Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PKK,bizim hatalarımızdan ve bölgedeki savaşlardan yararlanarak büyüdü...

Durmadan "Koskoca Türk Ordusu, bir gurup adamı kontrol altına alamıyor." diyoruz. PKK'nın bugüne kadar ayakta kalması ve giderek büyümesinin altındaki nedenleri görmezden geliyoruz. Veya inanılmaz komplo teorileri üretip, büyük güçlerin ülkeyi bölmeye çalıştığını ileri sürüyoruz. Kendimizi aldatıyoruz.

Bugüne kadar PKK'yı ve Kürt Sorununu küçümsüyerek geldik.
 
Kendi kendimizi aldattık.
 
Önce (1980'lerde) bir avuç çapulcu muamelesi yaptık. Dağlarda köy basan, kendilerine Apo'cu adı veren, birkaç yüz kişiyi geçmeyen eşkiyadan oluştuklarını ileri sürdük. Devlet PKK'yı yıllarca bize böyle tanıttı. Olayı küçümsedi, bize de küçümsetti.
 
Bugünlere geldiğimizde bir de bakıyoruz, herşey değişmiş. PKK'yı hala, sadece cinayet işleyen bir terör örgütü olarak görüyoruz, oysa biraz yakından incelediğinizde, karşınıza dev bir uluslararası organizasyon çıkıyor.
 
Kandil' deki 5-6 bin kişilik silahlı elemanıyla değil, Avrupa'daki birçok ülkeye yerleşmiş tanıtım büroları, siyasi partileri, gazete ve TV'leriyle çok uluslu bir mekanizma ile karşı karşıyayız. Yüz binlerce, fiilen para toplayan, siyasi faaliyet yapan sivil elemanı ve 3-4 milyon arasında da sempatizanı var.
 
PKK artık kabuk ve şekil değiştirdi. Eğer bugüne kadar ayakta kalmış, hatta inanılmaz derecede büyümüşse, bunun altında, çok başarılı bir örgüt lenme ve önüne gelen iç ve dış konjonktürden çok iyi yararlanma becerisi yatmaktadır.
 
Komplo teorisyenlerine göre, PKK, nerede oldukları bilinmeyen bazı güçler tarafından ortaya çıkarılmış, beslenmiş ve bir Kürt Devleti kurulması için kullanılmaktadır. Belki gelinilen bugünkü noktada Kürt Devleti kurma varsayımı doğru olabilir, ancak PKK'nın doğup büyümesi süreci, Türkiye' nin hataları ve örgütün bölgedeki gelişmelerden çok iyi sonuçlar çıkarması sayesinde gerçekleşmiştir.
 
Komplocuları bir yana bırakalım, kendi hatalarımıI zın hesabını yapalım...

BİZİM HATALARIMIZ...

 - Türkiye'nin en fahiş iki büyük hatasından biri, Kürt vatandaşlarımızı insan yerine koymamak, temel haklarını görmezden gelmek, üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapmaktı. İkinci hatası ise, Kürt Sorunu ve PKK terörünü 1980'lerden 2003'e kadar Askere ihale etmesiydi. Özellikle 12 Eylül darbesinden sonra, sivil toplum ve siyasetçiler işin kolayına kaçıp, bölge halkının ihtiyaçlarını anlamak yerine, olayı bir güvenlik sorununa dönüştürdüler. Sadece güvenlik değil, tüm stratejiyi de Askerlere bıraktılar. Asker de, en iyi anladığı politikayı uyguladı: Baskı, köy yakma, Kürtçe yasağı uygulamak, korku yaymak, faili meçhuller ve dağı taşı bombalamak. Baskıdan kurtulmak isteyen binlerce Kürt başta Almanya olmak üzere, Avrupa'ya kaçtı. Askeri yönetim de bu kişilerin vatandaşlığını iptal etti. Avrupaya hapsolan Kürtler, son derece etkili bir Türk aleyhtarı, PKK yanlısı lobi yarattı. PKK bu sayede hem içerde, hem dışarda sempati ve güç kazandı.
 - PKK' nın Kürt Sorunundan kaynaklandığı, bu sorunun da temelinde, sosyal-kültürel-etnik nedenlerin bulunduğu anlaşılıp adımlar atılmaya başlandığında (özellikle 2003 sonrasındaki AKP iktidarı sırasında) iş işten geçmiş ve örgüt artık Güneydoğu' da tabanını bulmuş, hatta halkın önemli bir bölümüyle kaynaşmıştı.
 - Ankara'nın (1980-2003 arasında), silahlı mücadele dışında hiçbir zaman gerçekçi ve cesur bir stratejisi olmadı. Sürekli fikir değiştiren, TSK-Çankaya-Başbakanlık üçgeninde hep farklı görüşlerin tartışıldığı bir süreç yaşandı.
 - En dramatik hata ise, 1998'de Öcalan'ın yakalanması ve ardından gerillasına Türkiye'yi terkettirmesi sonrasında, Ankara' nın sanki herşey bitmiş ve sorunlar çözülmüş gibi davranması, hiçbir inisiyatif almamasıydı. Bunun sonucunda 2006'dan itibaren PKK tekrar teröre başladı.
 - 2009'daki Kürt Açılımı'nın yeterince iyi hazırlanmaması, olayın bir güç gösterisine dönüşmesi, bu tarihi olayın boşa gitmesiyle sonuçlandı. En büyük fırsatlardan biri daha kaçırılmış oldu.

DIŞ ETKENLER...

 - PKK'nın 1980'lerin başında önünü açan en önemli gelişme, Türkiye ile su paylaşma anlaşması yapmak isteyen Suriye lideri Hafız Esad'ın örgüte Bekaa vadisinde yer vermesi oldu. Böylece hareket yeteneği ve eğitim merkezine kavuşan PKK, aradan 32 yıl geçtikten sonra, yine Suriye sayesinde ve bu defa Hafız Esad'ın oğlu Beşar Esad'ın tekrar topraklarını açması ve silah vermesiyle rahatladı.
 - PKK'nın asıl güçlenmesi, 1991'de Saddam Hüseyin'in Kuveyt'e girmesi karşısında ABD'nin organize ettiği koalisyonun müdahelesiyle başladı. Saddam'ın Kuzey Irak Kürtlerine saldırması, 500 bin Kürdün Türkiye göçmesi üzerine, Ankara'nın isteği ve baskısı sonucu, Kuzey Irak üstünde "uçuş yasağı" ilan edildi. Bu sayede, hem Kuzey Irak Kürtleri, hem de PKK kurtuldu. PKK, Kandil'e yerleşti ve Saddam'ın yenilmesi üzerine de büyük miktarda silaha kavuştu.
 - PKK'ya aynı dönemlerde (1980-1995) bir başka destek, Avrupa'dan geldi. Türkiye'nin sınır dışı ettiği, sonra da vatandaşlıktan attığı Kürtlerin lobisi sayesinde, Avrupa Parlamentosu başta olmak üzere, tüm İnsan Hakları Dernekleri ve Türkiye'nin terörle mücadelesini son derece sert bularak, köy yakmaları ve faili meçhul cinayetleri protesto eder ve PKK'ya moral destek verir oldular.
 - 2003 yılında Irak'ın istilası ve Saddam'ın devrilmesi, PKK açısından diğer büyük bir şans oldu. Bu sayede hem hareket yeteneğini arttırdı, hem de vurucu gücünü etkinleştirdi.
 - İran'ın nükleer programında ısrar etmesi, bunu engellemek için İsrail ile ABD'nin Tahran'a karşı büyük bir mücadele başlatması da, PKK'nın lehine bir ortamın oluşmasına yol açtı. Özellikle İsrail, İran'ı rahatsız etmek için PKK ve kardeşi PJAK'a gizlice destek vermeye başladı.

X