Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Terörist-i Ekber

Hadi ULUENGİN

Herifçioğlu bir de ‘‘Allah-ü ekber’’ diye nara atmaz mı !.. Şeytan koca göbeğine okkalı bir yumruk, kalın ensesine de Osmanlı bir şaplak indir diyor.

Neyse, hiç olmassa kelime-i şahadet getirmedi...

Onu da yapabilirdi ya, zahir alkolden uyuşmuş beyni çata pata söktüğü Arapçada bu kadar kelimeyi birbiri ardına sıralamasına izin vermedi.

‘‘Allah-ü ekber’’miş, sen kim Rabb'ın adını anmak kim bre zındık...

* * *

CARLOS namıyla maruf İliç Ramirez Sanşez'i kastettim.

Yetmişli yıllarda dört bir yana musibet saldıktan sonra nihayetinde kapağı Sudan'a atan ve Fransa'nın bu ülkeye koklattığı rüşvet sayesinde İslami rejim tarafından yaka paça Paris'e postalanan uluslararası teröristten söz ediyorum.

Fransız mahkemesi önceki gece Venezüella asıllı tedhişçiyi müebbet hapse mahkum edince hazret önce ‘‘Yaşasın Devrim’’ diye bağırdı, ardından da, birden hidayete mi erdi nedir, Tanrı'nın büyüklüğünü dile getirdi.

Hay senin devriminin de, ekberinin de...

* * *

CARLOS, devrim lafazanlığı altında ve şu ya da bu ülke hesabına çalışan ve lanet eylemlere imza atan profesyonel teröristlerin şehinşahını oluşturuyordu.

Artık bütün ayrıntılarıyla ortaya çıktı, muhterem kanlı kariyeri boyunca hem Sovyet KGB'sine, hem de bir dizi Ortadoğu devletine taşeronluk yaptı.

Filistin adına insan katledip oraya buraya bomba savururken, Soğuk Savaş'ın perde arkasında gerçekleşen ‘‘kirli savaş’’a ajanlık hizmeti verdi.

Eh, doğrusu karşılığını da aldı. Baksanıza, efendileri namına en lüküs mıntıkalarda semirtmekten ense kulak yerinde. Yüz okka çekiyor. Göbek bab'ında filinta bir şehir gerillasını değil de karikatürel bir kapitalisti andırıyor.

Zaten köftehor ağzının tadını biliyor. Video filmi belgeledi, Hartum gibi bir yoksulluk şehrinde bile Puronun ‘Cohiba’sını, şampanyanın ‘‘Dom Perignon’’ unu ve haremin de kızoğlan kızını bulamassa mırın kırın ettiği anlaşıldı.

Carlos'un ‘‘Yaşasın Devrim’’i de, ‘‘Allah-ü ekber’’i de, duruma göre, bazen devrim, bazen de Allah ticaretinin korkunç soytarılığına tekabül ediyor.

* * *

DÜNYANIN hangi ülkesinde olursa olsun, aidiyetini taşıdığım kuşağa mensup bir bölüm isyankar atmışlı, bilhassa da yetmişli yıllarda şiddete başvurdu.

Genelde istim arkadan geldi ve ‘‘açıklayıcı’’ teoriler sonradan üretildi.

Her şeyden önce, hem pratik, hem de teori yanlıştı. Ötesi, büyük suçtu...

Terör ve tedhiş bırakın ‘‘burjuva adaleti’’ne, insanlığa karşı suçtu.

Ne var ki, cürümlerini affettirmese de piştova davranan asilerin önemli bir kesimi dürüst inançlardan yola çıkmıştı. Samimiydi. Epey de naifti...

‘‘Desparados’’ tanımına giren bu asilerin ezici çoğunluğu hem kafasını duvara vura, hem de bazen postu kaldırımda bırakarak yanlışını kavradı.

Üstelik, kendisinin bilmediği bir santranç oyununda ve kendi iradesinden bağımsız bir biçimde piyon olarak kullanıldığını ve kullanılacağını anladı.

Özeleştiri yaptı, mahpusa girdi ve suçunun bedelini ödedi. Ödüyor da...

Fakat bunların içinden bazıları hezeyanlar yoluna devam etti. Ediyor da...

Çünkü onlar ‘‘devrim ağalarına’’ ve ‘‘terör tacirlerine’’ dönüştüler.

Yabancı ajanlığından eroin ticaretine kadar bilimum leş işlere bulaşarak, tıpkı Carlos gibi, puronun ‘‘Cohiba’’sı, şampanyanın ‘‘Dom Perignon’’u ve haremin kızoğlan kızı ile mikrokozmos bir evrende devrimbaz sefahate daldılar.

Küçük dükalıkların küçük despotları olarak büyük güçlere hizmet sattılar.

Satmayı da sürdürüyorlar... Kandan kazandıkları rantın faizini yiyorlar.

Farketmez, onlar bugün ‘‘Yaşasın Devrim’’, yarın ‘‘Allah-ü ekber’’ derler.

Ama ‘‘devrim’’ ve haşa Allah, bunların dilindeki kadar ayağa düşemez...

X