"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Paketler ve Minik Serçeler

YIl 2001. Mevsim sonbahar.<br><br>(Merak etmeyin şiir katliamı yapmayacağım.)

11 Eylül’ün üzerinden fazla zaman geçmemiş.

Roma “Fiumicino” Havaalanı’nın “şüpheli paket bölümü”nde yol arkadaşım ve 3 “karabiniyeri” (İtalyan Cendermesi) ile dikilmekteyim.

Masanın üstünde yol arkadaşıma ait bir paket bulunmakta.

Keçi sakallı karabiniyeri Joe Pesci’yi çağrıştıran bir İngilizceyle soruyor:

“Vat izi diz, eah?”

Arkadaşımın cevabı dünyanın o sırada içinden geçmekte olduğu dönem için fazla riskli: “Pomp!”

* * *

Filmi biraz başa saralım.

Galatasaray-Lazio maçı için Roma’daydık, döneceğiz.

Yol arkadaşım dönüş yolunda İtalya’da yaşayan bir tanıdığından paket almış.

Pakette havuz için su pompası var.

Bagaj tesliminde bir problem yaşanmıyor ama biz uçağı beklerken jandarma pakete takılıyor.

Bakıyorlar, bir mekanizma.

Çağrı, duyuru, anons “Hişt mister...” derken arkadaşıma ve dolayısıyla bana ulaşılıyor.

Gelmeme karşı çıkıyor karabiniyeri; fakat ben arkadaşımın yabancı dilinin bulunmadığını bana ihtiyaç duyacaklarını söyleyerek yanlarına yazılıyorum.

* * *

Arkadaşım Pembe Panter’deki Peter Sellers’ın “lö bömb”üne yakın bir performans sergileyince, kısacık, ölçülemeyecek kadar kısa bir zaman diliminde içimden samimi olarak şunları geçirdim:

“Niye alıyorsun paket maket be dosum?!

Haydi seni tanırım bomba görsen, eeee bilmedim, bomba diye kaçarsın!

Ama sen İtalya’daki dostunu, onun dostunu, dostunun dostunu tanıyor musun ki?

Kim kapattı bu paketi, kim açacak?

İçini kim doldurdu?

Neyse kodeste ömür boyu söyleneceğim zaten, şimdi susup müdahale etmeyi deneyeyim...”

* * *

Karşıki dağlar ceeen-derme, cenderme!

O zamanlar “van minüt” yok, işi garantiye almak için Tarzanca efektli bir İngilizceyle atıldım:

“Hey, hey! Ho-ho! No pomp, no pomp ofisır. Dis iz e votır pomp. Yeees, votır pomp...”

“Pomp”u duyunca sandalyesini bi kıç geri iten tombul karabiniyeri (Yahu, sanki bomba olsa patlasa, o bi kıç kurtaracak seni!) “Açın” şeklinde bir el hareketi yaptı.

* * *

“Pomp” lafının yarattığı etkiden dolayı ayrıca şoke olmuş dostumu dürttüm:

“Ağbi aç bakalım şu paketi..”

Daha önce yakından su pompası görmemiştim.

Açıkçası görmeden de ömrümü tamamlardım herhalde.

Fakat ben de baktım. Bir şey anlamasam da The Simpsons’daki Mister Burns vurgusuyla “Votır pomp, sii, votır pomp; ehe-ehe! Eksılınt!” dedim.

Konu tatlıya bağlandı; bizi uçağa yanar döner karabiniyeri aracı ile götürdüler.

Diğer yolcular üzerinde yarattığımız gizemli hava günün tek artısıydı.

Dönüş yolu boyunca “Bilmediğin pakete kefil olmak” üzerine düşündüm.

Fazla sürmedi, sıkıldım, kitabıma döndüm..

* * *

Açılım tartışmaları sırasında Sezen Aksu’nun verdiği desteğe gelen tepkilerde ortak nokta: “İçini biliyor musun ki destek veriyorsun? Sana ne oluyor Minik Serçe?”ye geliyor, takılıyor.

Sezen’e feci ayıp ediliyor.

Aşık olurken Sezen, kalp sızlarken Sezen, coşup çağlarken Sezen, hasret çekerken Sezen, düğünde Sezen, cenazede Sezen...

Memleket meselesine gelince “Dur Sezen!”

Sezen Aksu’nun katılın veya katılmayın fikrini söylemeye hakkı vardır.

Keza Devlet Bahçeli’nin, keza en fanatik milliyetçinin, en radikal Kürt’ün söz hakkı vardır bu konuda.

Onbinler canını, cananını kaybedip en büyük acıyla bedel ödedi. Faturanın ağırı onlara çıktı. Faturayı hepimiz paylaştık; gelişememek, güvenememek, yaşayamamak, huzura erememek şeklinde milletçe ödedik.

Fakat barış yerine silaha para harcayıp ölüp öldürerek geldiğimiz yer bugün ve burası.

* * *

Neticede kapalı pakete kefil olmasam da, kapalı pakete kefil olan Sezen’e kefil olurum.

Pakete açılınca bakarım ama Sezen Aksu’nun söz hakkına kefil olurum.

Uzatmayalım, Sezen’e kurban olurum.

 

 

X