Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

PKK, başaramadıkça daha da hıçınlaşıyor

Terör örgütü tüm gücüyle damarımıza basmaya ve bizi kışkırtmaya çalışıyor. Aslında başarılı olamıyorlar. TSK’nın kıskacından kurtulamıyorlar. Ellerindeki tek silah, bizi tahrik etmek, hükümeti ve TSK’yı faturası ağrı olacak hareketlere itmek. Bu oyuna düşeceğimizi hiç sanmıyorum.

Bundan kısa bir süre önce, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ ile sohbet etmiştim ve komutanın bir saptaması çok dikkatimi çekmişti.

 

Ne kadar saldırı düzenlerlerse düzenlesinler, ne kadar askerimizi şehit ederlerse etsinler, PKK’lılar TSK’nın kontrolü ve kıskacı altında. Terör olaylarının tamamı durdurulamaz. Dünyada bunu başaran olmamıştır. Ancak, geneline bakılacak olursa, Türk Silahlı Kuvvetleri kontrolü elinde tutmaktadır. Nefes almaları güçtür. Arada vuruyorlar, kamuoyu da duyarlı olduğu için, yankı yapıyorlar. Fakat o kadar. Daha fazlasına gidemiyorlar… Bugün artık PKK’dan çok, dikkat etmemiz gereken yer Kuzey Irak’tır. Asıl sorun orada odaklanmaktadır…”

 

Başbuğ ısrarla, terörle mücadelede devlet kurumları arasında koordinasyon çağrısı yapıyor. Israrla, “Her kafadan farklı ses çıkmaması” gerektiğini söylüyor.

 

PKK bizi tahrik etmek ve faturası ağır olacak harekatlara sokmak istiyor. Güneydoğu halkını ayaklandıracak, Kuzey Irak Kürtleri’ni kışkırtacak, ABD’yi üzerimize getirecek tepkiler göstermemiz için vuruyor.

 

Önümüze bir tuzak kuruyor.

 

Türkiye’nin böyle bir tuzağa düşebileceğini hiç sanmıyorum.

 

Bugün, şu veya bu kurumu suçlamak günü değil. Bugün soğukkanlı değerlendirmeler yapma günü…

 

 PALAVRAYI BIRAKALIM

  

Geçen hafta sonu, İstanbul’da Türkiye-AB ilişkileri açısından çok önemli bir konferans vardı.

 

Dördüncü yaşına giren “The Bosphorus Conferance”ınbu yılki konusu: “Türkiye-AB: Yollar ayrılıyor mu?” idi. British Council, TESEV ve Centre for European Reform (Avrupa için Reform Merkezi) tarafından organize edilmişti.

 

Son derece üst düzey bir katılım vardı. Birkaç örnek verirsem daha iyi anlatabilirim: Carl Bildt (İsveç Dışişleri Bakanı), Olli Rehn (AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri), Frits Bolkestesin (eski AB Komisyonu Üyesi), Elisabeth Guigov (Fransa’nın eski Adalet Bakanı), Neil Kinnock (AB Komisyonu eski Başkan Yardımcısı), Avrupa’dan beş ayrı tink tank, Türkiye tarafından da Ali Babacan (Dışişleri Bakanı), Hilmi Güler (Enerji Bakanı), Mehmet Şimşek (Devlet Bakanı) gibi bakanlar, parlementerler, Şebnem Karauçak (Euro Horizons Danışma Şirketi) gibi uzmanlar ve AB ile yakından ilgilenen gazeteciler katıldı. İki günlük çalışmayı 70–80 kişi izledi.

 

Kimse, diplomatlık yapmadı.

 

Kimse, sırf nezaket adına Türkiye’nin sırtını sıvazlamadı. Tam aksine çok gerçekçi değerlendirmeler dinledik.

 

Ama bütün o değerlendirmeler arasında “biri” çok konuşuldu.

 

O “biri”, Olli Rehn idi. 2006’dan bu yana Türkiye’yi kollayan ilişkilerin kopmaması, müzakerelerin durmaması için olağanüstü çaba harcayan isim... Eğer Rehn olmasa, AB ile müzakereler çoktan askıya alınmış veya durdurulmuştu.

 

Olli Rehn, hem konferans katılımcıları için verilen ve basına açık olan yemekteki konuşmalarında, hem de basına kapalı oturumu ve aralardaki sohbetlerinde, 301’in kaldırılmasında “sabrın taştığını vurgulayan sert tonlamalarla” konuştu. Hatta konuşmalarından birinde ( Lets cut the crap) dedi. Yani, tam tercümesiyle “palavrayı bırakalım” dedi.

 

Evet, çok ağır bir ifade. Ama eğer Olli Rehn gibi, Türkiye’yi destekleyen nazik bir insan böyle tepki gösteriyorsa, bir an için durup kendimize bakmalıyız.

 

Zaman Türkiye lehine işliyor. Krizleri aştık, artık harekete geçelim. Önümüzdeki engel 301’dir. Bunu değiştirin ve yola çıkalım” diyen Olli Rehn’i şu günlerde duydukları çıldırtmış olabilir. Zira Ankara’dan yine ayak sürüme sinyalleri geliyor:

 

Askerler istemiyor ve çok bastırıyorlar”

 

“Anayasa değişiyor. Onu bekleyelim”

 

“Milliyetçiler ve Ulusalcılarla kavga etmek istemiyoruz”

 

“Zaten, 301 bazı AB ülkelerinde de var.”

  

Anlayacağınız, neredeyse 3 yıldır tartışılan ve Ankara direndikçe, uluslararası bir markaya dönüşen 301 artık herkesi sinirlendiriyor.

 

AKP’nin bu tutumu da, müzakereleri hareketlendirmemek ve “aday ülke statüsü” ile yetinmek istediği kuşkularını da arttırıyor.

 

Anlayacağınız, ne yazık ki, bu konferans da 301’in gölgesinde kaldı. Ankara yine, tek bir adımla tüm mekanizmaları hareketledirebilecekken, hiç oralı değilmiş gibi davrandı.

 

 

DİĞER NOTLAR

                                                         

301 ‘e ASKER İTİRAZI MI VAR? 

 

Olli Rehn’i ve “Türk dostları” dediğimiz kesimi son derece bıktıran, Ankara’nın verdiği sözleri tutmaması. Her defasında yeni gerekçelere karşı çıkması. Zaten bu garip tutumdur ki, 301’i her gün daha ünlendiriyor ve gereksiz bir şekilde dikkatleri üstüne çektiriyor. Olli Rehn; 2005–2006 döneminde “Sivil toplum örgütlerine sorduk, yanıt bekliyoruz” diyen AKP iktidarının şimdi de “askerler karşı çıkıyor” diye ortaya çıkmasına “artık taşeronlara bırakılmasını kabul etmeyiz” şeklinde tepki gösteriyor.

 

Ankara’dakilere mesaj: Eğer acele etmezlerse, 6 Kasım’da yayınlanacak Komisyon’un ilerleme raporu çok ağır olacak.

 

                                 *                    *                    *

 

301 KONUSUNDA HALA KARAR YOK

 

 

Konferansa, Dışişleri Bakanı Ali Babacan da katıldı. Önceden hazırlanmış olan konuşmasında 301’e değinmeyince, sorulara boğuldu. Doğrusunu söylemek gerekirse, yanıtları hiç tatmin edici değildi. Aslında açıkça anlaşılıyor; Başbakan henüz bu konuya eğilmemiş, Babacan da 301 ile ilgili ne yapılacağını düşünmemiş.

 

Malum, Başbakan’dan direktif çıkmayınca, tüm mekanizma duruyor. Kimse hareket edemiyor.

 

Patrondan sinyal gelene kadar da beklemeye devam edilecek.

 

İşte durum böylesine acıklı.

 

Son günlerde yeni bir gerekçe daha belirdi. Anayasa için MHP’ye ihtiyaçları olduğundan dolayı, AKP’liler 301’e şimdilik dokunmak istemiyorlarmış.

 

Benim tek ümidim, geçen hafta Cumhurbaşkanı Gül’ün Avrupa Konseyi’ndeki sözleri ve Avrupa’nın giderek artan baskısının cesur bazı AKP’lileri harekete geçirmesi. Eğer Başbakan’a durumu anlatırlarsa, belki kıpırdanma başlar.

X