Umut Vakfı

Tuğrul ŞAVKAY
Haberin Devamı

Bugün İstanbul’da çok önemsediğim bir vakfın toplantısı var. Umut Vakfı bu yıl 'Bireysel Silahsızlanma Günü' etkinlikleri çerçevesinde 'Medyanın Barışa Katkısı'nı değerlendirecek.

Daha fazla ayrıntıya girmeden küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Nazire Dedeman’ı iş dünyasından tanımayan yoktur. Ama onun evladını gereksiz bir silahla oynama sonucu yitirmiş acılı bir anne olduğunu hatırlayanlar çok olmayabilir.

Nazire Hanım bu felaketin peşini, 'kaderdir' diye bırakmayacak olgunlukta, zihin yapısında bir insan. Nitekim işin peşini de bırakmadı. Adaletin karşısında dimdik hakkını savundu.

Olan bitenleri daha fazla uzatacak değilim...

Nazire Dedeman bir yandan adaletin doğru ve düzgün tecellisi için mücadele verirken, öte yandan da toplum için bir şeyler yapmak üzere yola çıktı. Umut Vakfı’nın kuruluşunun altında böyle bir girişim yatıyor.

Silaha karşı vakıf

Dedeman Ailesi tümüyle Nazire Dedeman’ın arkasında durdu. Onlara bazı dostları da destek çıktı.

Böylece, 'geleceğin teminatı olan gençlere' yönelik ciddi bir çalışma başladı.

Vakfın kuruluş amacının resmi açıklamasında çok şey söyleniyor. Ben bunlar arasında cımbızla seçtiğim birkaç noktayı ışık altına getirmek istiyorum.

Umut Vakfı, gençlere 'uyuşmazlıkların çözümünde barışçıl yolları seçmeyi yeğletmek, bu bağlamda uzlaşma ve barışı sürdürme ve geliştirme becerilerini öğretip benimsetmek' gibi bir misyon yüklendiğini açıklıyor.

İşte tam bu noktada işin rengi değişmekte. Umut Vakfı acılı bir annenin şiddete karşı bireysel hikayesinin ötesine geçmekte. Toplumda eksikliğini son yıllarda giderek artan ölçüde hissettiğimiz bir eksikliğin giderilmesinin arayışına dönüşmekte.

Nitekim Umut Vakfı’nın bu yılki 'Bireysel Silahsızlanma Günü' etkinlikleri çerçevesinde 'Medyanın Barışa Katkısı' ödülleri bizi olduğu kadar Arap dünyası ve İsrail’i de kapsayan boyutta gerçekleştiriliyor.

Ben bu vakfı çok ciddiye alıyorum.

Umarım önümüzdeki yıllarda herkesin artan desteği ile Umut Vakfı hepimize daha çok umut veren çalışmaları başarmaya yönelir.

Hong Kong Festivali

İstanbul’da beş yıldızlı otellerin en güzel aktivitelerinden biri, zaman zaman düzenledikleri yemek festivalleri. Swissotel bu konuda başı çeken kuruluşlardan biri olma özelliğini yıllardır sürdürüyor.

Geçenlerde bunlardan birine, Hong Kong Yemek Festivali’ne katıldım. Çok da keyif aldım.

Gerçi o akşam davete geç katılmak zorunda kaldığımdan birçok lezzetli yemeği kaçırdım. Yine de yediklerim enfesti. Daha önemlisi, İstanbul’da sık tatma fırsatı bulmadığmıız yiyecekler sunuldu. Marine edilmiş denizanası, taze sütlü badem kreması ve üzeri fındık ve şekerle kaplı pirinç topları insanın öyle her yerde ve her zaman bulacağı yiyeceklerden sayılmaz.

Swissotel İstanbul The Bosphorus tarfından Ku-Kong Restaurant’ta düzenlenen festival Panda Hotel, Cathay Pacific havayolları ve Doluca Şarapları tarafından desteklenmiş.

Yemekleri yapan şefler Hong Kong’tan gelmiş. Ayrıca bir dans ekibi de festivale renk katıyor. 2 Ekim’e kadar sürecek olan bu değişik mutfak tanıtımını bütün yemek meraklılarına tavsiye ederim.

Kaçırılmayacak bir konser

Okuyucular gazetelerde genellikle geçmiş konserlerin eleştirilerini görmeye alışık. Zaten gidilmemiş bir konser, seyredilmemiş bir tiyatro oyunu, izlenmemiş bir maçla ilgili ne yazılabilir ki demeyin. Bence yazılabilir ve yazılmalı.

Çünkü iyi olacağı tahmin edilen etkinlikler öncesinden yeterince duyurulmazsa müşterisi olmuyor. Özellikle sanat etkinliklerinde bu durum çok yaygın. Eleştirmenler, veya benim gibi izlenimlerini yazan gazeteciler olayı duyurduğunda çoğu kez geç kalınmış olunuyor. Nasrettin Hoca’nın 'bilenler bilmeyenlere anlatsın' sözüne sığınılıyor. Oysa bir konseri, bir tiyatro oyununu, bir sergiyi anlatmakla -veya başkasından dinlemekle- olayan bizzat tanığı olmak ne kadar ayrı şeyler.

Johann Sebastian Bach

Bu yıl klasik müzik dünyasının gelmiş geçmiş en büyük anıt isimlerinden Johann Sebastian Bach bütün dünyada anılıyor. Şu günlerde bizim de payımıza düşen bazı konserler var İstanbul’da. Akbank Oda Orkestrası 30 Eylül cumartesi günü Aya İrini’de bu büyük müzisyenin anısına Estonyalı besteci Alvo Part ve Bach’ın eserlerinden oluşan harika bir programı sunuyor.

Alvo Part’ı tanımayanlar için, bestecinin bu konserde çalınacak eserinin Bach’a göndermelerle dolu, duygusal olduğu kadar şakacı da olduğu söylenen bir kompozisyon olduğunu belirtelim.

Bu etkilenmeye değinmişken, Brezilyalı çağdaş besteci Villa Lobos’un Bachienas Bresilianas adlı yine büyük usta Bach’tan etkilenerek yazdığı eserler aklıma geldi.

Sözün kısası bu konseri kaçırmayın.

Bize böyle bir fırsatı verenlere de buradan teşekkür edelim.

E-MAİL: tsavkay@hurriyet.com.tr

FAKS: 677 04 21

Yazarın Tüm Yazıları