım.

Sonra sakalları göğsüne dökülen ve tam bir Karadenizli olan bilgisayar mühendisi emekli Osman Bey’i dinledim.

Diyordu ki...

“Çocuk tenis oynayacak. Ya da basket. Ama okulda hiçbir öğretmenin böyle bir talebi, öngörüsü, hoşgörüsü yok ki...”

Ali Ekber Bey’in sözleri daha da keskin...

“Biz bu ülkede gerçek bir altyapı kuramayacak mıyız? Bizden dünya çapında bir tenisçi çıkmayacak mı?”

Baktım Anadolu’nun her köşesinde anneler babalar isyan ediyor.

Çocuklarının uzmanlık dalı olarak spor eğitimi almasını istiyor.

Ama bu eğitim sistemine göre o şartlar yok.

İlle de hem doktor, hem milli voleybolcu, hem mühendis, hem milli tenisçi istiyorlar.

Peki nasıl olacak bu?

Düşünün ki... 8 yaşındaki bir çocuk... 06.30’da kalkıyor.

Bir gözü açık bir gözü yarı kapalı... Yüz yıkama. Diş fırçası ve kahvaltı masası.

07.30 servis geliyor. (Eğer soğukta yürümüyorsa.)

08.00 zil çalıyor. Aritmetik, tarih, coğrafya... Türkçe, İngilizce, çevremizi tanıyalım, yurttaşlık, din bilgisi...

Her şeyin hemen anlatıldığı...

Ama öğretmenlerin geçim sıkıntısından bunalmış bakışları altında hiçbir şeyin öğrenilemediği saatler geçiyor.

Teneffüste beyin yorgunluğundan nefes alınamıyor.

Öğleden sonra çantasında tonlarca ödevin ağırlığıyla eve geliyor.

Peki bu çocuk hangi sporu yapabilir.

Dünyanın öteki kıyısında, orta eğitimden başlayarak kurulmuş spor akademileri, tenis kolejleri, futbol okulları, voleybol liseleri varken...

Nasıl yetişecek bu çocuklar?

Anadolu’nun her şehrinde yakama yapışan, bütün anne-babalar adına soruyorum:

- Nasıl olacak bu?

(Devam edecek...)

X