"Osman Müftüoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Osman Müftüoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Osman Müftüoğlu

Otçu çakma doktorlara kulak asmayın

“Bilmemekten daha tehlikeli olanı, bilmediğini bilmemektir” derdi 9’uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. Sağlık alanında tam da bu öngörüyü doğrulayan bir süreçten geçiyoruz. Mesleğini hakkıyla yapan aktarlar beni affetsinler ama “İlaç kötü, ot alın!” demeye cahilce cesaret eden çakma sağlıkçılara karşı dikkatli olun.

“UZMAN” postuna bürünmüş “çakma sağlıkçı”lar en çok da şu cümleleri tekrarlayıp duruyor: “Kimyasal kullanmayın. Sağlıklı kalmak istiyorsanız kimyasallardan uzak durun!”. Ve devam ediyorlar: “Migren krizi mi geçiriyorsunuz? Kimyasal kullanmayın. Romatizmanız mı var? Kimyasal kullanmayın. Gaz, şişkinlik, kabızlıktan mı yakınıyorsunuz? Kimyasal kullanmayın.” İşi daha da ileri götürüp, “hipertansiyon tedavisinde tansiyon haplarını, diyabet tedavisinde şeker haplarını, insülin iğnelerini, koroner damar tıkanıklığında kan sulandırıcıları, kolesterol ilaçlarını da kullanmayın, çünkü bunlar kimyasal içeriyor, bu sorunları da otla-çöple-taşla çözün!” demeye cesaret edenler de var.

‘İlaçlar kimyasal çöplük!’

Bu “çakma sağlık uzmanları”na ben “aktar doktorlar” diyorum. Onlara göre migrenden sinüzite, koroner damar tıkanıklıklığından katarakta, tansiyon yüksekliğinden şeker hastalığına, hatta kansere kadar yüzlerce hastalığın tedavisini ot-çöp ya da bunlardan üretilen dandik haplar, kremlerle yapmanız mümkün! Yok, eğer böyle yapmaz da “reçeteli bir ilaç” kullanmaya kalkarsanız yani “aktara değil de gerçek doktorlara ve eczaneye gitmeye kalkarsanız” haliniz yaman! Bu durumda hem tedavi olamazsınız, hem de vücudunuz “kirlenir”, dahası kimyasal bir “çöplük” haline gelir.

Amaç para kazanmak

Bu uyanıklar (muhtemelen parasını ödeyerek katıldıkları) televizyon programlarında daha çok inançlı, iyi niyetli, az eğitimli bir toplum kesiminin kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Bu işi yaparken inançlarımızı suistimal etmeyi, dini motiflerimizden faydalanmayı, palavralarını “dini hikâyelerle allayıp pullamayı” da ihmal etmiyorlar.

Cinsel gücü artıran içecek

Ürettikleri, daha doğrusu çakma üretim tesislerinde kapsüllere tıkıştırıp tabletlere sıkıştırdıkları “doğal formüller” ne içeriyor, bunların içlerinde ne var sorusuna ise “lavanta suyu, karpuz kabuğu özü, narçiçeği, alıç tohumu tozu” gibi eften püften yanıtlar veriyorlar, olmayan araştırmalardan, adressiz araştırma merkezlerinden, hayalet uzmanlardan bahsediyorlar. Bunların “palavra” üretebilme yetenekleri konusunda en güzel yazılardan birini Sayın Yavuz Semerci yazdı. Dahası yine Yavuz Bey bu işin canlı tecrübesini “cinsel gücü artıran bir içeceği” farkına varmadan deneyerek bizzat yaşadı. Yaşadıklarını da etraflıca anlattı köşesinde.

İyi niyet suiistimal ediliyor

KONU önemli. Önemi artarak devam ediyor. Muhtemelen iyi niyeti suistimal edilen binlerce mağdur insan ve yüz milyon doları aşan bir pazar büyüklüğü söz konusu. Ne var ki kontrol mekanizmalarını işletmeleri gerekenler mekanizmaları bir türlü harekete geçiremiyorlar.
Zayıflama hapları
Bu ürünlerin zaman zaman bir-ikisinin yasaklandığını görüyoruz ama bunun için birkaç vatandaşımızın hayatını kaybetmesi gerekiyor. Afrika mangosu, yosun, altın çilek özü diye pazarlanan Çin’den, Hindistan’dan ithal sibutramin ihtiva eden –sibutramin bilinen en toksik kimyasallardan biri olabiliyor- bu ottan, çöpten ilaçları yutup da birileri ölecek, belki o zaman kontrol ve denetleme mekanizmasından sorumlu olanlar harekete geçecek (Yavuz Bey’in bilmeden denediği içeceğin incelenip incelenmediğini, içinde örneğin sildenafil -viagranın içindeki aktif madde- olup olmadığının araştırılıp araştırılmadığını hâlâ bilmiyoruz. Afrika mangosu adıyla satılan zayıflama hapını içerek hayatını kaybedenlerin kullandıkları zayıflama hapında “sibutramin” olup olmadığını da bir türlü öğrenemedik!)

Bu uyanıklara kim engel olacak

BU kısa yoldan zengin olmayı kafasına koymuş, gözü aç, yüreği kara uyanıklara kim, ne zaman ve nasıl engel olacak, “kimyasal kullanmayalım” diyerek vatandaşın bedenini kimyasal çöplüğüne çevirenlerin sonu ne olacak bilinmiyor. Bunlar bilinmeyince de “Aktar doktor”larımız halkımızı yanlış bilgilendirmeye devam ediyor. Hiçbir tıbbi eğitimden geçmedikleri halde televizyonlarda, gazetelerde otla, çöple hastalık tedavi edenler ve ürünlerini pazarlamaya çalışanlar faaliyetlerini sürdürüyor.

Hapı yutan, hapı yutar mı?

SON günlerde sık gündeme gelen sorulardan biri de şu: İlaç kullanmak yanlış bir tedavi seçeneği mi? Bir başka deyişle “hapı yutan, hapı yutar mı?”
İyileşmek için hap yutanlardan bazıları gerçekten de hapı yutabiliyor. Ama bu sadece “reçeteli ilaçlar” için söz konusu değil, “vitamin hapı” veya “bitkisel destek” olarak bilinenler için de geçerli bir durum. Peki, hapı yutma ihtimalimiz hangisi için daha çok? diye merak ettiğinizi de biliyorum.
Modern tıp hastalıkları “tedavi” alanındaki başarılarıyla her yıl yüz binlerce insanın ölümüne yol açan birçok hastalığı ilaçlar ve aşılar sayesinde “tedavi edilebilir sağlık sorunları” haline getirdi. Çiçek ve veba salgınlarının bugün sadece tıp tarihi kitaplarında okutulmasının arkasında bu vardır.

İlaçların iki yüzü

Çocuk felci konusu geliştirilen aşı sayesinde neredeyse bitme noktasındadır. Tifüsten, trahomdan ilaçlar sayesinde neredeyse hiç söz edilmemektedir. Verem, malta humması ve zatürree tedavilerinde de inanılmaz başarılar elde edilmiştir. Listeyi daha da uzatmak mümkündür. Ayrıca reçeteli ilaçların (ve aşıların) başarıları sadece mikrobik hastalıkların önlenmesi veya tedavisi ile sınırlı değildir. Reçeteli ilaçlar sayesinde kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi alanlarda da çok güzel işler başarılmıştır.
Kısacası tıp dünyasının kazandığı başarıların pek çoğunun ardında ilaçların, onları geliştirip üreten ilaç endüstrisinin imzası vardır. Siz hastalar da ve biz hekimler de ilaçları bulan araştırmacılara, üreten endüstriye çok şey borçluyuz...  Bu güzel resmin can sıkıcı olabilecek bir yüzü daha var. Özellikle son 20 yıldır ilaçlar ve ilaç üreticileri ile ilgili ciddi bir güven bunalımı oluştu. Güvensizlik her gün biraz daha artarak şiddetlenip tırmanarak devam ediyor. Birbiri ardına açıklanan araştırma sonuçları, ilaç üreticilerine gönderilen uyarılar ve kesilen milyar dolarlık cezalar, bizim de, bize güvenip ilaç kullanan hastalarımızın da kafasını karıştırıyor.
Öyle ki bu güvensizlik ortamı, “hapı yutarsan, hapı da yutarsın!” gibi gerçekten tatsız ve ürkütücü deyimlerin ortaya çıkmasına bile yol açabiliyor. Gelin görün ki bu gelişmeler reçeteli ilaçları tümüyle kötüleyin, “tu-kaka” yapıp onları doğru zamanda, doğru doz ve sürelerde kullanmaktan çekinmemizi de gerektirmez, gerektirmemeli.

Hastalar da bilgili olmalı

Reçeteli ve denenmiş bir ilaç, deneyimli bir hekim tarafından yazılıp bilgili bir hasta tarafından usulüne uygun kullanıldığında tedavi edici, hatta bazen hayat kurtarıcıdır. Farkına varmadan büyüttüğümüz, bazı ilaç üreticilerinin dikkatsizliği nedeniyle çok sık gündeme getirmek zorunda kaldığımız “reçeteli ilaçlardan zarar görme durumu” çok daha tehlikeli bir başka alternatifin “ot-çöp” haplarının ve “aktar doktorlar”ın devreye girmesine yol açıyor. Yani fotoğrafın bu yüzü çok daha karanlık, çok daha tehlikeli. O yüze dikkatle bakmak, uyanık olmak zorundayız. Bize bu konuda da yol gösterebilecek güzel bir atasözümüz var: Yağmurdan kaçarken doluya yakalanmayalım!

X