Şu Metris’in önü

SOL popüler kültürde Metris Cezaevi’nin yeri bir başkadır...

Hatırlayan hatırlar: 12 Eylül askeri darbesinin ardından devrimci tutuklulara ev sahipliği yapmıştı Metris Cezaevi...

Yaman bir cezaevi olarak bilinir Metris... O dönemde adı işkenceyle özdeşleşmişti. Direnişler, açlık grevleri, ölüm oruçları... İlk oradan çıkmıştı.

Tuhaf bir romantizm de salgıladı... Adına şiirler yazıldı, türküler yakıldı.

O türkülerden bazıları çok da meşhur oldu...

Mesela "Şu Metris’in önü bir uzun alan / Bir tek seni sevdim gerisi yalan" türküsü...

Bu türkü bir ara türkü barlarımızda en fazla istek alan türküydü... Şimdi durum nedir, bilmiyorum...

Ahmet Kaya’nın söylediği "Metris’in önünde durdum / Hasretim yerlere vurdum" türküsü ise, o zulüm günlerinin bir başka yadigarıdır...

Hiç gitmediğim için bilmiyorum:

Metris’in önünde gerçekten kahveler var mıdır? Orada anneler bekler mi?

* * *

Neyse... Asıl söylemek istediğim şudur:

İster "takdiri ilahi" deyin, ister "Savcı Zekeriya Öz’ün işleri" deyin...

Çok düşündürücü bir durum çıktı ortaya...

Baksanıza:

12 Eylül’ün darbeci generalleri tarafından "zulüm odağı" haline dönüştürülen Metris Cezaevi, şimdi iki anlı şanlı generalimizi ağırlıyor...

Hem de darbe yapmaya kalkışmakla suçlanan iki generali...

Ama bana kalırsa asıl olay, iki generalimizin, aralarına ATO Başkanı Sinan Aygün’ü de alıp, "Şu Metris’in önü / Bir uzun alan / Bir tek seni sevdim / Gerisi yalan" türküsünü çığırmaya başlamalarıyla ortaya çıkacaktır...

Belki de eski türküleri söylemek yerine kendi özgün müziklerini oluştururlar, kim bilir?

* * *

Çağdaş Rus Edebiyatı’nın ağababası Puşkin, Rus edebiyatının büyük ismi Gogol’ün "Ölü Canlar" adlı kitabını okuyup bitirdiğinde...

Şöyle derin bir nefes aldıktan sonra...

"Tanrım" demiş, "Şu Rusya ne komik ve ne hazin bir ülke"...

Ben de Puşkin’in Rusya için söylediğini memleketimiz için söyleyerek bitireyim:

"Tanrım! Şu Türkiye ne komik ve ne hazin bir ülke..."

Teşekkürler Hasan Doğan

SANA ve eşine çok teşekkür ediyoruz Hasan Doğan...

Çünkü...

Oylumlu kitapların, akıl küpü makalelerin, harika tezlerin normalleştiremediği şu kadim tartışma konumuz "türban konusu"nu, sen ve eşin, hem de farkında bile olmadan öyle normalleştirdiniz ki...

Tezlerimiz darmadağın oldu... Ezberlerimiz bozuldu...

Anımsayalım:

Cepheleşmenin doruk noktasındaydık...

Her zamanki gibi herkes safına çekilmişti...

"Türbanlı" ile "türbansız"ın ayrı dünyaların insanları olduklarına dair kesin bir inanç taşımaya başlamıştık...

İşte tam bu sırada...

Başında türbanıyla sevgili eşin, atılan her golün ardından yapmacıksızlığa zerre kadar prim vermeden sana sımsıkı sarıldı...

O samimi coşku, "türbanlı" ile "türbansız" arasında var olduğu iddia edilen bütün duvarları bir çırpıda yıkıp geçmişti...

Uçurum falan kalmamıştı ortada...

Epey bir zamandan beri unuttuğumuz, "kıvançta ortak olma" şuurunu yeniden kazandırmıştınız bize...

"Öcü masalları"nı yıkmıştınız...

Zamansız ölümünün ardından "Nasıl bilirdiniz?" sorusuna ağzımızı doldurarak "İyi biliriz" diye haykırmamız için bu hizmetin yeter de artar bile...

Şairlerimden biri daha öldü

ERDEM Bayazıt’ı kaybettik...

"Bu taraftakiler" pek tanımasa da şairdi Erdem Bayazıt... Hem de iyi şair...

Yeniyetmeliğim sırasında...

Onun şiirlerini okurken, yumruk yemiş gibi olurdum...

"İçinden mahpushane çeşmeleri akan delikanlılar" vardı onun şiirlerinde...

"İki büklüm çapa yapan evrensel kadınlar" vardı...

Ya da...

"Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayanlar" vardı...

Bazı şiirlerinde bir tür "İslamcı Nazım" gibiydi...

Bir şiirinde geçen "Sabır / Savaş / Zafer... Adım: Müslüman" dizeleri, 12 Eylül öncesinin İslamcı mitinglerinde pankart yapılmıştı...

Tabiri caizse bu tarafın "İkinci Yeni" ekolünün babalarındandı... O tarafta Cemal Süreya varsa, bu tarafta Erdem Bayazıt vardı.

Bütün iyi şairler gibi o da Maraşlı idi... "7 Güzel Adam"dan biriydi...

Başbakan Tayyip Erdoğan, hapishaneye girmeden önce çıkardığı şiir kasetinde, onun şiirlerinden birini okumuştu...

Ardından ağıt yakılmasına gerek yok...

"Ölüm bize ne uzak, bize ne yakın ölüm / Ölümsüzlüğü tattık, bize ne yapsın ölüm" diyen bir şairin ardından ağıt yakılır mı hiç?
Yazarın Tüm Yazıları