"Ahmet Hakan" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Hakan" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Ahmet Hakan

Mustafa Kemal’in patatesleri

“MUSTAFA Kemal’in askerleriyiz” sloganından hiç hazzetmem. Hemen söyleyeyim: Bu duygumun Mustafa Kemal’le bir ilgisi yok.

- Herhangi birinin askeri olamam ben. Tabiatıma ters... Mizacıma uymaz...
- Mustafa Kemal konusundaki tavrım net: Sevdiğim tarafları var, eleştirdiğim tarafları var. Minnetle andığım çıkışları var, “Keşke öyle yapmasaydı” dediğim uygulamaları var.
- Mustafa Kemal’e saygı duyarım ama askeri olmam... Sadece Mustafa Kemal’in mi? Hiç kimsenin askeri olmam, olamam.
- “Mustafa Kemal yaşasaydı...” diye başlayan cümlelerden de hiç hazzetmem. Neden? Çünkü ben öyle inanırım ki bir memlekette her şeyi tek bir kişinin varlığı ya da yokluğu belirlemez, belirleyemez. Belirlememeli... Söz konusu olan Mustafa Kemal bile olsa...
- “Mustafa Kemal yaşasaydı” ne olurdu? Bilmiyorum, bilemiyorum.
- Mesela AK Partili Hüseyin Çelik’in dediği gibi bugün Mustafa Kemal diye ortaya atılanlara patates bile soydurmaz mıydı? Yoksa Hüseyin Çelik’e, “Hüseyin! Çocuk! Sen bir dur hele” mi derdi? Bilmiyorum. Bilemiyorum...
- Ama bildiğim bir şey var: “Mustafa Kemal yaşasaydı” diyerek cümleye başlayanlar, aynı kalıptan başka türlü cümlelerin kurulmasına da imkân tanımış olurlar.
- Sen çıkar da “Mustafa Kemal yaşasaydı size patates bile soydurmazdı” dersen, bir başkası da çıkar “Mustafa Kemal yaşasaydı seni sopayla kovalardı ve sen kaçacak delik bile bulamazdın” der...
- Sonra? Sonra başlar “Kovalardı/Kovalamazdı” tartışması... Bu tartışmadan da ne vatana, ne millete, ne Mustafa Kemal’in askerlerine, ne Hüseyin Çelik’e bir hayır gelir.
- Kısacası çözüm şudur: Mustafa Kemalcilere gol atmak maksadıyla da olsa cümleye “Mustafa Kemal yaşasaydı” diye başlamamak.

Ergenekon için dört adet ‘ne iş’

BİR: Darbeye eksik ya da tam teşebbüsten herkeslere hem de ağırlaştırılmışından müebbetler yağdırılırken... Elleriyle muhtıra yazmış General Yaşar Büyükanıt’a dokunulmadı. Ne iş?
İKİ:
Koskoca insanlar, “İleride Öcalan dahil PKK’lılar için af çıkacak, bu kararlar olası genel af nedeniyle böyle ağır çıktı” diye yorumlar yapıyorlar. Gayet makul bir şey söylüyormuş gibi söylüyorlar bunu... Kimse de çıkıp da “Kardeşim böyle hesaplı kitaplı mahkeme kararı olur mu, olursa da buna adalet denir mi?” demiyor. Ne iş?
ÜÇ: Başbakan Erdoğan, İlker Başbuğ için “Terör örgütü lideri denmesini çok çirkin buluyorum, ona terör örgütü lideri diyenleri tarih affetmez” demişti. Mahkeme kararlarını hararetle savunan hükümet yanlıları, bu açıklamalarla ilgili bir yorum yapmıyorlar. Ne iş?
DÖRT:
Danıştay baskınının planlayıcılarından olan “Osmanım” denilen şahıs, Ankara’daki mahkeme tarafından müebbede mahkûm edilirken İstanbul’daki mahkeme tarafından tahliye edildi. Ne iş?

Yaşasın! Bir konuda anlaşıyor gibiyiz

UYUŞTURUCUYA sonuna kadar hayır!
Bu ortak noktamız.
Toplum olarak.

*

Bir ortak noktamız daha beliriyor galiba:
Uyuşturucu kullanmak suçlamasıyla gözaltına alınan ünlüleri, henüz hiçbir yargısal aşama söz konusu bile değilken kameraların önüne atıp ifşa etmeye, rezil etmeye, teşhir etmeye de hayır!
Bunca ayrılığın gayrılığın, bunca anlaşmazlığın ortasında böyle bir ortak noktaya doğru gidiyor gibiyiz. Hadi bakalım, ha gayret!

Yine şeker yine ramazan

KİŞİSEL geleneğim arasına girdi:
Her bayram “Ramazan bayramı mı diyeceğiz, şeker bayramı mı diyeceğiz” meselesiyle ilgili kalem oynatmak.
Geleneği bozmayalım o zaman...

*

Baktım arife günü Twitter’da kampanya yapılmış, “şeker değil ramazan bayramı” başlığıyla...
Öyle anlaşılıyor ki:
Bayrama “Ramazan” diyene de “Şeker” diyene de “Eyvallah” diyen bir olgunluğa sahip olamayacağız.
“İlle de ‘Ramazan’ diyeceksinciler” ile “ille de ‘Şeker’ diyeceksinciler” arasında ezilip gideceğiz.
Yazgımız bu galiba...

*

“Şeker Bayramı” tabiri Osmanlı’da da kullanılırdı.
Bana inanmıyorsanız İlber Hoca’ya sorabilirsiniz.
Üstelik “Ramazan Bayramı” adlı evrensel bir bayram ismi de yok.
Mesela Araplar “Ramazan Bayramı” demezler, “Aydül fıtr” yani “Fıtr Bayramı” derler...
Hadislerde de bu bayramın adı “Fıtr Bayramı” olarak geçer.

*

Ben bayrama “Ramazan Bayramı” demeyi tercih edenlerdenim.
“Şeker Bayramı” tabiri, bana yapmacık geliyor.
Ama bu benim tercihim.
“Şeker” demeyi tercih edenlere de İbrahim Tatlıses’in deyişiyle “Saygı duyarım”.

*

Son sözüm şudur:
İsteyen Ramazan Bayramı desin, isteyen Şeker Bayramı desin...
İkisine de “Eyvallah”.
Dayatmaya hayır.

Bayram kutlaması

RAMAZAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN.
ŞEKER BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN.

Mucit, icat falan

KARADENİZLİ Bakanımız Erdoğan Bayraktar, Karadeniz’de konuştu:
“Bizden mucit çıkmaz, biz ancak ara eleman oluruz”.

*

Karadeniz denilince hepimizin aklına ne gelir?
Ne gelecek?
Pratik zekâya yaslanan türlü çeşitli icatlar...
Teknolojiye nanik yapan akla hayale gelmeyecek pratik çözümler falan.
Hep beraber “Karadeniz yaylası/Mucitler yuvası” diye slogan atsak yeridir.

*

Yani mesele şudur:
Karadenizli Bakanımız o sözü söyleyerek, en çok Karadeniz ahalisinin hakkını yemiş oldu.

Not defterimden

- AZİZ Yıldırım’ın, “mahpusluk arkadaşı” Cübbeli Hoca’yı unutmamasını, ziyaretine gitmesini çok takdir ediyorum.
- Mustafa Ceceli’nin “Pop şarkıcısı olmak dini yaşamaya engel değildir” diyen bir tavrı, tutumu, daha doğrusu duruşu var... Üstelik bunu yaparken dünyanın en doğal işini yapıyor gibi davranıyor... Helal olsun.
- Birileri Mehmet Barlas ile Ekrem Dumanlı’yı barıştırsa... Bayram günü sevaptır.
- Merak ediyorum: Gezi’den beri Twitter’da estirmedik fırtına bırakmayan ve hayli enerjik takılan Melih Gökçek bayramda sakin olabilecek mi acaba?
- Bu ramazanın şampiyonu Nihat Hatipoğlu idi... Hoca resmen fenomen oldu çıktı. Abdülaziz Bayındır ise “aykırı hoca” olarak bayağı nam yaptı... Ama hiçbiri Ömer Tuğrul İnançer gibi üç gün süren polemik çıkarmayı başaramadı.
- Söylemiştim yine söylüyorum: Bayramda İstanbul çok güzel, çok sakin, çok dingin...
- Bayram nedeniyle tavanda bir diyalog imkânı görülmüyor. Acaba tabanda yapılabilir mi bu? Mesela AK Partililer CHP’lilerle, CHP’liler AK Partililerle diyalog kursalar... “Haklı olan, moral üstünlüğü olan diyalog kurar” desek acaba bir etkisi olur mu?

X