O son beş dakika böyle geçti

KENDİNİZİ bir yoklayın, hafızanızı biraz zorlayın...

Haberin Devamı

Öyle beş-on yıl değil, üç-beş hafta gerisine gidin...

Gazetelerde, televizyonlarda şöyle bir cümle dikkatinizi çekti mi?

Amirallere suikast diye bir dava yok.”

Kendi hafızamı yokladım.

Ben ki, fena gazete okumam, ben atlasam, çevremden en az birkaç kişi atlamaz.

Biz bile fark etmedik.

Bu lafı söyleyen herhangi biri değildi.

Poyrazköy davasının mahkeme üyesi Mehmet Hamzaçebi’ydi...

O sıradan cümlenin arkasında büyük bir trajedi var.

Bir intihar ve intiharın geride bıraktığı insanlar.

* * *

Size önce, intihardan beş dakika öncesini anlatayım.

Kardeşi, o anı Sedat Ergin’e şöyle anlatmıştı:

Ali’yi aşağıda beklemeye başladık.

Gelmeyince içime bir kurt düştü.

Hemen yukarı fırladım.

Tam banyonun kapısında patlama sesi geldi.

Önümde yere yığıldı.

Yakasını açtım, elimi kalbine götürdüm.

Kalbi atıyordu. Her yer kan içindeydi.

Biz kıyameti o an bu dünyada yaşadık.”

* * *

Haberin Devamı

İntihar eden kişi Deniz Yarbay Ali Tatar’dı.

5 Aralık 2009 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olmak iddiasıyla tutuklandı.

16 Aralık’ta serbest bırakıldı.

18 Aralık’ta hakkında yeniden tutuklama kararı verildi.

Avukatı, intiharından hemen önceki halini şöyle anlatıyor:

Sandalyede oturuyordu. Omuzları çökmüştü. Gözleri yarı açık yarı kapalı gibiydi.

Gece uyumadığı belliydi.

‘Ben bir şey yapmadım. Beni oraya koymayın’ dedi”.

Ali Tatar, son nefesini ambulansta verdi.

* * *

Kendisi için neler yazılmadı, ne manşetler atılmadı...

Yapılan suçlamalardan biri de, amiraller davasıydı.

Yani cenazesine katıldığı komutanına suikast düzenleyeceği iftirasını bile atmışlardı.

Ve geçen gün o mahkemenin bir üyesi açıkladı:

Amirallere suikast davası diye bir dava yok...”

Tek cümle...

* * *

Yarbay Ali Tatar’ın eşi Nilüfer Tatar geçen salı günü Cumhuriyet’e konuştu.

Dedi ki:

Hapse girmenin, iftirayla baş etmenin ne demek olduğunu, sevdiklerinden ayrı kalmanın ne kadar zor olduğunu umarım bir gün kendileri de anlarlar”.

Arkasından ekledi:

Ben beddua etmemeye çalışıyorum.

Zira inançlarımız bizleri bundan uzak durmaya çağırıyor...”

* * *

Hazır hatırlamışken...

Bir de Ergenekon denilen örgütün kasası vardı.

Adı Kuddusi Okkır’dı..

Hatırladınız mı, manşetlerdeki o meşhur kasayı...

Hani cenazesini bile belediye kaldırmıştı.

Savcının mütalaası açıklandı.

Kasa nerede belli değil. İçindeki para nerede, ne kadarmış, nereye harcanmış...

Hiç belli değil...

Yeri belli olan tek unsur var.

Kasiyer...

O da gariban bir halk mezarlığında yatıyor...

O kasiyer ki, kefenini bile belediye satın aldı...

Hadi biraz vicdanınız kaldıysa, o meccane kefenin bir türlü bulamadığınız cebini de sorun...

Haberin Devamı

Sayın Bakan, o soruya Başbakan’ın  ve benim adıma da cevap verin lütfen

ORTADA hayatının baharında kazaya kurban gitmiş iki genç kızın naaşı var.

Cenazeleri morgdan alınıyor.

Ne cenaze töreni, ne cenaze namazı.

Hastane din görevlisi durup dururken konuşmaya başlıyor.

İmam değil, sanki “özel yetkili mahkemenin ahlak yargıcı...”

Ailesi niye bu kızları evlerinden uzak yere okumaya göndermiş...

Sadece çocuklarının naaşları başındaki ıstıraplı anne-babayı değil, bütün Türkiye’yi yargılıyor.

Diyarbakır’dan kalkıp İstanbul’da okuyanı...

Ankara’dan kalkıp Muğla’da okumaya gideni...

İzmir’den kalkıp, İstanbul’dan kalkıp ta Amerikalara okumaya gideni...

Herkesi, her aileyi yargılıyor.

Yani diyor ki:

Çocuğunuz uzakta okursa işte böyle olur...

* * *

Haberin Devamı

CHP Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, dün bu konuyu Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’a sordu.

Bozdağ’ın bu soruyu ciddiye almasını çok isterdim.

Bir kere soruyu soran herhangi bir milletvekili değil.

Bilkent Üniversitesi mezunu.

Harvard John F. Kennedy Kamu Yönetimi Okulu’nda araştırmacılık yapmış.

Doktora tezi “İnanca dayalı kolektif mücadele...”

Ayrımcılık ve nefret söylemi üzerine çalışıyor.

Soruya cevabı verirken bunu dikkate almasında yarar var.

* * *

Tabii bir de bu ülkede, başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın çocukları, kendim ve kızım da dahil olmak üzere binlerce insanın çocuklarının ülkemizden binlerce kilometre uzakta öğrenim yaptıklarını da dikkate almalı.

Bir de geçenlerde, İstanbul’da kaldıkları evde hunharca katledilen başörtülü iki kızımızı...

Onları ve onların ailelerini de gözünün önüne getirmeli.

Bu sözler sadece o iki aileyi değil, hepimizi üzmüştür.

Mahalli bir imamın mahalli sözleri değil...

Yaşarken birbirimize karşı saygımız yok, hiç olmazsa çocuklarımızın naaşları huzurunda biraz dikkatli olalım.

 

Yazarın Tüm Yazıları