"Kanat Atkaya" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Kanat Atkaya" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Kanat Atkaya

Modern Sanat Müzesi için bir önerim var

ÇARŞAMBA günü Galatasaray, Denizli ile oynadı, malumunuz. Bu fakir de cimbomun peşinden gezer durur, bunu da biliyorsunuz.

Denizli'ye salı günü intikal ettik. Denizli'de gecelemek yerine, her mantıklı insanın yapacağı hareketi yaparak Pamukkale'ye geçtik ve bir otele yerleştik.

Pamukkale'nin en iyi otelinde kalmıyoruz ama, Malatya, Rize ve hele ki Yozgat'ta kaldığımız oteller düşünülürse bu otel Londra'daki St. Martin's Lane Hotel gibi kalır.

*

Pamukkale, travertenler, antik şehir, fallik sembollü mezarlar filan 2-3 saati yedik de, koca gün nasıl bitecek. Okumamız, yazmamız var, kitabımız da var, çekildik odamıza haliyle.

Bir ara televizyonda şansımı denemeyi düşündüm. Klasik orta kalite otel televizyonu. 20 kanal varsa bunların 10 tanesi dolu. Dolu 10 kanalın üç tanesinde görüntü net değil, biri yerel kanal vesaire.

Kala kala, klasik, ulusal kanallar kalıyor. Onlarda da hafta içi işkence programları var. Böyle acılar yaşamaya pek karşı olmadığımdan, Sabah Lolipopları filan, ne varsa seyretme kararı aldım.

Test ettim, dayanma sürem ortalama dört dakika kadar bir şey. Dört dakikada bir zap turuna çıkıp, yeniden aynı programa dönebiliyorum. Ama yine dört dakikadan fazla takılamıyorum.

Konuk profili genelde şöyle: Bir tane meşhur veya ikinci dereceden meşhur konuk muhakkak oluyor. Bunlar ağır toplar.

Sonra ‘‘kaset çalışmasını henüz tamamlamış’’ ve yaptığı şarkıların kötülüğüne kendi bile inanamayan pop müzik yıldız adayı bulunduruluyor.

O hep anlatıyor, ‘‘Gerçekten çok emek verdik. Gerçekten müzik yönetmenime teşekkür ederim. Gerçekten samimi bir albüm yaptığımıza inanıyorum. Gerçekten kalıcı olmayı hedefliyorum... Gerçekten Tarkan'ı çok seviyorum. Gerçekten onunla bir tanışabilsem, aşkımı anlatabilsem diye düşünüyorum...’’ Siz de aval aval bakıp kendi kendinize ‘‘Gerçekten mi?’’ diyorsunuz.

Bir de Tarkan gibi olmaya çalışanlar var. Muhakkak Kuzu Kuzu'yu söylüyorlar. Kadınların Tarkan'ın dans edişine tav olduğunu düşünerek kendilerini gaza getiriyorlar ve görülmemiş (Görülmemesinde fayda var tabii ki) figürlerle dans ediyorlar.

Bu ekibin saç modelleri bir inceleme konusu olabilir. Tanımlayamayacağım ama tuhaf duruyor. Hepsinin ismine bir boncuk kondurulmuş. Sahne adamı olduklarını söylüyorlar falan da filan.

*

Her neyse, yaklaşık bir saat kadar bu programlar arasında gezindikten sonra, bir tanesinde takıldım kaldım.

Manzarayı anlatmaya çalışayım. Sunucu bayan stüdyonun ortasındaki koltuğunda yüzünde, ‘‘Ne kadar dolu bir program oldu yarabbim’’ ifadesiyle oturuyor. Doluluk tesbiti fevkalade isabetli.

Çünkü sağındaki koltukta üç tane dansöz oturuyor. Hani Tarkan'la sahneye çıkacakları dönemde peçe takıp takmamaları gerektiğini tartışmıştı canım memleketim günlerce. İşte onlar, Mezdeke.

Mezdeke'nin yanında bir beyefendi oturuyor. Sunucunun sol tarafında da birileri var. Bu arada bir kişi de şarkı söylüyor.

Ama esas programa vurulmama neden olan hikaye, stüdyonun göbek kısmında oturan yorgancılar.

Evet, iki yorgancı oturmuşlar, canlı yayında yorgan dikiyorlar.

Bir an bütün Türkiye'nin su şebekesine kimyasal bir uyuşturucu katılmış olabileceğinden bile şüphelendim.

Yorgancıların durumunu anlamak için sabrettim ve şarkıyı dinledim. Büyülenmiş bir halde seyrettiğim bu manzaranın rahatlıkla Londra'daki Modern Sanatlar Müzesi Tate'de sergilenmesi gerektiğini filan düşünüyorum bu arada kendi kendime.

Bu güzide müzede sürekli sergilenebilecek bir fotoğraf karesiydi, emin olun. Hatta, program kasetinin Bienal kapsamında gösterilebileceğini bile düşündüm. Böyle gerçeküstü bir manzara.

Neyse, şarkı faslı bitince yorgancıların durumu anlaşıldı. yorgancılık, Türkiye'de giderek gözardı edilen bir meslek dalı imiş. Düşündüm, doğru. Mezdeke'nin yanındaki beyefendi de, yorgancıların meslek örgütünün başkan yardımcısıymış zaten.

Bir an kendime kızdım anlamadan yargılıyorsun diye. Ama bu kızgınlığım, o karenin bir modern sanat müzesinde sergilenmesi yolundaki fikrimi zerre kadar etkilemedi.

*

Sonra bir kanalda Gökhan Güney ve Güngör Bayrak'ın başrollerinde oynadığı ‘‘Hülyam’’ filmini yakaladım. Ben bu filmi daha önce nasıl atlamışım.

Bir klasik diyebilirim. Senaryosu filan bazı tekrarlar dışında inanılmaz iyi mesela. Maça gitmem gerektiği için sonunu seyredemedim ama çok etkilendiğimi söyleyebilirim.

Özellikle hasta Beşiktaş taraftarı, babacan otomobil tamircisi tiplemesi süperdi. Neriman Köksal, ‘‘mama’’ rolünde yine harikalar yaratıyordu.

Bir de Güngör Bayrak ne kadar güzelmiş ve nasıl çabuk unutmuşuz...

Gördüğünüz gibi durumum karışık. Sadeleşene kadar uzuyorum ben. Haftaya görüşürüz...
X