Şehit kanının bedeli yoktur

ABD, Türkiye'de 'imaj operasyonu'na kalkışmış; şehit analarını para ile susturmaya çalışmış.

Haberin Devamı

Büyükelçi Ross Wilson, 11 Eylül saldırılarının yıldönümünde Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği'ne (EMŞAD) 10 bin dolar burs yardımında bulunmuş. Neredeyse 10 bilgisayar parası... Geçen yıl ise bu yardım 7 bin dolarmış. Yardım çekini alan EMŞAD Genel Başkanı Nursen Dönmez "Derneğimizin en küçük yardıma dahi ihtiyacı var. Bu bir adımdır, belki gelecek yıllarda bu rakam 100 bin dolara yükselir" diyerek, en başta PKK ile çatışmada şehit düşen eşinin kemiklerini sızlatmış.

Kendisine büyük tepki geldi; bazı okurlarımız "Bu Amerika’nın ‘kan parası’ mıdır?" diye sordular.

 

AMERİKA'NIN DOLARLARI

 

Haberin Devamı

İstanbul Şehit Anaları Derneği Başkanı Pakize Alp Akbaba, 19 Mayıs 1919.com.tr sitesine yaptığı açıklamada, ağır sözler sarf ederek "Bunları başımıza bu hükümet getiriyor" diyor.

Şöyle konuşuyor:

"Bizi Amerikan'ın kan kokan dolarlarına muhtaç ediyor. Bizim çocuklarımız şehit olduysa, bu terörün arkasında Amerika'nın kan kokan dolarları vardı. Nursen Hanım'ın kan kokan dolarları derhal iade etmesi lazım" diyor.

Türkiye Gaziler Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Hüseyin Özlük, ki kendisi de bir gazidir, bakın ne diyor:

"Amerika'dan ya da AB ülkelerinden bir yardımı asla kabul etmeyiz. Güneydoğu’da patlayan mayınlar, kullanılan silahlar Batı’dan geliyor. Şimdi de kalkıp kimse timsah gözyaşı dökmesin."

Bunlar çok acı şeyler. Hiç kimse şehitlerimizin üzerinden rant sağlamamalıdır. 1980'lerde Saddettin Tantan'ın girişimi ile kurulan ilk şehit derneğin başkanı Meral Öztekin bunlara biraz ders vermelidir.

 

Camileri kim açar, kim kapatır

 

DİYANET'ten 'tarikatçı ve cemaatçi' olmadığı için uzaklaştırılan din adamı ile konuşmaya devam ediyoruz:

- Diyanet'in İsmailağa cinayeti ile ilgili neden bir müdahalesi olmaz, soruşturma yapmaz?

- Polisin yapamadığı soruşturmayı Diyanet nasıl yapar? Korkarlar. Çarşamba olayının geçtiği İsmailağa Camii'nin imamı, müezzini Diyanet'in kadrolu personelidir. Ancak etkisiz ve yetkisiz kişilerdir. Polis lütfen ilgilensin; camilerin açılış ve kapanış saatleri için Diyanet ne diyor? Camiler, namazlardan yarım saat önce açılır, yarım saat sonra kapanır. Anahtarlarının başka birisinde taşınması suçtur. Diyanet'in yönetmeliğinde bu açıkça yer almaktadır. Ama İsmailağa'ya kimse müdahale edemez. Caminin altında 5 bin metrekarelik yerler yapılıyor, ne belediyenin, ne de polisin haberi var.

Haberin Devamı

- Bugün Diyanet'e kimler hakimdir?

- Fethullahçılar ve Nakşiler... Personel atamaları Fethullahçıların elindedir. Beş başkan yardımcısı vardır. Bazı isimlerin geçmişten kalan 'yıkıcı ve aşırı' gruptan olduklarına dair dosyaları vardır. Çoğu isimler çeşitli eylemlerinden ötürü görevden alınmışlardır. Peki bunları buralara kim atadı; Prof. Bardakoğlu tabii... Uzaydan gelmedi bu isimler. İstanbul'daki müftülük ise Birlik ve Ensar Vakfı'nın kontrolündedir.

- CHP Genel Başkanı Baykal, Prof. Ali Bardakoğlu'nu çağdaş bir din adamı olarak nitelendiriyor ama...

- Dıştan öyleydiler, bazı söylemleri de... Takkıye sözcüğünü hiç unutmayın. Ancak işin içyüzü öyle değildir. Çoğu bıyığını ve sakalını kesmiş, 'çağdaş ve aydın' görüntüsüne bürünmüşlerdir. Ama esas olan kafaların içindekilerdir.

Haberin Devamı

Diyanet'te yapılanma tamamen tarikat ve cemaatlerin istekleri, teklifleri ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirilmektedir. Bunu kimse inkar edemez.

- Kuran kursları...

- Diyanet, bizim kontrolümüz altındadır diyor. Ancak yasadışı olanların da polisin işi olduğu belirtiliyor. İsmailağa (Çarşamba) cemaatinin Ümraniye, Kartal ve Sultanbeyli gibi yerlerde açtıkları kurslar kimin kontrolündedir acaba? Peki oralarda niye Diyanet'in tabelaları bulunuyor.

- Nakşiler...

- İstanbul'da kardeş iki kol görümündedirler. Birisi İsmailağa (Mahmut Hoca), diğeri de İskenderpaşa cemaati.. İkincisinin önderi Mehmet Zahid Kodku idi. Vefat edince yerine damadı Prof. Esat Coşan 'tebliğ ve irşad' görevini üstlendi. 1998'de Avustralya'ya yerleşen Prof. Coşan, 2001'de Sidney'de geçirdiği trafik kazasında, yanında bulunan damadı Prof. Ali Yücel Uyarel'le birlikte öldü. Korkut Özal bu cemaattendir.

Haberin Devamı

- Süleymancılar...

- Onlar daha entelektüel bir cemaattir. ‘Ilımlı sağ’ı desteklerler. Geçen seçimlerde ANAP'ı destekledikleri için AKP tarafından saf dışı edildiler.

Süleymancılar'ın önderi merhum Kemal Kaçar'ın oğullarından biri AKP'den milletvekili iken diğeri dışarıda DYP'ye daha yakın duruyor.

 

Biliyor musunuz

 

- CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, Prof. Mümtaz Soysal, Zekeriya Temizel ve Seyfi Oktay gibi isimlerle, partiye katılmaları için yakın temaslar kurduğunu...

- DSP Genel Başkanı Zeki Sezer'in, sıkıntı çeken üç ürünün üreticilerine (cuma/Giresun/fındık), (cumartesi/Çorlu/ayçiçeği) (pazar/Kilis/üzüm) sesleneceğini...

 

O güzelim Çarşamba'ya vah ki ne vah...

Haberin Devamı

 

FATİH'in Çarşamba semtinde doğdum. Çocukluğum Çarşamba da geçti, Fatih'te büyüdüm. Sene 1939-40... Çukurbostan, Sultan Selim Camii'nin yakın çevresinde oturuyorduk. İkinci Dünya Harbi devam ediyordu, İstanbul'un nüfusu 450 bin...

Eski İstanbul'un imrenilecek 'üst düzey' komşuluklarının yaşandığı bahar, yaz aylarında, Sultan Selim Camii'nin avlusunda konu-komşu, çoluk-çocuk toplanılır, kilimler yayılır; sofralar açılır, mangallar yakılır, külde pişen kahveler içilir, kahkahalar atılırdı...

O dönem de karidesten, pavuryasına kadar her çeşit balığın yaşadığı Haliç seyredilirken şarkılar söylenirdi. O günün Çarşamba'sı ile bu günün Çarşamba'sı siyahla beyaz kadar farklı.

Güzel sesli bir müezzin gürültü kirliliğine neden olmadan günde beş vakit Türkçe ve özgürce ezanını okur, o ulvi çağrı Haliç semalarında yankılanırdı. Bölücü tarikat ve cemaat ayrımcılığının hayal bile edilemeyeceği pembe bir dünyada yaşardık. Sultan Selim Camii'nin avlusunun altında bir sığınak vardı. Savaş süresince pasif korunma düdükleri çalınca o sığınakta toplanırdık. Nur yüzlü büyüklerimiz baskısız Müslümanlıklarını, insanlıklarını azınlıklarla birlikte kardeşçe yaşardı.

Günümüzde senede bir defa çocuklarımı, torunlarımı, toplar İstanbul'un göbeğinde İranlılar, Afganistanlılar ve Ortadoğu ülkelerinin vatandaşları

tarafından işgale uğramış, çocukluğumuzun Çarşambası''ibret vesikası' olarak dolaştırır ve kendilerine anlatırım.

Fakat bu karamsarlığımız Ahmet Hakan'ın beş gün önceki yazısı ile biraz hafiflemişti. "Şartlandırıldığı şekliyle özgürce yaşamak isteyen bir topluluktur, siz esas tebdili kıyafet etmiş kravat takarak içimize karışmış yobazlardan çekinin" mealinde bir yazı yazmış, gül suyu serpmişti.

Ancak 10 Eylül 2006 tarihli yazısında da dinsel duygular içerisinde köşeyi dönmüş Kayserili bir işadamının Fetullah Gülen cemaatine girerek, Vietnam'da ki koleji de ben finanse edeyim, dediğinden bahsetmektedir.

Anlaşılan o ki; içimizdeki bu dinle alâkası olmayan bölücü tarikat ve cemaat örgütlenmeleri ufak, orta, büyük boy, limited, anonim şirketler gibi kuruluyorlar.

Sonunda Fethullah Gülen Holding'in 'askeri' oluyorlar. Gerçek o ki Deniz Baykal'ın tesbit ettiği gibi bugün Çarşamba'da İsmailağa Cumhuriyeti hüküm sürmektedir.

Tarikatların, cemaatların gelişmesi 1950'lerde DP döneminde arapça ezandan başlatılarak, AKP hükümetiyle holdingleştirilmiştir. Bu sapık bölünmeler olmasaydı, takdir edilir ki AB kapılarında bekleyen ülke değil Fransa, Almanya gibi Avrupa'nın lider ülkeleri arasında yer alırdık.

İrfan GÖKALP

 

TRT Genel Müdürlüğü'ne  'partizanca' seçim

 

TRT Haber Dairesi eski Başkanlarından Aydoğan Kılınç, "RTÜK’ün liyakat, kariyer ve deneyimi değil, önceki tutumlarında da görüldüğü gibi siyasi tercihleri göz önünde bulundurması nedeniyle TRT Genel Müdürlüğü'ne aday değilim" dedi.

TRT'de siyasi tercihli atamalar sonrasında yaşanan yayıncılık anlayışının seçim sürecinde yine ortaya çıktığını belirten Kılınç, "TRT'nin, hiçbir dönemde olmadığı kadar çok TBMM gündemine gelmiş, kurum ile ilgili iddialar 100'den fazla soru önergesine konu olduğunu belirterek şunları söylüyor:

"Seçim süreci RTÜK adaylık başvurularını alması ve aralarından üç kişiyi belirleyerek Bakanlar Kurulu'na bildirmesiyle başlamaktadır.

 

BİLGİLENDİRMEK İSTİYORUM

 

Üç kez TRT Genel Müdürlüğü'ne aday olarak yakından tanık olduğum gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmayı TRT'ye uzun yıllarını veren bir yayıncı olarak hem kurumuma, hem de ülkeme bir görev sayıyorum.

Bir anayasal kurum olan ve görev ve sorumlulukları kendi yasasıyla belirlenen TRT'ye atanacak genel müdür adaylarını RTÜK, daha önceki tutumlarında görüldüğü gibi liyakat, kariyer ve deneyimi göz önünde bulundurmadan siyasi iktidarın işaretiyle belirlemektedir.

Bu açıklamayı yaparken, tek tek kişileri itham etmek istemiyorum. orada yıllardır tanıdığım değerli isimler de görev yapıyor. Ancak, RTÜK bu yapısı ve oluşum süreciyle TRT'yi gerçekten yönetebilecek, kurumu içinde bulunduğu ekonomik çıkmazdan kurtarabilecek ve çağdaş yayıncılığı bilen ve uygulayabilecek birini asla ortaya çıkaramamaktadır.

RTÜK'ün karar süreçlerinde ne yazık ki,tüm kamuoyunun yakından izlediği gibi gerçek bir seçim anlayışı değil siyasi iktidardan gelen mesajlar etkili olmaktadır.

Bundan önceki seçimde RTÜK'ün istediği çok sayıdaki belgeyi ve bilgiyi sunarak genel müdürlük başvurusu yapan 53 aday arasında bulunmayan biri sürpriz şekilde bir üye tarafından aday gösterilmiş ve Bakanlar Kurulu'nun Köşk'e gönderdiği bu kişinin ismi iki kez Cumhurbaşkanlığı'ndan dönmüştü. Acaba, RTÜK üyeleri hem özel televizyonlar hem de TRT'de üst düzey görevleri başarıyla yapmış, pek çok ödülü bulunan 20 yıllık bir yayıncı olarak benim de aralarında bulunduğum adayların hiçbirini bu kurum için yeterli mi görmemişti yoksa başka nedenler mi etkili olmuştu?

RTÜK'ün bu yapısı ve oluşum süreci göz önüne alınırsa buradan başka bir sonucun çıkması da mümkün değildir. Bugüne kadar hep böyle oldu.

Oysa, üniversitelerin, yargının ve silahlı kuvvetlerin başına gelecek kişilerin seçilmesinde nasıl bir düzen, kural ve teamüller varsa devletin en önemli organlarından biri olan TRT'yi yönetecek kişinin de objektif kriterler ile tarafsız bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir.

 

YİNE AYNI SÜREÇ

 

Ama, üzülerek söylemeliyim ki bu defa da yine aynı süreci yaşayacağımız inancındayım.

İçindeki üretken, çalışkan, verimli kadroların atıl hale getirildiği yaratıcı ve özgür düşüncenin kısıtlandığı, yayıncılık anlayışının farklılaştığı, dini motiflerin hemen her programa girdiği, izlenme oranlarının son sıralara düşmesiyle reklam gelirlerinin neredeyse sıfırlandığı kısaca yönetim anlayışındaki ciddi hatalar sonucu bir bilinmezliğe mahkum edilen TRT'nin, siyasi kişiliği öne çıkan ya da çıkarılan kişilere değil gerçek yayıncılara ihtiyacı vardır."

 

TRT'NİN GERÇEK SAHİBİ KİM

 

Anayasa'nın 133. maddesinde açıkça tarif edilen özerkliği ve tarafsızlığı tartışılan ve sorgulanan TRT'nin çağdaş bir yayıncılık anlayışına yeniden kavuşturulmasının zorunluluk olduğunu belirten Kılınç, neden aday olmadığını şu sözlerle açıklıyor:

"TRT'nin son yıllarda uğradığı tahribatın giderilerek, kamuoyunun gönlünde hak ettiği saygın yerine acilen kavuşabilmesi, ancak, kurum çalışanlarının kurumlarına sahip çıkması ve ödediği elektrik faturalarından kesilen vergilerle TRT'nin gerçek sahibi olan halkımızın da buradaki gelişmeleri yakından takip etmesine bağlıdır.

Büyük açmazlar içine sokulmuş TRT'nin bu sefer ki süreçte de aynı tabloyu yaşayacağı şeklindeki düşüncelerimden dolayı işte bu nedenle, bu kez TRT Genel Müdürlüğü'ne adaylığımı koymadım. Sonucu önceden belli bir oyunun figüranı olmak istemedim."

 

Otopark sorunu

 

ÜLKEMİZDE artık otopark sorunu olmayan il ve ilçe kalmamıştır. Vasıtalar artık yolları geçilemeyecek derecede kapatmakta görevlilerde işin içinden çıkamamaktadır. Acizane görüşümü arz etmek istiyorum. Her vasıtadan 100 YTL/yıl otopark vergisi alınsa muhakkak toplanan para yılı içinde harcanmak şartıyla Belediyelere aktarılsa önemli yerlerde ve merkezlerde acilen plan tadilatı ve kamulaştırma işlemi yapılsa ikinci yıl ise otoparklar yapılsa bu iş çözülür; aksi takdirde 3-5 yıl sonrası felaket sanırım.

Ordu'da trafiğe kayıtlı 60 bin araç bulunuyor. 60.000x100=6 milyon YTL eder üç yılda otopark sorunu biter. Diğer illerin hesabını ilgililer yapsın.

Yalçın MELİKOĞLU-ORDU

 

Katılmıyoruz

 

BUGÜN 14. BTYK toplantısı yapılıyor. Başbakanın başkanlığında yapılan ve TÜBİTAK’ın sekreteryasını yürüttüğü BTYK toplantılarına CHP’den de bir temsilci istenir ve bu temsilci ben olurdum. Fakat, gerek bundan önceki 13., gerekse bugünkü BTYK toplantısına CHP olarak katılmama kararı aldık. Katılmamamızın birinci nedeni, TÜBİTAK yönetimi hukuk dışı durumdadır. AKP iktidarı TÜBİTAK yönetimine egemen olmak için, CHP muhalefetine ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın vetosuna karşın iki yasa çıkarmıştır. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi bu iki yasanın ikisi için de yürütmeyi durdurma kararı almıştır. Fakat, gerek siyasi iktidar gerekse TÜBİTAK yönetimi bu hukuk dışı konumda ısrar etmektedir.

Osman Coşkunoğlu-CHP Uşak Milletvekili

Yazarın Tüm Yazıları