Unutmayın kaç yaşınızda olursanız olun babanız yaşıyorsa hâlâ çocuksunuzdur

Dün Babalar Günü’ydü. Tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun. Babalar için güzel bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istedim.

Haberin Devamı

Bu öykü bana yıllar önce çok değerli  sanatçı Yıldırım Önal’ın olağanüstü performansıyla hafızalarda yer eden, Edmund Morris’in “Tahta Çanaklar”  adlı ünlü oyununu anımsattı. Bu oyunda da, sofrada yaşlı büyükbabanın önüne kırıp dökmesin diye eski püskü bir tahta çanak konmuştur. Evin küçük oğlu, bunu pek garipser… Babasına sorduğunda düzgün bir cevap alamayınca, oturup bir tahta çanak oymaya başlar. Ve babasına, “İlerde yaşlandığında ben de yemeğini sana bu çanakta vereceğim” der.
Her iki öykü de, yaşamın süratle akıp gittiğini, bir gün o katlanılamayan yaşlı babanın yerinde kendinizi bulabileceğinizi anlatıyor.
Anne ve babalarımızın değerini bilelim, onları kaybetmeden onlarla değerli zamanlar geçirelim  ki sonradan pişman olmayalım.

AFFET BENİ BABACIĞIM

Haberin Devamı

Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında eşi bütün bağları kopardı ve “Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak’’ diyerek rest çekti. Eşini kaybetmeyi göze alamazdı.
Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve bir de çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti. Hâlâ onu delicesine seviyordu. Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu.
Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacaktı. Lazım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can ‘’Baba ben de seninle gelmek istiyorum’’ diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı.
Küçük çocuk sürekli babasına ‘’Baba nereye gidiyoruz?’’ diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan nereye götürüldüğünü anlayan yaşlı adamsa gizli gizli gözyaşı döküyor, oğlu ve torununa belli etmemeye çalışıyordu. Saatler süren zorlu yolculuktan sonra dağ evine ulaştılar. Epeydir buraya gelmemişti. Baraka tipindeki dağ evi artık çürümeye yüz tutmuş, tavan akıyordu. Barakanın bir köşesini temizledi, hazırladı ve arabadan yüklendiği yatağı oraya itina ile serdi. Sonra diğer malzemeleri taşıdı, en son da babasını sırtlayarak yatağa yerleştirdi.
Döneceğini biliyordum
Tipi adeta barakanın içinde hissediliyordu. Çaresizlik içinde babasını izledi. Daha şimdiden üşümeye başlamıştı adamcağız. Yarın yine gelir, bir yorgan ve birkaç battaniye getiririm diye düşündü. Öyle üzgündü ki dünya başına göçüyor gibiydi. O bu duygular içindeyken babası yüreğine bıçak saplanmış, öylece düşünüyordu. Yıllarca emek verdiği oğlu tarafından bir barakaya terk ediliyordu. Gururu incinmişti, içi yanıyordu ama belli etmemeye çalışıyordu. Küçük oğlan ise olanlara hiçbir anlam veremiyordu. Anlamsızca ama dedesinden ayrılacak olmanın vermiş olduğu üzüntüyle sadece seyrediyordu. Artık gitme zamanıydı. Babasının yatağına eğildi, yanaklarını ve ellerini defalarca öptü.
Beni affet der gibi sarıldı, kokladı. Artık ikisi de kendine hakim olamıyor ve hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Buna mecburum der gibi baktı babasının yüzüne ve oğlunun elini tutup hızla barakayı terk etti. Arabaya bindiler. Yola çıktıklarında çocuk ağlamaya başladı. ‘’Neden dedemi o soğuk yerde bıraktın?” diye sordu babasına. Verecek hiçbir cevap bulamıyordu, “annen böyle istiyor” diyemiyordu.
Sonunda çocuk ; ‘’Baba sen yaşlandığında ben de seni buraya mı getireceğim?’’ diye sorunca dünyası başına yıkıldı. O sorunun yöneltilmesiyle birlikte deliler gibi geri çevirdi arabayı. Barakaya ulaştığında ‘’Beni affet baba!’’ diyerek babasının boynuna sarıldı. Baba oğul sıkı sıkı sarılmış ve çocuklar gibi hıçkıra hıçkıra ağlıyorlardı.
Oğlu ‘’Baba beni affet, sana bu muameleyi yaptığım için beni affet!’’ diye hatasını belli ediyordu. Babası oğlunun bu sözlerine en anlamlı cevabı veriyordu.
“Geri geleceğini biliyordum yavrum. Ben babamı dağ başına atmadım ki sen beni atasın. Beni bu dağda bırakamayacağını biliyordum.”

Yazarın Tüm Yazıları