Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Ütopyam kaymak!..

Elimin altında televizyon kumandası, kendisi tam umutları ham bir piyango bileti, karıştırılacak birkaç yeni kitap, bilgisayar ekranı Twitter’a kilitli. Durumum orta yaşlı bir erkek için ütopik düzeyde tatlı.

Ütopyaları sever misiniz? Biliyorum; “Türkiye gibi günde üç defa burç değiştiren bir ülkede ütopya da neymiş a şuursuz!” diyeceksiniz ama gönül ütopyadan geçmiyor.
Yılbaşını evde bir başına, tüm yılbaşı ritüellerinden sıyrılmış biçimde eda ettim. Gündüz kızımı ve annesini ziyaret ettim. Akşamın erken saatinde sevdiğim bir arkadaşıma uğradım. Orada toplanmış başka bazı arkadaşlarla üzengi muhabbeti ederek sosyal ödevimi yaptım. Haberler başlamadan da eve dönüp çalışma masama kuruldum. Şeker ve kilo nedeniyle yıllardır alkolden uzak duruyorum. Masada masum bir çerez tabağı, bir kâse de çekirdeksiz nar var. Elimin altında televizyonun kumandası, kendisi tam umutları ham bir Milli Piyango bileti, karıştırılacak birkaç yeni kitap, bilgisayar ekranı Twitter’a kilitli. Mevcut durumum orta yaşlı bir erkek için ütopik düzeyde tatlı… TV’de dünyanın yeni yıla girmede torpilli coğrafyalarından erken kutlama görüntüleri. Gülümseyen, umutlu insanlar. Yeni yıla giyinmiş süslü dünya şehirleri.

DEVLETİN YILBAŞISI OLMAZ

Başbakan beliriyor ekranda. İzlemeye koyuluyorum. Sıkıntılı bir yıl yaşadık. Ortası Gezi, finali gazi bir yıl. Her şeye rağmen yeni yıl yeni bir şans demek. “Başbakan da yeni bir başlangıç duygusu yaratacak, birleştirici bir konuşma yapabilir” beklentisindeyim. Neden olmasın? Rahmetli babaannem benim iyi niyetimi kibarca “Bu çocukta deli morali var” diye tarif ederdi. Dalgasını geçenlere inat, hiç ıskonto yapmam iyi niyetimden. Başbakan dua vurgusuyla başladığı yeni yıl konuşmasında sözü, Selçuklu’dan açıp, Osmanlı’dan geçirip, Türkiye Cumhuriyeti’nin kutlu yürüyüşüne taşıdıktan sonra; bu kutlu yürüyüşü engelleme girişimlerine getiriyor. Girişimlerin dış mihraklı gizli öznelerine, onların içerdeki işbirlikçilerine değinip, Gezi ve 17 Aralık olaylarının ülkemize yönelik bu tuzak ve suikast girişimlerinin bir sonucu olduğunu anlatıyor özetle. Canı sıkkın, yüzü asık. Yok, bu konuşma umut vaat etmiyor. Anlaşıldı; Başbakan yeni yıla da eski dille girmekte kararlı.

YETİŞİN MÜZEYYEN HANIM

İyi niyetim suyunu çekiyor. TV’nin sesini kapatıp pikaba Müzeyyen Senar’ın bir 33’lüğünü koyuyorum. İnce sazdan hışırtılı bir şefkat yayılıyor odaya: “Neden düştük biz bu hale?” Enfes bir Zeki Duyguluer bestesi. Yılın son gecesinde; elde sükûnet, kulakta Müzeyyen Hanım… Bir ütopyanın tam ortasındayım.
Memet Baydur’u tanıyanınız, hatırlayanınız var mı bilemiyorum. Genç yaşta yitirdiğimiz zehir zekâ bir oyun ve köşe yazarı abimizdir. Güzel Memet abimizin iğne oyası köşe yazılarından derlenmiş ‘Ucello’nun Kuşları’ kitabı da duruyor masada. 51 yaşında, onu kaybetmemizden dört yıl önce, 28 Aralık 1997’de kaleme aldığı ‘Hafif, hızlı bir ütopya denemesi’ başlıklı enfes yazıyı açıyorum. Memet abi ütopya kavramından bahsederek başlıyor yazıya, tarihteki ünlü ütopyalardan bahsediyor. Sonra, ‘kendi halinde bir oyun yazarı olarak’ kurduğu ‘günlük bile değil, saatlik bir ütopya’sını anlatıyor.

MEMET ABİ’NİN ÜTOPYASI

Dünyanın kim bilir neresinde, tanımadığımız bir başbakanın yeni yıl konuşması bu! Şöyle bir şey:
“Kozhelvalarındaki lezzetin eski kozhelvalarıyla ilgisi kalmamışsa; boş arsalarda çocuklar bütün gün tek kale maç yapıp akşamüstleri ateş yakmıyorlarsa; demiryolları, trenler, istasyonlar benzinle beslenen yamyamların saygısız bilinçsizliğine esir düşmüşse; iktidar, yaz mevsiminde erik ağaçları, akasyaları ve pisiotlarını anımsamayan ve önemsemeyen bir oy potansiyeliyle iktidara yapışmak zorunda kalıyorsa; artık bu ülkenin başbakanı olmak istemiyorum.
Bağımsız olmamız gerekiyor. Gerçekten bağımsız olmak istiyorsak sahte, kof zenginlikler peşinde koşmayı bırakıp yoksulluğun onurunu taşımayı öğrenmeli ve ulusça dayanışma içinde olmalıyız; tüketim tutkusu ve bencillikle mustarip, saygısızlıkla zedelenmiş, kişiliğinden ve geçmişinden kuşkulu bir kalabalığın birbiriyle ilintisiz bireyleri olmaktan çıkmanın tek yolu, insanların birbirlerini dinlemeye, duymaya başlamasıdır.
Memleket; kırk mumluk aydınlarıyla; çıkarından başka bir şey düşünmeyen idarecileriyle; para hırsıyla gözü dönmüş, kötülüğe esir düşmüş, geçmişle ve gelecekle ilişiğini koparmış kadrolarıyla; yıllardır her fırsatta bir araya gelmesi engellenmiş işçi, köylü, memur insanlarıyla ulus olarak bir çıkmaza sürüklenmiştir. Bu kepazelikte toplumu yönetmek hevesinde olan her partinin az ya da çok dahli vardır.
Dünyayı küçültmek isteyenler, insanları, emekçileri, aydınları küçük görenler var; herkesi bir tek düşünce, bir tek ideoloji çevresinde toplayıp yönetmek isteyenler var. Bu tuzağa düşmek zorunda değiliz. Yirmi yıldır bu ülkenin sorunlarıyla uğraşıyorum; yeryüzünde hiçbir ülke yirmi, otuz, kırk yıl süren bir siyasi liderliğe muhtaç olmamalıdır. Bugün bu görevi kendi isteğimle bırakıyorum. En önemli kavramın bağımsızlık olduğunu anlatabildiysem ne mutlu bana! Bağımsızlığı koruyun! Sizlere gönül ferahlığıyla veda ediyorum.”
Bunları söylüyor Baydur’un ütopyasındaki ütopik başbakan ve konuşması biter bitmez; kargatulumba bir siyah arabaya bindirilip, nerede olduğu bilinmeyen bir karakola götürülüyor. “Ne kadar naif ne kadar çocuksu düşünceler değil mi?” diyor Baydur kendi küçük ütopyası için. Ve bitiriyor: “Bir de şöyle düşünün: ya olursa?” Başımı kitaptan kaldırıyorum. İstanbul sisli bu son gecede. Ölçülü bir eğlence havası var sesi olmayan ekranda. Plak bitmiş, disk boşa dönmekte… Saati yokluyorum; ben Memet abiyle halleşirken yeni yıl oturmuş eskisinin yerine! Ne güzel girdim yeni yıla…
2014 ayıpsız ve kayıpsız olsun. Ütopyalarınızdan öperim…

Ütopyam kaymak..

X