Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Temel insan hakları pazarlığa tabi midir?

BAŞTAN söyleyeyim: Bir ülkede terörün can almaya devam etmesi, o ülkede demokratikleştirme ve hukuku çağdaşlaştırma çalışmalarını yavaşlatır, hatta baltalar.

Daha da ileri gideyim: Demokrasisi de hukuk düzeni de yeterince ileri olan ülkelerde bile terörün varlığı bu alanlarda geri gidişe sebep olur. Örnek, 11 Eylül sonrasının Amerikası.
Bu söylediklerim, gündelik hayatın gerçekleri. Ama bunlar gerçek diye ve ülkemizde terör devam ediyor diye demokrasi, insan hakları taleplerini ertelemek olmaz.
Bugün Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan, hafta içinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunumu yapılan ve halen ‘redakte’ edildiği, yani kısmen yeniden yazıldığı/düzeltildiği anlaşılan ‘4. yargı Paketi’ni konuşuyoruz.
Dün yazmaya çalıştım, paket ‘terör örgütünün amaç ve hedefleri doğrultusunda propaganda yapma’ suçunu şiddet koşuluna bağlayarak çok önemli bir ilerlemeyi sağlıyor; böylece ülkemizde ifade özgürlüğü biraz daha genişleyecek.
Genişleyecek ama tamamlanmayacak; çünkü yasalarımızda yer alıp ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı biçimde de yoğun olarak kullanılan başka bir düzenlemeyi içermiyor paket.
O olmayan düzenleme de, gayet muğlak ve tanımı zor bir suç olan ‘Terör örgütüne üyelik’ ve ‘Örgüt üyesi olmasa da örgüt adına faaliyet gösterme’ hakkında.
Şimdi Ankara’dan haberler geliyor; bu iki suçun veya bir tanesinin de ‘şiddet koşulu’na bağlanması söz konusuymuş. Peki neden yapılmıyormuş? Çünkü İmralı ile pazarlık süreci bunda etkiliymiş.
Ben tercümesini yapmaya çalışayım: Eğer terör örgütü üyeliği ve/veya ‘örgüt adına faaliyet gösterme’ eylemi için ‘Şiddet uygulama, şiddet kararının alındığı toplantıda bulunma’ gibi somut ölçütler getirilecek olursa çok sayıda KCK sanığı hakkındaki davalar düşecek. (Yanısıra kimi Ergenekon sanıkları için de benzer durum söz konusu olacak.)
Hükümetimiz, herhalde ‘İmralı süreci’ adı verilen bu sürecin daha bu aşamasında ‘Taviz veriliyor’ görüntüsü oluşmasını istemiyor. O yüzden de, en temel insan haklarından biri olan ifade özgürlüğü konusu bir pazarlığın unsuru haline geliyor.
Öte yandan ‘İmralı süreci’ de kritik bir aşamada. Abdullah Öcalan’ın ‘PKK güçleri Türkiye sınırları dışına çıksın’ talimatına PKK bir ölçüde direniyor, ‘Hükümetten bir şey almadan olmaz’ demeye getiriyor. Son olarak birkaç gün önce Murat Karayılan bu görüşü olanca açıklığıyla söyledi.
‘Hükümetin bir adım atması’ denilen şeyin KCK tutuklularının salıverilmesi, hatta KCK davalarının  düşmesi olduğu öteden beri bilinirken hükümetin ayak sürümesi de daha belirgin bir yere oturuyor.
Görüyorsunuz, Türkiye’nin demokrasi olabilmesi, insan haklarını uygulayan ve bu haklara saygı gösteren bir hukuk düzenine sahip olması ne kadar karmaşık bir yumağın arkasında duruyor.
Bu karmaşık yumak tek bir hamleyle geride de bırakılabilir aslında. Ama bizim pazarlık sever, al-ver dengesi sever ruhumuz buna izin vermiyor.
O yüzden vatandaşların en temel hakları bile pazarlık masalarında konu haline gelebiliyor.

Başbakan Grup Yorum’un şiirini nasıl okudu?

HİÇ güleceğim yoktu; cennet vatanımızda bu da oldu sonunda ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir ifade özgürlüğü mağduru müzik grubu olan Grup Yorum’un ‘Devrim’ şiirinin çalıntı versiyonunu kürsüden okuyuverdi.
Sebep şu: Ak Parti Genel Merkez Kadın kolları öncülüğünde Diyarbakır’dan 90 çocuk Çanakkale’ye götürülmüş, oradaki şehitlikleri, savaş alanlarını vs gezdirilmiş. Bu çocukların bazıları dönüşte Çanakkale izlenimlerini yazmışlar. Başbakan da dün o yazılanlardan alıntılarla bir konuşma yaptı.
Ama bilmiyordu ki, Diyarbakırlı çocuk Grup Yorum’un şiirinden ‘esinlenerek’ bir metin yazmıştı ve bakmayın benim ‘esinlenme’ dediğime, aslında neredeyse bire bir aynı şiiri aktarmıştı yazısında.

 

 

X