"Ertuğrul Özkök" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ertuğrul Özkök" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ertuğrul Özkök

O an hayalimden şu geçiyordu

GEÇEN cumartesi gecesi Haber Turk’te, Murat Bardakçı’nın programını izliyorum.<br><br>Konuğu Arda Gedik.

Arda Gedik, Menderes hükümetinin İçişleri Bakanı Namık Gedik’in oğlu.

Namık Gedik, 27 Mayıs askeri darbesinden sonra, askerler tarafından alıkonulduğu yerde intihar etti.

Konuşan insan, babasını askeri darbede kaybetmiş biri.

Yaşadığı travmanın ne olduğunu tahmin etmek güç değil.

Ben yaptığı konuşmadan çok etkilendim.

Derslerle dolu bir konuşmaydı.

Askeri darbelerin felaketini bütün çarpıcılığı ile anlattı.

Beni en çok etkileyen şeylerden biri, içinde hiçbir intikam duygusunun bulunmadığını açık şekilde söylemesiydi.

“Ben neyin intikamını alayım. Bugün Aydın’ın en büyük caddesinin adı Adnan Menderes. Onun bir yanından ötekine geçen köprünün adı Namık Gedik.”

Sonra 4 isim saydı.

Hepsi de 27 Mayıs darbesini yapan Milli Birlik Kurulu’nun üyeleriydi.

Sokağa çıkıp sorsanız, o günleri yaşayanlar bile hatırlamaz.

Ama Adnan Menderes ve arkadaşları, İstanbul’un ortasında bir anıt mezarda yatıyor.

Hatta tarihin bu dramatik olayına bakıp, bugünün silahlı kuvvetlerinin yıpratılmaması gerektiği anlamına gelen sözler söyledi.

O gece anladım ki, intikam duygusundan arınmak, insanı çok özgürleştiriyor.

O duygudan arınmak, intikam almaktan çok daha güçlü bir şey.

* * *

Bugün 27 Mayıs...

Türkiye tarihinde en dramatik siyasi gelişmeleri başlatan askeri darbenin 50’nci yılı.

Türkiye’nin bir bölümü, bu dramatik olayla hesaplaşmasını yaptı.

Yaptı ve o darbede hayatını kaybeden insanların anısına o anıtı dikti.

Sadece onu da yapmadı.

Darbenin başındaki komutan olan Cemal Gürsel’in Anıtkabir’deki mezarını da oradan taşıdı.

Geçen cumartesi günü televizyonda CHP Kurultayı’nı izlerken şunları düşündüm.

Kılıçdaroğlu, genel başkan seçildikten sonra önce Atatürk ve İnönü’nün, sonra Ecevit’in mezarlarını ziyaret etse.

Ertesi gün de İstanbul’a, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın mezarlarına gitse.

Orada, askeri darbelere karşı kuvvetli bir mesaj verse ve bu toplumun 27 Mayıs’ta bölünen siyasetini tekrar birleştirmeye talip olduğunu söylese, nasıl bir etki yapardı?

Babasını kaybetmiş bir Arda Gedik, kendiyle ve geçmişiyle barışabiliyorsa; CHP de kendi üzerindeki bu yükü kaldırmak için bir adım atamaz mı?

Bence bu jestler, hem kişileri hem de kurumları büyütür.

Bütün kötülüklerin başı olan bir darbenin 50’nci yılında, artık hepimiz geçmişimizin bu trajik olayı ile yüzleşmemiz gerekir.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Zülfü Livaneli’nin yaptığı “Veda” filmini izlemesi çok hoşuma gitmişti.

Türk siyasetinin böyle barıştırıcı jestlere ihtiyacı var.

E hani demokratikleşiyorduk

DÜN, Sabancı Üniversitesi’nin iki öğretim üyesinin yaptığı araştırmanın sonuçlarına bakıyorum.

İki çarpıcı sonuç:

* Türkiye’de Avrupa Birliği’ne tam üyeliğe evet diyenlerin oranı yüzde 74’ten yüzde 46’ya düşmüş.

* “Demokrasiden memnunum” diyenler, 2007 yılında yüzde 52’yken, bugün yüzde 28’e düşmüş. Demokrasiden memnun olmayanların oranı ise yüzde 29’dan yüzde 50’ye çıkmış.

* Halk en büyük sorun olarak gelir dağılımındaki adaletsizliği ve geçim sıkıntısını görüyor.

Araştırmayı yapan insanlar ciddi.

Öyleyse bu sonuçları nasıl değerlendireceğiz?

Hani “Türkiye demokratikleşiyordu?”

Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile Prof. Ali Çarkoğlu’nun sunumunu izleyen Sedat Ergin, bunun nedenini sormuş.

Prof. Kalaycıoğlu’nun cevabı aynen şöyle:

“Benim kanaatim, çatışma ve kutuplaşmayla bir yere gitmiyoruz.”

Ben de şunu ekliyorum.

Türkiye bir korku imparatorluğuna dönüştükçe, muhalif diye görülen kurumların üzerine haksız cezalandırıcı yöntemlerle gidildikçe, medya susturuldukça, Ergenekon davasında ağır hukuk ihlalleri yapıldıkça, insanların demokratik tatminleri azalıyor.   

O yüzden diyorum ki, yaygarası iyice artan güya “liberal aydınlar” ve onların medyası, AK Parti’yi tuzağa düşürüyor.

Ne olup bittiğini biraz anlamak isteyenler çevrelerine şöyle bakmalı.

Mehmet Haberal’ın, Ergenekon davasındaki savunmasını anlatan kitabı elden ele dolaşıyor.

Bu kitaplar bana, 12 Eylül sonrasındaki Barış Derneği davasında yargılanan insanların durumunu hatırlatıyor.

O günleri hayırla anan var mı?

Emin olun bugünleri de hayırla anan olmayacak.

X