Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Tarihçiler, Türkiye ve Kuzey Irak’ı yarın nasıl yazacaklar?

Başbakan Tayyip Erdoğan ile İngiltere yoluna çıkmak üzere, kendisini Ankara’da Şeref Salonu’nda beklerken, bir İngiliz gazetesinde demecini okumak ilginç bir duygu. İngiltere’nin saygın gazetelerinin başında gelen The Times, internet sitesinden yayınladığı Başbakan’ın demecinde, “Kuzey Irak’ta yuvalanan PKK teröristlerine yönelik operasyon yapılacağını” söylediğini bildiriyor.

Başbakan Erdoğan, “Amerika ve NATO’dan gelen bütün durdurma çabalarına rağmen operasyonun yapılacağı” yolunda açıklamada bulunduğu The Times’ta kaydediliyor.

İngiltere yolunda ve İngiltere’de Tayyip Erdoğan’la başbaşa kalmadan, “Kuzey Irak’a operasyon yapılacağını” biliyoruz demektir. Gazetecilik merakı, böylece, Tayyip Erdoğan ile karşılaşmadan önce teskin olmuş oldu.

Nasıl bir operasyon, hangi kapsamda, ne zaman?

Bu sorulara net bir cevap almayacağımızı, almamızın da mantıklı olmadığını da peşinen biliyoruz.

Gelinen noktada, hangi hükümet işbaşında olursa olsun, “Kuzey Irak’a operasyon”un “kaçınılmazlığı”nı daha önce bu köşede ve çeşitli televizyon kanallarında belirtmiştim. Benim açımdan, bir “sürpriz” söz konusu değil.

Kapsamı ne olursa olsun, bir “Kuzey Irak operasyonu”nun PKK’nın sonunu getireceği gibi bir beklentiye de girilmemelidir. Teröre karşı mücadelenin ve alınacak tatmin edici ve başarılı sonucun çok uzun, sabır gerektiren bir “süreç”in sonunda elde edileceğini bilmeliyiz. Türkiye’nin devlet ve hükümet yönetimi, bunun böyle olduğunu, şu anda tansiyonu hayli yüksek kamuoyuna sorumlu ve sağduyulu biçimde anlatabilmelidir.

Ama, bu uzun süreli mücadelenin başarılı sonuca erişmesi için, heyecanlar ve tepkilerden arınmış bir “Kuzey Irak stratejisi”ne sahip olmak da zorunludur.

Şu anda bunun olduğu pek görülmüyor.

 

***              ***            ***

 

Genel olarak “Kürt sorunu” ve özel olarak onun “terör boyutu”nu temsil eden PKK ile mücadelenin yarın tarihini yazacak olan tarihçiler, muhtemelen, “Yanlışlıklar Komedyası” ve “Kaçırılan Fırsatlar” bölümüne geniş yer vereceklerdir. Önceki meydana gelen PKK’nın kanlı Hakkari saldırısının ardından ortaya çıkan tablo da, muhtemelen, bu bölümlerde yerini bulacak.

Türkiye, Kuzey Irak’ta yuvalanan bir terör örgütüne karşı Kuzey Irak’taki otoriteyle yıllardır hiçbir işbirliği çabasına girişmeden istediği sonuçları alamayacağını, yine öğrenmemişe ve öğrenmeye niyetli olmadığı izlenimini veriyor.

Irak’ın kuzeyindeki Kürt Yönetimi’nin Başkanı Mesut Barzani, neredeyse PKK kadar, hatta onun da ötesine geçen bir “öfke hedefi” halinde. Barzani’nin, bu öfkeye çanak tutan açıklamaları da bir gerçek. Barzani’nn Türkiye’yi doğru okuyabildiği de, ayrıca, kuşkulu.

Ama, Türkiye’nin de 2003’te “Irak paradigması” değiştikten beri, Barzani’yi doğru değerlendirdiği de o derece kuşkulu. Barzani’nin, Türkiye’nin “asıl niyetinin PKK değil, kendisini ve Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu sona erdirmek” olduğuna kesin kanaat beslediği de o derece gerçek.

Mesut Barzani’nin takındığı, devlet ve hükümet yöneticilerimiz ile kamuoyumuzdaki birçok kişide “katı”, dahası “tahrik edici” bulunan sözlerinin gerisinde, söz konusu bu “algılaması” yatıyor ve böyle bir algılamayı edinmesi temelsiz, sadece onun hezeyanlarıyla açıklanacak bir şey değil.

Türkiye, Mesut Barzani’yi halkoylamasıyla kabul edilmiş anayasal pozisyonuyla tanımıyor, onu muhatap almadığını ve almayacağını defalarca ilan etti. Barzani’nin muhatap olduğu hakaretamiz sıfatların haddi hesabı yok.

Bırakın Barzani’yi, “Irak Cumhurbaşkanı” sıfatını tanıyan Celal Talabani de, Irak’a komşu ülkeler arasında sadece Türkiye’ye ayak basmadı. Daha bir buçuk ay öncesine kadar görevde bulunan 10.Cumhurbaşkanı, Iraklı sıfatdaşının, “Çankaya’ya ayak basamayacağını” aşağılayıcı biçimde ifade etti.

Şimdi, bu kişilerden, Kuzey Irak’ta PKK’ya karşı “aşiret reisi, köy korucuları” gibi davranmasını beklemek, ne kadar “gerçekçi” ve “meşru” bir yaklaşım olabilir?

Basının en etkili ve sorumlu kalemlerinden biri dün şöyle yazmıştı:

“Geldiğimiz bu noktada muhatabımız kimdir? Aşağılık cani sürüsü olmadığına göre, kimdir yakasına yapışacağımız asıl sorumlu? Ve, cevabını buldum.Onu koruyan, ona yataklık eden, ona kol kanat gerenler. Yani artık bizim muhatabımız Barzani’dir... Bundan böyle, namlularımız Barzani’ye çevrilmiştir. Hedefimiz, Barzani’nin askeri ve ekonomik hedefleridir. Amacımız, oradaki “Kürt rüyası”nı, “Türk kabusu”na çevirmektir.”

Bu yaklaşımın, Irak’taki Kürt liderlerini “ürkütmek” ya da “korkutması”ndan daha önemli olan, Türkiye Kürtlerini “incitmesi”dir. “Aşağılayıcı” bir yaklaşım, gerek resmi söylemde gerekse “kanaat önderleri”nin dağarcığından çıkarıldığı ölçüde, PKK’ya “oksijen sağlayan iklim”i de o derece değiştirmiş olabileceğiz.

 

***            ***           ***

 

Türkiye’nin geldiğimiz noktada, Kuzey Irak’a bir “askeri operasyonu” hernekadar “kaçınılmaz” gözükse de, “ezber bozması”, bugüne dek izlenmiş “yöntemleri” değiştirmesi ve en önemlisi bir “strateji” benimsemesi o derece zorunludur.

Enönemlisi de, “terörle mücadele”nin çok uzun vadeli ve çok yönlü olduğu, kamuoyumuza benimsetilmeli, “kamuoyu öfkesi”ne teslim olacak bir “popülizm”den kaçınılması gerekiyor. “Popülizm” sadece ekonomi alanında değil, özellikle siyasi alanda maliyeti çok pahalıya ödenen bir “devlet yönetimi yanlışı”dır.

Aksi halde, bugün konuştuklarımızı, çok daha yüksek maliyetli bir sürecin, nice sönen ocaktan, akan kandan ve tahrip edilmiş “Türkiye dokusu”nun ardından yine konuşuyor olacağız.

“Yanlışlıklar Komedyası” ve “Kaçırılan Fırsatlar” başlıkla tarih sayfaları kabarmış olacak...

 

X