"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Pişmiş aşa su katan sorular soruyorum

- Kenan Evren’i, Tahsin Şahinkaya’yı yargılayan ve bununla gurur duyanlar, neden parti genel başkanlarını “kral” haline getiren 12 Eylül zihniyetinin ürünü Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar?

-  Generalleri içeri tıkanlar, dokunulmazlara dokunanlar, neden 12 Eylül’den yadigâr “milletvekili adaylarının genel başkanlar tarafından belirlenmesi” kuralını değiştirmeyi gündemlerine bile almıyorlar?

-  Yargının CHP’nin arka bahçesi haline gelmesine son verdiklerini söyleyenler, neden kimsenin arka bahçesi olmayan bir yargı sisteminin oluşmasını sağlamıyorlar?

-  TRT Şeş’i açmakla övünenler, JİTEM kazılarından çıkan kemiklerle hesaplaşanlar, neden karanlık günlerden tevarüs edilen “yüzde 10 seçim barajı”na “dokunma yanarsın” muamelesi çekiyorlar?

-  Darbe defterlerini açanlar, 12 Eylül’le hesaplaşanlar, neden konuyu bir türlü 12 Eylül’ün “Türk-İslam sentezi” ideolojisinin oluşumuna katkı sunan Aydınlar Ocağı’na getirmiyorlar?

-  “Darbelere selam durdular” diye her gün her görüşten insanı hararetle afişe edenler, neden bir gün olsun cemaat liderlerinin darbeci general övgülerine dair kelime bile etmiyorlar?

-  30 sene evvel devlet dersinde öldürülmüş gençlere gözyaşı dökenler, neden bugün sırf pankart açtılar diye gençleri devlet dersinde süründürmekten geri durmuyorlar?

Dalkavuk kimdir

Hayatımda işittiğim en güzel dalkavuk tarifini Mehmet Altan yapmış.
Şöyle diyor:
“Eleştiremediği adamı övene dalkavuk denir”.
Süper bir tarif!
Bu tariften çıkarılması gereken ders ise şudur:
Eleştiremediğin adamı övmeyeceksin.

* * *

Benim de Mehmet Altan’ın “dalkavuk” tarifine benzer bir “yiğit” tanımım var.
Şöyle:
“Başbakan hakkında ağzına geleni söyleyemediğin bir memlekette ana muhalefet liderine de ağzına geleni söylemiyorsan kendi çapında yiğitlik yapıyorsun demektir”.

Başbakan’ın gazetecisi

BAŞBAKAN Tayyip Erdoğan, Zaman gazetesinin kuruluş yıldönümü töreninde yaptığı konuşmada “ideal gazeteci” tarifi yapmış.
Şöyle demiş:
“Kalemini satmayan, kalemini kiralamayan, doğruyu mertçe savunup yanlışın karşısında dik duran herkesi yürekten selamlıyorum”.
Ne güzel değil mi?
Ancak insan yine de merak etmiyor değil.
Acaba Başbakan Tayyip Erdoğan’ı destekleyen kaç yazar, bu yürekten selamı üzerine alıp “ve aleykümselam” demeyi hak ediyor?

Türk Parlamentosu İslami törenlerle açıldı

ERTUĞRUL Özkök, Tahrir Devrimi’nden sonra ilk kez toplanan Mısır Parlamentosu’nda çekilmiş bir fotoğrafı yayınladı geçtiğimiz günlerde köşesinde.
Dua için ellerini açmış Mısırlı parlamenterlerin fotoğrafıydı bu...
Yukarıdan çekilen fotoğraf, ilk bakışta bir ibadet yerinde çekilmiş izlenimi veriyordu.
Ertuğrul Özkök, bu fotoğraftan yola çıkarak Mısır’ın geldiği noktanın laiklikten uzak bir nokta olduğu sonucuna varıyor.
Maksadım Özkök’ün bu tezini tartışmak değil.

* * *

Ben asıl Özkök’ün satırları arasında geçen şu cümleye takıldım:
“Türk Parlamentosu bugüne kadar böyle bir açılış yapmadı”.
Acaba?
İlk Meclis’in açılışından fotoğraflar var şu an önümde...
Yöresel ve dini kıyafetlerle yurdun dört bir yanından gelmiş parlamenterler dualar ediyorlar. Atatürk de ellerini açıp o dualara katılıyor.
Kısacası...
“Türk Parlamentosu bugüne kadar böyle bir açılış yapmadı” demek yerine “Türk Parlamentosu, Birinci Meclis’in açılışında böyle bir tören yapmıştı” demek daha doğru olurdu.

Talihsiz insan kimdir

-  “Seninle ilişkimiz hakkında konuşmak istiyorum” cümlesine muhatap olan insandır.
-  Çok sevdiği insanın ayrı yazılması gereken “de”leri bitişik yazdığını fark eden insandır.
-  En yakın ahbabının bin yılın en netameli politik konuları bir çırpıda çözdüğünü sanmasına tanıklık eden insandır.
-  Topluluk içinde gösterilen insandır.
-  Karolin Fişekçi tipi insanlarla bir süreliğine de olsa muhatap olmak durumunda kalmış insandır.

Hani yok hükmündeydi?

FRANSA ’nın verdiği karar için...
Bir yandan “bizim için yok hükmündedir” deniliyor.
Bir yandan da o kararın ne kadar önemli olduğunu gösteren her türlü hareket çekiliyor. Başbakan her gün Fransa’yı konuşuyor.
Gazeteler her gün Fransa’yı manşete taşıyor. Ekranlar her gün Fransa konusunu işliyor. Sarkozy’ye hakaretler yağdırmalar, Fransa’ya ambargolar falan...
Hayrünnisa Hanım bile Fransa Sefiresi’ni davetten mahrum bırakarak kendince “ambargo” uyguluyor.
Kısacası...
Bir mübalağa, bir ağırbaşlılıktan yoksunluk, bir abartı ki...
Bu kadar olur.

* * *

Oysa bir karar için “yok hükmündedir” dendikten sonra ona gerçekten “yok” muamelesi yapılır.
Hem “yok hükmündedir” denilip hem de tepkide aşırı gidilmez.

X