Sezar’ın hakkı Sezar’a

DÜNKÜ yazım üzerine bazı okurlarımdan görüşlerimi destekleyen ve eleştiren e-postalar aldım.

Üç okurum yazımı bütün yürekleriyle onaylıyorlardı.

Başka okurlarım ise klasik, eski alışveriş düzenini savunduğumu, bu açıdan geri kaldığımı yazmışlar.

Ben iki farklı anlayışı savunan okurlarıma da hak veriyorum.

Ancak...

Ben, eski binaların, mimarî önem taşıyan yerlerin yaşatılmasını savundum. Onu ihmal etmenin üzüntüsünü yansıttım. Çünkü AVM’lerle mimarlık tarihine bir katkıda bulunamadığımızı belirttim.

Belki bunlar farklı olsa, değişik kimlikler taşısa gene de daha yararlı olur kanısındayım.

Düşünceme katılanlardan iki örneği yazıma aldım:

Alp Berker, şöyle demiş;
“Son yıllarda dur durak bilmeyen AVM inşaatları beni de rahatsız ediyor, ancak sizin de yazınızda konu ettiğiniz gibi çarşılar, bedestenler ve hanlar toplumsal hafızamızda yer etmiş durumda. Geçmiş zamanların görece daha zevkli mimarları Kapalıçarşı ya da Mısır Çarşısı’nı inşa ederken, bugünün kafası karışık mimarları her biri başka bir zevksizlik abidesi olan bu AVM’leri inşa etmekte.

Her iki durumda da toplumsal dürtü aynı, kapalı bir yerde birden fazla fonksiyondan faydalanmak, toplanmak.

Ne yazık ki, toplumsal zevkimiz ilerlemediği, daha düzgün ve bilinçli şehirler yaratmadığımız müddetçe, geçmişin zarif ve güzel çarşıları, yerini bugünün fast-food AVM’lerine bırakacak.”

Fethiye Ticaret ve Sanayi Odası, Meclis Üyesi Mehmet Tokgöz meselenin farklı bir boyutunu daha ilave etmiş; “Doğan Bey AVM konusundaki yazınıza aynen katılıyorum, yıllardır bu yanlışlığa karşı ses çıkarıyoruz ama pek duyuramıyoruz. AVM’ler kentin yapısını bozduğu gibi, toplumun da yapısını bozmaktadır. Büyük mağazalar yasası bir türlü çıkarılamamaktadır, çünkü onlar güçlü lobilere sahipler. Sizlerden ricamız; büyük mağazalar ve çek yasasının gelişmiş ülkeler düzeyinde düzenlenmesidir...”

* * *

BİR okurum doğrudan soruyor: “Siz AVM’lere gitmez misiniz?”

Gitmez olur muyum, alışverişler için, orada bulunan kırtasiyeciler için ve zaman zaman düzenlenen sergiler için giderim.

AVM’lerin kültürel ve sanatsal işlevlerinin eksik kaldığından yakınıyorum. Çünkü o mekânlara herkes gidiyor, hele kış günlerinde bir sığınak.

Dolaşılıyor, karın doyuruluyor, alışveriş yapılıyor, sinemaya gidiliyor.

O merkezlerdeki sinema salonlarını özellikle öveceğim, rahat koltuklara gömülüp film seyretme zevkini bize bu merkezler sağladı. Fuayede çay, kahve içebiliyor, açlığınızı bastıracak bisküviler bulabiliyorsunuz. Daha önemlisi, o merkezin içinde çeşitli gereksinimlerinizi de karşılıyorsunuz.

Bazılarının içinde tiyatro salonları da var.

Bizim gibi tiyatro salonlarının kıt olduğu ülkelerde gerçekten bunların içindeki tiyatro salonlarının önemini de belirtmeliyim.

Kitapçıların da, hele oturarak kitapları, dergileri varaklamanın da bir nimet olduğunu söylemesem ayıp olur.

AVM’lerin bir başka olumlu özelliğini de anımsatayım.

Hangi iş için girerseniz girin, bir kitapçıya rastlıyorsunuz. Bir CD alabiliyorsunuz, bir DVD edinebiliyorsunuz.

Zamanı kıt olan günümüz insanın kültürel yanını da tamamlamış oluyor.

Ben mükemmelin peşindeyim. Buralarda kitaplıkların da bulunmasını diliyorum. Gelenler oturup kitap da okuyabilsinler, sadece kitabevlerinden kitap almakla yetinmesinler, boş zamanlarını, randevu aralıklarını bu kitaplıklarda geçirsinler.

Ayrıca bazı AVM’lerde sergiler de açılıyor bunlar da görsel eğitim açısından yerinde bir davranış.

Aklıma gelenleri tek tek yazsam, eksik kalanlara ayıp edeceğimden korkuyorum. Ama hem nispeten ilk AVM’lerden olan hem de büyük çaplı sergilere mekân sahipliği yapan Ak Merkez’i anmak gerektiği kanısındayım...

* * *

BEN işlevlerini, yaşamımızdaki yerini nasıl yadsıyabilirim.

Ama ne var ki, dünkü yazımın temelinde ısrar ediyorum. Bir kenti bunlar simgelemiyor, temsil etmiyor, bunlar günlük gereksinimimizi karşılıyor, oysa biz kentin kendine özgünlüğünü de kabul etmemeliyiz.

Durumun vahametini anlamak için mutlaka, Tahsin Yücel’in Gökdelen romanını okumalısınız.

O zaman beni eleştiren okurlarım bile benden yana olacaklar.
Yazarın Tüm Yazıları