"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

“Tutkularının esiri” olup bedenini “kirlenmiş” sayan kızlar

Bu, bir genç kadının topluma karşı isyanı. Sözlerinde büyük gerçeklik payı var. Ancak ne yazık ki, toplumumuzu pek fazla tanımıyor. Kadın hâlâ kendi bedenine sahip olamıyor bu toplumda. Onun bedeni için kararı ailesi veriyor...

Bırakın genç bir kızın kendi duygularıyla cinselliği yaşayıp yaşamayacağına karar vermesini, bizde bir kadın bir kere evlendi mi, evliliğini sonlandırmaya bile kendi karar veremiyor. Boşanabilse de “namus sorunu” peşini bırakmıyor ve hemen her gün gazetelerin üçüncü sayfalarında görmeye alıştığımız cinayetlerden biri arasındaki yerini alıyor.
Evet, kadın kendi bedenine sahip çıkmak için mücadele vermeli, bekaret takıntısı olmadan, kendi isteğiyle evlenebilmeli. Ama bunun için önce erkekler eğitilmeli, zihniyetler değişmeli.
Peki bunu yakında görebilecek miyiz? Ben de okurum gibi pek sanmıyorum...

Ya evliliği bekleyip bedenine eziyet et ya da cinselliği yaşa ve pişmanlık duy

Güzin Abla, size gelen mektuplarda dikkatimi çekiyor; genç kızlarımız bile namusu “bacak arasında” arıyor.
Bu ne zaman bitecek? Sanırım kızlarımız kendilerini erkek gözüyle değerlendirmeyi bıraktıkları zaman. Peki bunu başarabilecek mi? Bu gidişle hiç sanmıyorum...
“Tutkularının esiri” olan, bedenini “kirlenmiş” sayan bu kızlar, hangi bakış açısıyla konuşuyorlar? Kendi değerleriyle mi?
Bir yandan da aile baskısından dem vuruyorlar. Nedir bu aile baskısı? Genelde kız çocuklarına yapılan, cinsellikle ilgili ikiyüzlü baskılar...
Kendini “kirlenmiş” sayan kızlar, toplumun ataerkil erkek kurallarının etkisiyle konuşuyorlar. Bunun farkındalar mı?
Anca orta yaşlara geldikleri zaman uyanacaklar. O da belki...
Orta yaşlara geldiklerinde kendilerine yaşattıkları eziyeti düşünüp o güzelim yıllar için pişmanlık duyacaklar.

ERKEKLERE BASKI YOK

Erkeklere hiçbir baskı yok, ilişkilerinde cinselliği yaşayabiliyorlar. Gençlik yıllarında cinsellik yaşayabilen erkek, “aşk” da yaşayabiliyor, evlilik de yapabiliyor.
Ancak cinsellik gibi son derece özel ve doğal, elzem bir olayı yaşayan kızlar aşağılanıyor, hakir görülüyor, bedenleri “kirlenmiş” sayılıyor, pişmanlık yaşatılıyor. Bunun neresi adil? Kim “kirli”? Bu kızlar mı yoksa erkekler mi?
Kızlarımız bunun muhasebesini yapsalar, kendilerini sığ düşünceli, ikiyüzlü ahlak kurallarına sahip bu erkeklere beğendirmeye çalışmazlar.
Kadınıyla, erkeğiyle bu toplum artık akıllanmalı. Bu ikiyüzlülüğe bir “dur” demeli.
Ama haklar kimseye altın tepsiyle sunulmaz. Bunu öncelikle kadınlar başlatacak. Yoksa hep bu baskılarla, adaletsizlikle, ikiyüzlü erkek kurallarıyla yaşamak zorunda kalırız.

SİZİ EŞYA GİBİ GÖREN ERKEKLERDEN UZAK DURUN

Ya evliliği veya “özel” olanı bekleyip bedenine eziyet et ya da cinselliği yaşa ve pişmanlık duy. Kadınlara tanınan yollar bunlar... Kirli olan, toplumun dayattığı işte bu kurallar...
Asla sizi geçmişteki ilişkilerinize, “bacak arası namusuna” bakarak değerlendirecek bir erkekle evlenmeyin. Böyle bir erkeğin sevgisi gerçek sevgi değildir. Ki zaten toplumda bu yüzden gerçek sevgiler yok.
Sizi “ambalajı açılmamış” bir eşya gibi gören erkekle mutluluk hayalleri kurmayın. Bunları aşmış bir adamla mutlu olabilirsiniz ancak.
Bunu tecrübeli, başından evlilik de, sevgililik de, cinsel beraberlikler de geçmiş, annelik görevini de yaşayan bir genç kadın olarak söylüyorum.
Rumuz: Kirlenmiş bedenler

X