"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

Sevdiğim kadınlar cenazeme gelecek

İLHAN Selçuk, ölümünden yıllar önce, bir kadın arkadaşına şunları söylemiş:<br><br>“İlk ben öleceğim, cenazeme bütün sevdiğim kadınlar gelecek ve hepsi benim için ağlayacak, ben de yattığım yerden bunun keyfini çıkaracağım.”

Bu sözleri söylediği arkadaşı, Melek Ulagay.

Can Yayınları’ndan çıkan “Bir Dönem İki Kadın” adlı kitapta okuyorum.

Oya Baydar ve Melek Ulagay, karşılıklı sohbet şeklinde hepimizin yaşadığı bir dönemi anlatıyorlar.

Her sayfasında tanıdık olaylar, tanıdık isimler.

Bazen gülerek, bazen hüzünlenerek, bazen de şaşırarak okudum.

* * *

Melek Ulagay cenaze törenini şöyle anlatıyor:

“Onun istediği gibi güzelce giyinip süslendim, beyazlar giydim. Lütfü Kırdar’a gidip onun gençlik fotoğraflarını gördüğüm an çok kötü oldum. Tören senin söylediğin gibi çok resmiydi. Ben ise gençliğimin bir dönemini, anılarımı, duygularımı yaşamak istiyordum. Törenden çıktım, sokaklarda dolaştım.”

Bu cümlelerden, İlhan Selçuk’un sevdiği kadınlardan birinin Melek Ulagay olduğunu çıkarıyorum.

Melek Ulagay, İlhan Selçuk’un cenaze törenini “resmi” bulduğunu söylemekle yetinmiş.

* * *

Ama aynı cenaze törenine katılan Oya Baydar ve Aydın Engin, bu tören için daha sert bir ifade kullanıyor.

Her ikisi de cenaze törenini “resmi Ergenekon töreni” gibiydi diye tarif ediyor.

Çünkü, Ergenekon davasından yargılanan bir komutan da törene katılmış ve çok alkışlanmış.

Doğrusu bu ifadeleri içim burkularak okudum.

Henüz sonuçlanmamış, o günlerde belki de iddia aşamasına bile gelmemiş bir davada yargılanan insanlar için bu kadar kolay yargıya varma duygusu bana çok yabancı geliyor.

Hele hele son günlerdeki, Ergenekon’a delil olarak sunulan birçok belgedeki, “sehven hataları” gördükten sonra bu duygum daha da pekişiyor.

Bir değil, iki, üç değil, beş, on, yüz “sehven hata”...

Kafka’nın “Dava”sı bile bu kadar “sehveni” kaldırmaz.

* * *

Son bir cümle...

Economist dergisinin 22 Ocak tarihli sayısında, Tunus’taki Bin Ali rejimi eleştirilirken, en başa rejimin polisinin yaptığı şu işler konmuş:

“Şüphelileri bertaraf etmek için sahte delil üretmek...”

Her baskı rejiminin “olağan şüphelileri” vardır.

Ama bir “olağan şüpheli” rejiminin yerine bir başka olağan şüpheli rejimi koyarsanız, bir silahlı gücün vesayetini kaldırıp yerine bir başka silahlı gücün “sehven vesayetini” koyarsanız, geldiğiniz yerin adı demokrasi olmaz.

Olağan şüpheliler rejimlerinin adı “olağanüstü hal”lerdir.

Bir zamanlar olağanüstü hallerin ıstırabını, acısını, gaddarlığını yaşamış insanların, bugünkü gaddarlıklar karşısında, hafifletici neden arama, “Geçmişte bize de yapılmıştı” bahanesi uydurma, “Kurunun yanında yaş da yanar” içtihadı yaratma düşüncesi giderek midemi daha da bulandırmaya başladı.

O nedenle ben kitapta İlhan Abi’nin cenaze törenine, Melek Ulagay’ın verdiği insani tepkiyi çok sevdim.

Evet, İlhan Abi’nin cenazesi o kadar asık suratlı olmamalıydı.

- Oya Baydar-Melek Ulagay: “Bir Dönem İki Kadın: Birbirimizin Aynasında”, Can Yayınları, 2011

Polise ‘koruma ve kollama’ görevi

EY bu ülkenin “liberal aydını”...

Sen ki, hayatını, “Silahlı Kuvvetler”in, yani elinde “silah” bulunduran gücün, rejim üzerindeki vesayetine karşı mücadele ile geçirdin.

Şimdi söyle;

Öyle bahane arayarak, kıvırtarak, hafifletici neden, “tali, asli”, “Kurunun yanında yaş da yanar” bahanesine sığınmadan açıkça, mertçe söyle.

Aşağıdaki şu cümleyle mutabık mısın, değil misin?

“Emniyet statükonun bekçisi değil, değişimin öncüsüdür.”

Yani ülkenin polisine, “asayişi sağlama” dışında, değişime öncülük etme, değişimi “koruma ve kollama” görevi verilmesini doğru buluyor musun?

* * *

Dur, hemen cevap verme.

Seni uyarıyorum; Çünkü çok mayınlı bir tarlaya giriyorsun.

“Hayır, bu görüşe asla katılmıyorum” dersen dikkat.

Bunları söyleyen Başbakan.

Onun öfkesini çekmenin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorsun.

“Evet katılıyorum” dersen, ben yakana yapışacağım.

Diyeceğim ki, “O zaman Silahlı Kuvvetler’e cumhuriyeti ve laik rejimi koruma ve kollama görevi veren” o eski statükoyu neden bu kadar salladın?

* * *

Ey güya “liberal aydın” kardeşim.

İşin zor.

Hayat senin için her gün biraz daha zorlaşıyor.

Her geçen gün biraz daha iki cami arasında kalıyorsun.

“Sabit fikirlerin” ve “Iskartaya çıkmış vicdanın”...

Bak, polise “yeni statükoyu koruma ve kollama” görevi veriliyor.

Zaten 301’inci madde de, senin kızdığın insanlara karşı uygulanmaya başladığına göre, artık rejim meselemiz halledildi demektir.

“Biber gazlı, telefon dinlemeli, sehven delil yaratmalı yeni statükomuz vatana, millete ve Kıbrıs Türklerine hayırlı olsun.”

X