"Ayşe Arman" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ayşe Arman" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ayşe Arman

Utanç duvarı yıkıldı

Dün İzmit, Karamürsel Ereğli’de bankta çocuğuyla oturan Leyla Ertaç röportajını okudunuz.

Ben de 2012 model utanç duvarı meselesini tartışmaya açtım.

Şahane mail’ler yolladınız, sağ olun, var olun.

Biz tartışaduralım, duvar fotoğrafta gördüğünüz şekilde yıkıldı. Fırtınadan mı, vidaların gevşemesinden mi bilinmiyor.

Utanç duvarı yıkıldı ama her an dikilebilir ya da başka yerlerde yeni utanç duvarları boy gösterebilir, bakalım ortak akıl ne diyor...

Utanç duvarı yıkıldı

Ya fırtınadan Ya gevşetilen vidalardan

O tahta perdelerin arkasını gözetlemek geldi içimden

Yazınızı okuyunca o tahta perdenin arkasını gözetlemek geldi içimden. Halbuki ben, her yıl tatilini yapan, her türlü insanın plajlarda olduğu yerlerde denize giren biriyim. Hiçbirine dönüp bakmazken, burası birden ilgimi çekti, “sapıklık” duygularım depreşti. Ve kendimden rahatsız oldum. Denize, istediği yerde istediği kıyafetle girmek herkesin hakkı. Eğer illa ayrı plaj isteniyorsa, “çıplaklar kampı” gibi uygun bir yerlerde bu tür plajlar yapılabilir. Ama böyle bir uygulamaya gidince, homoseksüellere, transseksüellere, lezbiyenlere de “özel plaj” hakkı doğmuyor mu? Merak ettiğim başka bir konu da şu: Acaba etrafı çevrili olduğu halde denize yine de haşemayla mı giriyorlar, yoksa erkek yok diye bikini veya mayoyla mı?
(Kerem S.)

Haklısınız, yasaklar her zaman ilgiyi artırmaktan başka bir işe yaramaz. Ama mail yazanlar arasında bir tek siz gözetleme konusuna değinmişsiniz! Nasıl yüzdüklerine gelince, kadınlara özgü otellerde ben hem bikiniye giren kapalı kadınları hem de haşemayla girenleri gördüm...

4 nefis gün geçirdik: Ben bikinimle, hanımefendi haşemasıyla, eşim birasıyla, beyefendi çayıyla

Daha pazar günü tatilden döndük. Ben, eşim ve kızım. Tatilde, bizden yaklaşık 20 yaş büyük bir çiftle tanıştık. Daha doğrusu onlar tanıştı bizimle. Öyle kazınmış ki beynimize, öyle bölmüşler ki bizi, sahilde hep birbirine yakın şezlonglarda olduğumuz halde, “Merhaba” demeye cesaret edemedim.

Çünkü söz konusu hanımefendi, haşemayla denize giriyordu, bense bikinimle. Aynı şekilde eşim de bir adım atamadı, çünkü eşim elinde birasıyla sahilde keyif yapmayı sevenlerden. Düşündük ki, bizimle asla tanışmak istemezler, çok faklıyız, biz onlara göre “günahkâr”, “cehennemlik” insanlarız. Sonra onlar bize “Merhaba” dedi. İnanın çok şaşırdım ve nefret ettim bize dayatılan bu saçmalıklardan. Beynimize kazınan “taraf” olma durumlarından. Farklılıkların çatışmasından...

Neyse sonra tanıştık, kaynaştık. Nefis bir 4 gün geçirdik. Ben bikinimle, han’fendi haşemasıyla, eşim birasıyla, beyefendi çayı, kahvesiyle. Aynı masada oturduk, birbirimizi hiç suçlamadık, yadırgamadık. Yani başımızdakilerin istediğini yapmadık, bölünmedik, birlikte eğlendik. Şimdi isteyen istediği duvarı örsün sahillere.

Elbette kötüdür, kirletir doğayı, benim o sahile çöp atmamla, o duvarın o sahile dikilmesi aynı şeydir. Ama başaramayacaklar bunu bilsinler o duvarı örenler.

Bizlerin önüne demirden duvar da örseler, birlikte eğlenmeye, yiyip içmeye ve aynı zamanda tercihlerimize saygı göstermeye devam edeceğiz. “Dervişin zikri neyse, fikri de odur” derler. Bizim zikrimiz de fikrimiz de tertemiz. Kirli olanlar düşünsün gerisini... (Özge Y.)

Bayıldım anlattığınız tatile. Gözümün önüne geldiniz. Yazdığınız her satıra imzamı atıyorum. Dün akşam ben de kapalı bir arkadaşımın evindeydim, Saadet’e buradan selam ederim, birlikte yemek yedik, eğlendik, sohbet ettik. İnsanın beyninde örtü olmayınca sorun olmuyor.

Bikinili kadınları mı şehirden uzaklaştıracağız, haşemalı kadınları mı?

Kapalı kadınların nasıl haşemayla denize girme gibi bir özgürlükleri varsa, açık kadınların da bikiniyle girme gibi bir özgürlükleri var. Benim merak ettiğim, bu gibi konularda nasıl davranmak lazım? Acaba haşemalı kadınlar için mi şehrin dışında özel bir plaj yapmalı, yoksa bikinili kadınlar için mi? Her iki kesimin de aynı alanda, aynı denize girmeye hakkı yok mu sizce? Orta yol, sadece iki kesimden birini şehirden uzaklaştırmadan mı geçiyor? (Erkan M.)

Elbette ki hayır! Doğru olan birlikte denize girmek, bir kesimi, diğer kesimden uzaklaştırmaya çalışmak, bu ülkeyi bölmekten başka bir şey değil.

Bu yapılan ‘kul hakkının gaspı’

Başkalarının haklarına saygısızca saldırmakta hiçbir sakınca görmeyen ve git gide sertleşen bir iktidarla karşı karşıyayız. Unutmasınlar ki, yüzde 53’lük kesimin oyunu alırken sadece türbanlı insanların değil, başı açık olanların da oylarını topladılar. Fakat şimdi bizi yok sayıyorlar.

Elif Hanım o utanç duvarına isyan ediyor ve son derece haklı. Peki bu tepkiler sonucu, o paravanlar kaldırılacak mı? Belediye geri adım atacak mı? Hiç zannetmiyorum. Maalesef durumun vahameti giderek artmakta ve bizler çaresiz kalmaktayız. Belki sizlerin sayesinde bir şeyler başarabiliriz ama çok zor. Son olarak şunu belirtmek isterim, Müslümanlık’ta her şeyin üstünde, “kul hakkı” gelir. Namazın orucun vs. kazası vardır. Bir tek kul hakkı yemenin affı yoktur. Şimdi bu kararın altına imza atanlara, oradan denize girmek isteyen ev sahipleri haklarını helal ediyor mu acaba? (Gökçe H.)

İktidarın giderek sertleştiğine, ülkenin giderek muhafazakârlaştığına, belediyenin o utanç duvarını kaldırmayacağına ben de inanıyorum. Ama yine de umutsuz değilim.

Duvarlar olmamalı 

Bu olayda tesettürlü hanımların denize rahat girmesi gibi bir kaygı olduğunu zannetmiyorum. Burada, göz göre göre “baskı kurma” ve insanları “bu baskı ortamına alıştırma” kaygısı görüyorum. Yani mesele bir ideolojiyi dayatmak. Bu yaz Kuşadası’nda, neredeyse tüm plajlarda haşemalarla denize giren yüzlerce kadın gördüm. Demek ki haşema ihtiyacı karşılıyor. O halde plajı duvarla kapatmak neden? İdare, eylem ve işlemlerinde kamu yararını gözetmek zorundadır. Bu olayda bir kamu yararı olmadığı gibi bölge halkının manzarasının kapatılması suretiyle, kamu yararını ezip geçen bir eylem söz konusudur. Bölge halkı işin peşini bırakmamalı, idari dava açmalı. Bu memleket kimsenin çiftliği değil. Ne zihinlerde, ne vicdanlarda, ne de sokaklarda duvarlar olmamalı. (Seçil S.)

Son cümlenize bayıldım. Benim de hayat felsefem bu: Duvarlar olmamalı!

Elbirliğiyle memleketi bu hale getirdik

Bütün bu görüntülerden hep beraber utanalım, ben de, siz de, hepimiz... Bakar mısınız, el birliğiyle bu ülkeyi ne hale getirmişiz! Siz, seks konusundaki açık saçık yazılarınızla (ultra modern olmanızdan ötürü), bizler de, atıl ve beceriksiz kalmamızla... Hep beraber ülkeyi hayvan asan, namusu, kadının apış arasına sokan, adaleti bir avuç din bezirgânı ve yobazla sağlamaya çalışan bir ülke olduğumuz için hep beraber utanalım.

Ben şahsen, en çok da o asılan zavallı hayvan için utandım. İnsanlar layık oldukları şekilde yaşarlar, ya hayvanlar? Onlar da bizim kurbanlarımız. (Arslan E.)

O zavallı köpekle ilgili sizinle benzer duygular içindeyim. İki Uludağ Üniversitesi öğrencisiymiş, tatile gitmişler, bir arkadaşlarının yemek ve su vereceğini düşünmüşler, o arkadaş da vermemiş, herkes birbirini suçluyor.
Ne var ki “ultra modern olmanın”, sizin söylediğiniz modern topluma ne gibi bir zararı var anlamadım...

‘Tepkilere göre yol çizeriz ya da gündemi değiştiririz’

Bu olay kapalı mekânlardaki sigara yasağı gibi tüm insanlığın (inançlı-ateist, sağcı-solcu, genç-yaşlı) yararına bir uygulama değil. Bu oradaki doğal güzelliklerde aynı hakkı bulunan vatandaşı ayrıştırmak, bir tarafa ayrıcalık sağlarken, diğer bir kesimin vergisini ödeyerek kazandığı haklarını gasp etmek. Neden mi bu uygulamaya gidildi? Bu hükümetin stratejisi böyle...

“Önce dayatmacı bir şekilde deneyelim, tepkilere göre yol çizeriz. Aşırı tepki olursa, çok da akil olmayan açıklamalarla yalanlar, düzeltmelere gideriz. Tepkiler çok sesli çıkmazsa, gündemi değiştirecek 2-3 ilginç haberle kamuoyunun dikkatini başka yere çeker, yolumuza devam ederiz.”

Bu artık bir AK Parti rutini haline geldi. Biz de hiçbir şeye fazla şaşırmayan, sorgulamayan bir toplum haline geldik. Yeter artık! (Uğur Y.)

Haklısınız... Gerçekten böyle bir strateji gözlemleniyor. O yüzden sizin de dikkat çektiğiniz gibi tepkinin gücü çok önemli. Küçük bir çığlık göz ardı ediliyor, ama patırtı büyükse durum değişebiliyor. Bakalım bunda ne olacak.

Bunun adı sivil darbe 

Ben buna kısaca “sivil darbe” diyorum, başka da bir şey demiyorum. (Çiğdem Ç. B.)

Katılıyorum. Demokrasiyle, hatta “ileri demokrasi”yle hiç alakası olmayan bir durum. Ne insanların fikirleri alınıyor, ne bir açıklama yapılıyor, “Ben yaptım, oldu” oluyor. Bu davranış, çok şikâyetçi oldukları 28 Şubat tavrından hiç de farklı değil...

Ben de tesettürlüyüm ama bu yapılanı yanlış buldum

Kimsenin denizi kafasına göre çevreleme hakkı yok. “Kul hakkı”na girer zaten. O tarz oteller var, oraya gitsinler ya da haşemayla denize girsinler. Anlıyorum, haşema vücuda yapışıyor, o nedenle erkek yanında girmek istemiyorlar. Ama o evlerde yaşayan insanların, denize girme özgürlüğüne ya da manzarasını kapatma özgürlüğüne kimse sahip değil. Bir de Kâmil Koç firması namaz için durmamış haberleri vardı dün. Buna da itirazım var. Ona göre otobüs firması seçersin, olur biter. Herkes bize uymak zorunda değil. Onun hesabını o verir, benim görevim kimseyi adam etmek olmamalı. Herkes kendi işine bakmalı. Sizi severek okuyorum çünkü demokratik düşünüyorsunuz. Yaşadığınız hayat sizi bağlar. Ben sizin insanlığınızla ilgileniyorum. Sevgiler. (Güzin.)

Sağol Güzin. Bence sen de demokratik düşünüyorsun. Tesettürlü olup, utanç duvarına itiraz etmen çok önemli. Sevgiler.

X