Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Talabani ile Barzani’nin kronik kaypaklığı

1993 yılında Demirel’in başbakanlığında kurulan DYP-SHP koalisyonunun Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin’di.

Bakanlıktaki odasında kendisiyle bir söyleşi yapıyordum.

Teybi açıp soruları sıralamaya başladım.

Hikmet Çetin sorulara açık ve net yanıtlar veren bir bakandır.

PKK ve Kuzey Irak’ı konuşuyorduk.

O dönemde gerek Talabani, gerekse Barzani Türkiye’nin kulu kölesiydi.

İkisi de Türkiye’nin verdiği kırmızı pasaportlarla dünyayı dolaşıyorlardı.

Türkiye onlara her türlü yardımı yapıyordu.

Çetin’e şu soruyu sordum:

"Sayın Bakan, Talabani ile Barzani’ye güveniyor musunuz?"

Güldü. Sonra da teybi kapamam için eliyle işaret etti.

"Kesinlikle inanmıyorum. Hiçbir sözlerine güvenmiyorum" dedi, sonra da şöyle devam etti:

"Ama onlarla diyaloğu sürdürmem gerekiyor. Çünkü Batılılara karşı onların bizim yanımızda görünmeleri benim işimi kolaylaştırıyor."

* * *

Yıllar Hikmet Çetin’i haklı çıkardı.

Hem Talabani hem Barzani, sırtlarını Amerika’ya dayayınca cibilliyetlerini ortaya koydular.

Şimdi her ikisi de PKK’nın avukatlığını yapıyor.

Katilleri barındırıyorlar, besliyorlar ve Türkiye’ye geçip cinayetler işlemesine göz yumuyorlar.

Yani ikisi de Türkiye’yi arkadan hançerliyor.

Türk halkı affedicidir.

Ama hainleri ve ihanet sahiplerini hiç unutmaz.

Bir gün yine Türkiye’ye muhtaç olurlar. O zaman bu ihanetlerin hesabı sorulur.

Bunu hem Talabani hem de Barzani unutmasın.

* * *

Şimdi Avusturya’da yaşayan 20 yaşındaki Teoman Cihan adlı okurumun mektubundan kısa bir özet okuyalım:

"Bugün (Cumartesi 20.10.07) çalışırken Viyana’nın en işlek caddesinde kulağıma müzik sesleri geldi. Merak ettim, yaklaşınca, sarı-yeşil ve kırmızı renkli bez parçaları gördüm. O bez parçalarının üzerinde terörist başı Abdullah Öcalan’ın resimleri vardı. Teröristler Mehmetçikleri şehit ederken Viyana’da turistlerin alışveriş yaptığı yerde 30-40 kişi toplanmış, dans edip eğleniyorlardı. Terörist başını öven sloganlar atıyorlardı. Ben Avusturya polisini ’Bunlar terör örgütü’ diye uyardım. Polis bana ’Onlar sizin için terörist, bizim için değil’ dedi.

Bu yetmiyormuş gibi bir grup polis orada durmuş onları izliyor, çaldıkları müziğe ayakları ile tempo tutuyorlar ve onları benim gibi Türklerden koruyorlardı."

* * *

Dün bütün Batı basınını taradım.

Bir tek gazete, ajans PKK’yı terörist olarak tanımlamıyordu.

Ya "Ayrılıkçı Kürtler" ya da "Asi Kürtler" diye söz ediyorlardı.

Ne yazık ki gerçek bu.

Siz Batılı devlet adamlarının resmi söylemlerine bakmayın, hiçbiri PKK’yı terörist olarak görmez.

Batılılar karakterleri nedeniyle kendilerine dokunmayan yılanın bin yıl yaşamasını umursamazlar.

Bir gün o yılan kendilerini de sokunca feryat ederler.
X